Kirpi saçlı gözleri ile gülen adam: Mustafa Koçak

"Dün Mustafa Koçak’ın aramızdan sonsuzluğa uçtuğunu okudum, Aydınlık gazetesinin ilanlarından. Onu yaklaşık 30 yıl boyunca hep mücadele alanlarında gördüm. "

Kirpi saçlı gözleri ile gülen adam: Mustafa Koçak
25 Haziran 2015 Perşembe 09:33

Erdal Susuz

Yıl 1982 Kasım ayı. Anayasa referandumu sonrası. Yer Erzurum’un Kars yolu çıkışında sağda Polis Okulu. Sıkıyönetim komutanlığının yasadışı sorgulama merkezi. İkinci katta gözleri bağlı yan yana 19-20 yaşlarında çırılçıplak soyundurulmuş iki genç adam. Hava sıcaklığının eksi 40 derecelerde olduğu bir kış gecesi. Sorgucuların deyimi ile “helikopter”den(Filistin askısının bir uygulanış türü) yeni indirilmiş kan ter içinde ama soğuktan da titremekte olan iki genç adam. Gözleri bağlı olmasına rağmen sorgucuların siluetlerini seçebiliyorlar, fark ettirmeden. Sorgucular söylenene göre Ankara’dan özel olarak getirilmiş ünlü “DAL” ekibinden.12 Mart döneminde Doğu Perinçek ve Ferit İlsever’i sorguladıklarını söylüyorlar.
Sonuç alınamıyor. Önde üst kısmı kalın buz tabakasına dönüşmüş su dolu iki büyük varil. Arkadan kalın ip ile bağlanmış eller yeniden ama yavaş yavaş yukarı doğru çekiliyor. Ayaklar yerden kesilmiş, başlar öne doğru eğilmesine rağmen nerede ise tavana değecek. Kolların bağlandığı kağnı boyunduruğu biçimindeki ağaçla birlikte düşünüldüğünde evet “helikopter” benzetmesi ancak bu kafa ve vicdan sahiplerinin yapabileceği bir espri. Aşağıdan birilerinin yönlendirmesi ile yine yavaşça indiriliyorlar ama ağırlığın etkisi ile buz kırılıyor, terli vücutlar soğuk suyun içinde. Kahkahalar,küfürler...
Sorguculardan biri bazı isimler sıralıyor ard arda; “hatırladınız mı lan?” diyerek ana avrat küfrediyorlar. “Hadi Topal gelsin de kurtarsın sizi” diyorlar. Saydığı isimlerin Aydınlık gazetesinin “Kontrgerilla” yazı dizisinde ifşa ettiği 12 Mart dönemi kontrgerilla şefleri ve işkencecileri. Sorgulama her zamanki gibi sabaha karşı sonlandırılıyor. İstenilen sonuca ulaşılamamış ki gençler tabanı 3-4 cm su ile kaplı bir odaya alınıyor. Odanın ortasında ancak bir kişinin duvara yaslanmak suretiyle üzerinde oturabileceği tabure benzeri bir nesne var. Yaklaşık bir haftadır aynı senaryo tekrarlanıyor. Gençlerden daha uzun boylu ve yapılı olanı, esmerliğinin ve vücut heybetinin de verdiği avantajı kullanarak kalın siyah ve bir kirpi dikenlerini anımsatan, insanın içine bir ok gibi girecek hissi veren uzun saçlarını elleri ile düzelterek -her zaman ama özellikle o an sevgi ve güven veren bir gülümsemeyle- arkadaşına buyruk veriyor: “Sen benden önce alındın. Ben ayakta dinlenirim. Sen biraz uyu.”. İkinci genç “Ama...” diyecek fakat sert ifade ile “Yat. Gerekirse ben seni kaldırırım.” Bir insan hem de bu koşullarda nasıl bu kadar sevgi dolu olabilir? Bu kara tabloda nasıl bu kadar güler yüzlü, umut dolu, ışık dolu olabilir?
O bir efe, Afyonkarahisar efesidir. Afyon kalesi kadar sağlam ve güvenilir, gerçek efelerdendir. Hem de devrimci, fedai kültüründe pişmiş yiğit bir efedir. O, Emirdağ’ın Bademli kasabasından Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne felsefe tahsili için gelmiş buram buram Anadolu mertliği kokan can kardeşim, yoldaşım, kader arkadaşım Vatan Partisi Denizli İl Yönetim Kurulu Üyesi, emekçi önderi Mustafa Koçak. 12 Eylül karanlığına rağmen 1981’de üniversite koruluğunda, 1982’de Hasankale ilçesi mesire alanında diğer devrimci 15 arkadaşı ile 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamış, darbe mahkelerinde yargılanmasında aklanmasına rağmen, kıymetleri kendilerinden meçhul toplumun kaderini paylaşma cesaretini gösteremeyen akademik ünvanlı bazı sülüklerin baskıları ve tehditleri sonucu okulunu yarıda bırakmak zorunda kalmış, yaşamı boyunca devrim mücadelesinden hiç vazgeçmemiş bir yiğit yürek.
Bu gençlerin suçu mu? Şimdilerde döneklerin en çapsızlarında, Hasan Yalçın’ın “Dönmüş Kadının Kırk Yaş Gülüşü” yazısına konu olan yazar’ın kaleme aldığı “İşçi Hakları Bakımından Anayasa Taslağı Eleştirisi” ve Av. Emcet Olcaytu ağabeyimizin yazdığı “Anayasa Taslağı Eleştirisi” adlı iki broşürü satmak suretiyle devleti ve hükümeti yıkmaya çalışmak bu amaçla silahlı ve illegal örgüt kurmak, komünizm propagandası yapmak, T.C yasaları çerçevesinde kururlan ama illegal örgüt olan T.İ.K.P üyesi olmak vs...
Dün Mustafa Koçak’ın aramızdan sonsuzluğa uçtuğunu okudum, Aydınlık gazetesinin ilanlarından. Onu yaklaşık 30 yıl boyunca hep mücadele alanlarında gördüm.
O kadar ki karşılaştığımızda çok istememize rağmen sarılıp hasret gidermeye, doyasıya sohbet etmeye bile vakti yoktu. O her zaman her durumda devrimci pratiğin ‘Ceketi omuzunda’ hamalıydı.
Onun her durumda gülen ve insanı arkadaşça yoldaşça saran gözleri geldi gözlerimin önüne. Bana bakıyor ve yine gözleri gülerek; “Ben gidiyorum, devrim sizlere emanet yoldaş” diyordu. Gözlerimden yaşların nasıl aktığını anlayamadım.
Kirpi saçlı ve gözleri ile gülen yiğit yoldaşım, ışıklar içinde kal. And olsun soluk aldığımız her an senin gibi neferler, kahramanlar yetiştirmek, özlemin bir ömür boyu duyduğun “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiyeyi kurmak emanetine sonuna kadar sahip çıkmak namus borcumuz olsun. Tek dileğimiz odur ki, bizim de sonsuzluğa göç ilanımız Aydınlık’tan okunsun.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.