Öğreti yoksa ne olur? - II

"Öğretiden sıyrılmış kim gelişmeler ‘olayımsılar’ niteliğindedir. ‘Anekdotlar Güldestesi ‘ tanımı uygun düşer. Tarihsellik bu tür gelişigüzellikleri barındırmaz. Siyasi tarih ile siyaset güncesi farkı budur."

Öğreti yoksa ne olur? - II
03 Temmuz 2015 Cuma 11:48

Yıldırım B. Doğan / Ruh Hekimi, Öğretim Üyesi

Aydınlık gazetemizin Özgürlük Meydanı köşesinde aylar önce yer anan aynı başlıklı ilk önceki yazımda öğretinin olmaması haline değinmiştim. Partisiz siyaset için öğretisizlik dert gibi görünmese de yaşamakta olduğumuz günler açısından pek öyle değildir. Kurtuluş savaşımız, gerisinde bir öğreti taşımamış olsaydı o savaş bugün herhangi bir kalkışmayı anlatan öylesine bir tarih olurdu.
Öğretiden sıyrılmış kim gelişmeler ‘olayımsılar’ niteliğindedir. ‘Anekdotlar Güldestesi ‘ tanımı uygun düşer. Tarihsellik bu tür gelişigüzellikleri barındırmaz. Siyasi tarih ile siyaset güncesi farkı budur. Dünün (seçim öncesinin) ve bugünün (seçim sonrasının) kimi siyasetçileri siyasi tarihe konu olduklarını sanırken tarihsellik açısından hiç ummadıkları bir yere doğru savrulmuş olduklarının sanmıyorum ki ayrımında olsunlar. Kanıtım birkaç gün önce gerçekten ulusal nitelikte bir TV kanalında yer alan söyleşi. Yeni seçilen vekil bey başkanlık seçiminden başarılı olamamış kadim siyasetçi için kestirimde bulunurken eksik olan oylar için ‘grup kararı’ vesaire sloganlarının gerisinde harcı âlem ifadeleri tekrarlıyordu. Aynı günün ilerleyen saatlerindeki belli olan meclis başkanlık seçimi sonucu; siyaset güncesinde boy göstermek ile siyasi tarih içinde var olmak arasındaki engin farka dikkat çeken ufacık bir noktalama işaretinden başka bir şey değildi.
Kurtuluş savaşındaki öğretiyi anlamak için askersel başarının gerisine bakmak gerekir. Geride işlevsel bir zihinlilik vardır. Bu zihinsellik antiemperyalist olma; vatan toprağını savunma anlayışlarının üzerinde temellenmiştir. Çünkü bir öğretinin vardır! Kongreler, tamimler, ulusal nitelikli özellikli yapılar ve daha onlarcası öğretisel bir sürecin akışına uyan eylemlerdir. Fransız devrimi, Sovyet devrimi, Amerikan özgürlük hareketi, böyle olduğu için tarihseldir. Bu başlıklar insanlığın görkem dolu hızlı akışında akışın debisinin suyun yalnızca en hızlı aktığı yerde değil aynı anda en derin yerde oluştuğuna işaret eder. Kurtuluş savaşımızın özellikli bir biçimde tarih dağarında yer alması belli bir öğreti taşımasındandır.
Birileri belleksizlik yaratarak aynı olaylar zincirine tutsak eder sizi. Dolayısı ile padişah kılıklı azgın soytarıların acınası gülünçlükteki zulmü, reel siyasetin ana gündemi oluverir. Ülkenin bölünmesi yeniden gündemleştirilmeye çalışılır. Cumhuriyet’in yasaları (size birisi bunun jakoben olduğunu söylemiştir mutlaka) engeldir. Bu engeli siz kaldırırsanız ortalık kıyamete keser. Oysa bu işi muhalefet adını alan, öğretisiz, niteliksiz siyaset erbabına bırakırsanız ülkenin kader haline getirilmeye çalışılan kırılgan hali ortaya çıkıverir. Ancak diriliği hep olan ‘kuvva’ bu sözde kırılganlığın koruyucu aşısıdır. Öğretisi olmayan siyasetçi muhalefet adı verilen bir toplaşma içinde yer alırken bağdaşık anca ayrı dokusal yapıda (heterojen) tuhaf bir çokluk sergilediğinin görmezden gelir. Kendi içlerinde farklı konuşanların kimileri için ‘demokratik’ ifade derken kimileri için de grup kararı dışında olma ayıplaması yapar. Bugünkü muhalefet toplaşması içindeki yeni vekiller topluluğu içinde her ikisine dair açık seçik örnekler söz konusudur. Grup dışı kalanların öğretisi var mı bilmiyorum. Asıl belirleyici olan ulusal direnişin paçası olup olmamakta çıkacaktır ortaya.
Bugünün koşullarında Cumhuriyet’in ilkelerinden görev çıkaran bizleri sözüm ona yok sayarak oluşturulmaya çalışan üç boyutlu resim budur. Geri plandaki emperyal egemenler olmasa idi resim, mevcutların(?) çiziktirdiği çöpten adamlar karalamasının ötesine geçmeyecekti. Kendini Picasso ile eş tutan, hastalanarak ölmüş olan cunta lideri emekli general, özengen ressam gibilerinin olduğu yaşadığı ülkemizde siyaset güncesi tutarak buğu hale ‘sahnede’ olanlara bakarak olup biteni çok görmemek gerek.
Susmaya sığınmış kimileri için bu kısacık tarih notu bile fazla gelebilir. Abur cubur tüketim nesnesi ve adına reel siyaset denilen panayır gösterisinin karınları doyurmadığı günlerden geçmekteyiz. Damat Feritlerin, Ali Kemallerin olduğu İngiliz Muhipleri derneklerinin kurulduğu günler ile bugünlerimiz benzeşmekte. Aynı değil ama. Aynı olmadığını bilebilmek bir öğretiye sahipseniz olanaklıdır. Yoksa...
Bir de bakmışsınız ki, parti adını verdiğiniz toplaşma sizin için acı tapınağı haline gelivermiş. Ne dua ne adak; hiçbiri işe yaramıyor. Tanrı’yı temsil ettiğinizi düşünüp çaktırmadan ‘tanrılaşırken’ aşağılık bir kul mertebesinde debelenmenin karabasanı içinde uykusuz ve huzursuz günler/geceler geçirmektesiniz. Kendinizi bulabilmek için soğuk duş almak yerine geçecek bir şey yapıyorsunuz: Aydınlık okumaya başlıyorsunuz. Bir de ne göresiniz birisi öğretiden söz ediyor. Ne olduğunu anlatacak tek bir adam yok çevrenizde. Tıp profesörleriniz var ama bu işten anlayan yok. Oysa siz müderrislere bile razı idiniz... Meraklanmayın, yerinize talip olanların şimdilik sizden uzun boylu farkı yok. İnceden hak ve adaletten yana görünüp genel başkanının has imzadarı kılığında iken yerinizi almak isteyen(ler) yaşadığınız karabasanın kader ortağıdır. Kızmayın ona; ha siz ha o; ne fark eder? Sonuçta balı ve bal tutan bayları pek çok olan sığışmış bir topluluk içindesiniz. Parti değilsiniz.
Fark edecek tek şey okumadığınız tarih, bilmediğiniz toplumsal yaşam, tanımak istemediğiniz ülkesine duyarlı yurttaşlardır. Hiç bir şey yapamıyorsanız Anıtkabir’e gidin. Saklı gizli bir ziyaret yapın. İnanmadığınız şeyleri söyleyenlerin gittiği yerlerdendir. Anımsarsınız. Görevliden Mustafa Kemal’in okurken altını çizdiği satırların kitap sergilerinin olduğu yeri göstermesini isteyin. Yanınıza çakma İngilizcesi ile uyduruk profesörlerden bir kaçını alın. Zar zor da olsa dilimize çeviri yapar. Yetmez ama kulağınız dolar.
Ne işe yarayacak?
Eksik olanı öğreneceksiniz. İşinize yarar mı? Bilmem. Ancak gerçekten susacak olan siz olursanız, malum ve mezkûr ortaklarınızla çekilirseniz bu ülkenin çok işine yarayacaktır. Bu dediğim sizin için geçerli bir öneri. Yoksa ülkenin -önceki satırlarda tanımladığım görkemli akışında- sağa sola vuran bir saman çöpü kıymetindesiniz. Size kalmış yani..
Ya sulu gözlü, sivilcelerinden ötürü acılara gark olmuş ergen bir kız gibi yorgan altında siyaset güncesi tutarsınız ya da adam gibi tarih içinde yer alırsınız. İlki için gerek yok ancak ikincisi için ön ve tek koşul öğretiye sahip olmanızdır.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.