OHAL’den sonra göreve dönebilirler

Danıştay Büyük Genel Kurulu 1989’daki kararında 12 Eylül sıkıyönetiminde ihraç edilmiş ancak cezaya çarptırılmamış kamu personelinin göreve dönebileceğini belirtmiştir. Kararda sıkıyönetimin geçici bir rejim olduğu vurgulanmıştır

OHAL’den sonra göreve dönebilirler
11 Ağustos 2016 Perşembe 11:59

Av. Ceyhan Mumcu - Av. Erkin Etike
Arkasındaki ABD desteği hakkında hiç şüphe duymadığımız FETÖ tarafından yapılan darbe girişimini devlet ve milletin birliğiyle yenilgiye uğrattık. Bu başarının ardından alınan acil önlemler sayesinde FETÖ’nün devlet kurumlarının içinde kırk yıldır CIA’nın da desteğiyle yaptığı örgütlenme tasfiye edilmektedir. Bu tasfiye ve temizliği yakın tarihimizin en önemli olayı olarak kabul ediyoruz.
FETÖ mensuplarının kamu görevlerinden çıkarılmasına devam ederken bu örgüt ile ilişkisi olmayanların mağdur edilmemesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle eğer FETÖ mensubu olmadığı halde hakkında memuriyetten çıkarma işlemi tesis edilen kişiler varsa, bunların OHAL kalktıktan sonra kurumlarına verecekleri birer dilekçe ile görevlerine geri dönebileceklerine dair çok önemli bir Danıştay Büyük Genel Kurulu kararını kamuoyu ile paylaşma ihtiyacı duyuyoruz.

UYMA ZORUNLULUĞU
Bu kararın oluşmasına neden olan süreç, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nda yapılan bir değişiklik nedeniyle sıkıyönetim komutanlarının istemleri üzerine memuriyetine son verilen kişilerin, sıkıyönetimin sona ermesinden sonra memuriyete geri dönebilmek için yaptıkları başvurularla başlamıştır. Bu başvuruların reddedilmesi üzerine konu yargıya taşınmıştır. En sonunda Danıştay Büyük Genel Kurulu 07.12.1989 tarihli ve E:1988/6 K:1989/4 sayılı içtihadı birleştirme kararıyla meseleyi çözerek aşağıdaki iki şartın birlikte oluşması halinde görevine son verilen kamu görevlilerinin görevlerine geri dönebileceklerine karar vermiştir:
1) Sıkıyönetimin kalkmış olması. (Bugünkü anlamı: OHAL’in sona ermiş olması)
2) İlk kez kamu görevine girdikleri tarihte bu görev için yasa ve yönetmeliklerde öngörülen nitelikleri kaybetmemiş olmaları. (Bugünkü anlamı: Darbe girişimi ve FETÖ üyeliği davaları sonucunda hapis cezası ile cezalandırılmamış olmaları)
Öncelikle belirtelim ki Danıştay Kanunu’nun 40. maddesine göre Danıştay Büyük Genel Kurulu’nun vermiş olduğu içtihadı birleştirme kararlarına, Danıştay daire ve kurulları ile idari mahkemeler ve idare uymak zorundadır.

NEDENLERİN BELİRSİZLİĞİ
Danıştay Büyük Genel Kurulu, “1402’likler” ile ilgili kararında şunları belirmiştir:
“Sıkıyönetim komutanlarına tanınan yetkinin kullanımı yasada başlıca iki nedene dayandırılmıştır:
1- Sıkıyönetim bölgesinde genel güvenlik, asayiş ve kamu düzeni açısından çalışması sakıncalı görülmek,
2- Hizmetleri yararlı olmamak.
Görüleceği üzere sıkıyönetim komutanının takdirine esas alacağı nedenlerin tanımını yapmak, oluşumunu saptamak, niteliğini ve sınırlarını ortaya koyabilmek oldukça güçtür ve bu nedenler, büyük ölçüde kişisel değerlendirmelere bağlı olarak değişebilecek bir özellik göstermektedirler.
Özellikle “hizmetleri yararlı olmamak” nedeni, sıkıyönetim komutanlarının uzmanlık alanı dışında kaldığından, kamu idarelerine ve bu idarelerin yetkili yöneticilerine, sıkıyönetim komutanlarına öneride bulunmak suretiyle, kendi statüleri içinde sahip olmadıkları, kişisel yargılarına bağlı yeni bir yetki sağlamış ve bu yolla çok sayıda kamu görevlisinin işlerine son verme imkânı ortaya çıkmıştır. Bu yetkiye dayanılarak yapılan idari işlemlerin her türlü denetimin dışında tutulması, yetkinin kamu yararı dışındaki amaçlarla da kullanılmasına müsait bir ortam oluşturmuştur. Böylece 18.3.1926 günlü, 788 sayılı Yasanın 59. maddesinde kaldırıldığı açıklanan “idareten azil” müessesesi yeniden ihdas edilmiş ve Türk kamu personeli hukuku 1926 yıllarının gerisine götürmüştür.
Yetkinin kullanılması için maddede hiç bir usulün öngörülmemiş olması da kamu personeli yönünden tümüyle güvencesiz bir ortam yaratmıştır. Örneğin, kişinin genel güvenlik, asayiş ve kamu düzeni açısından bölgede çalışmasının sakıncalı olduğunun nasıl saptanacağı; kamu görevlisinin hizmetinde yararlı olmadığını sıkıyönetim komutanının bilmesi ve değerlendirmesi mümkün olmadığına göre bu öneriyi kimin yapacağı; kişi hakkında toplanan bilgilerin veya yapılan önerinin, gerçekliği ve doğruluğunun nasıl denetleneceği gibi konularda yasada herhangi bir açıklık bulunmadığı gibi, çok ağır bir ceza niteliği taşıyan bu işlemin uygulanmasından önce ilgiliye savunma hakkı da tanınmamıştır.”

SIKIYÖNETİM GEÇİCİ BİR REJİM
Kararda Anayasa’nın ilgili maddelerine de değinilerek şunlar belirtilmiştir:
“Anayasa’nın, temel hak ve özgürlüklerin olağan durumlardakinden daha çok sınırlandırılmasına izin veren 15. ve 122. maddelerinin açık metninden de anlaşılacağı üzere sıkıyönetim dayanağını Anayasa’dan ve Anayasa’nın üstünlüğü ilkesinden alan hukuksal bir kurum olup sıkıyönetimin ilanını gerektiren hallere bağlı olarak yürürlüğe konulan ve bu hallerin ortadan kalkması durumunda sona eren geçici bir rejimdir. Sıkıyönetim rejiminin bu niteliği, sıkıyönetim idaresince alınan önlemlerin sıkıyönetimin kalkmasıyla birlikte sona erdiğinin kabulünü de zorunlu kılar.”
Kararın sonuç bölümü şu şekildedir:
“1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nun 2. maddesinin 2766 sayılı yasayla değişik son fıkrasında yer alan ‘Bir daha kamu hizmetlerinde çalıştırılamazlar’ hükmünün yukarıda belirlenen anlam ve kapsamı karşısında, adı geçen madde uyarınca sıkıyönetim komutanlarının istemleri üzerine işlerine son verilen memurların, diğer kamu görevlilerinin ve kamu hizmetlerinde görevli işçilerin, ilk kez kamu görevine girdikleri tarihte bu görev için yasa ve yönetmeliklerde öngörülen nitelikleri kaybetmemiş olmaları koşuluyla, işlerine son verildiği bölgede sıkıyönetim kalktıktan sonra, kurumlarınca eski görevlerine iade edilmeleri gerekeceğinden içtihadın Danıştay Beşinci Dairesinin 14.4.1988 günlü ve E:1987/2417, K:1988/1286 sayılı kararı doğrultusunda birleştirilmesine 7.12.1989 tarihinde birinci toplantıda oyçokluğuyla karar verildi.”

SONUÇ
Hiçbir yargısal denetimden geçmeyeceği düşüncesiyle ve gerekli hukuksal altyapı oluşturulmadan alınan kararlar, hem terör örgütünün bir süre sonra yeniden devlet ve toplum katında zemin bulmasına ve hem de hakkında ceza mahkûmiyeti bulunmayan masum kişilerin mağduriyetine yol açacaktır.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca görevlerine son verilen, aralarında dönemin Ankara Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu’nun da bulunduğu, kamu personelinin makalemizde açıkladığımız yargı kararlarıyla görevlerine iade edildikleri unutulmamalıdır.
FETÖ bağlantılı kişi ve kurumları kalıcı olarak tasfiye etmek, FETÖ bağlantılı olmayanların ise haksızlığa uğramalarını önlemek için, hakkında memuriyetten çıkarma işlemi tesis edilen tüm kişiler ve kapatılan kurumlar hakkında Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre kovuşturma yapılmalı, kişilerin ve kurumların FETÖ ile bağlantısı kuşkuya yer bırakmayacak delillerle ortaya konulmalı, bağlantılı olanlar hakkında mahkemelerce ceza yaptırımlarına ve el konulan her türlü taşınır-taşınmaz mal hakkında eşya müsaderesine hükmedilmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk milletinin de büyük desteğiyle, ABD destekli bu terör örgütünü hukuk devleti olmanın gereklerini yok saymadan temizleyecek birikime sahiptir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.