Kent yozlaşması ve laiklik

"Laiklik, kent kültürüyle aşılanır! Türkiye Cumhuriyeti, ulusal bir devlet olarak kurulmuştur. Yani toplum, kendi kaderi hakkında karar verebilme erkine sahiptir ki; bu topluluğa “Türk ulusu” denir. Ulusun tebaası ne bir ırk, ne de bir ümmettir."

Kent yozlaşması ve laiklik
04 Kasım 2015 Çarşamba 13:02

Burakhan Başaran

“Ham adam, önünde olup bitenlere bakmakla yetinir, kültürlü adam hissetmek ister, düşünceye dalmaksa yalnız çok iyi yetişmiş adama zevk verir.”
Wolfgang Van Goethe

Laiklik, kent kültürüyle aşılanır! Türkiye Cumhuriyeti, ulusal bir devlet olarak kurulmuştur. Yani toplum, kendi kaderi hakkında karar verebilme erkine sahiptir ki; bu topluluğa “Türk ulusu” denir. Ulusun tebaası ne bir ırk, ne de bir ümmettir. Ulus, haklarını akla göre düzenleyen toplumdur. Bu bakımdan egemenliğin kayıtsız şartsız ulusun olması demek, devletin “lâik” olması demektir. Bazı çevreler, Türk Hukuku’nda lâikliğin bir tanımının olmadığını iddia etmektedirler. Oysa Anayasa’nın 24. maddesi, lâikliği, rasyonalist felsefenin çözümlemesine göre tanımlamıştır:
“Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası,
Madde 24

KENT KÜLTÜRÜ
Kent kültürünü anlatmaya başlayacak olursak; Kent kültürü veya kent kimliği, mekân ve uzam boyutuyla kent bünyesinde yaşayan insanlarca, ortak bir paydaya istinaden üretilen maddi veya manevi değerlerin oluşum sürecidir. Burada önemli olan kente dair bir bellek oluşumu ve üretilen kültürel çıktıların kentli insan vasıtasıyla anlamlanıyor oluşudur. Bir başka görüşe göre ise kent kültürü, gelenek ve görenekleri farklı, değişik kültürlerden gelen kişilerin, bireysel hak ve sorumluluklarının bilincine vararak, yaşadıkları kente özgün görgü ve nezaket kuralları çerçevesinde bir arada yaşama kültürüdür. Kent kültürünü en çok etkileyen faktörlerin başında o kentin fiziksel, sosyo-ekonomik, kültürel ve tarihsel özellikleri gelmektedir.
Örnek vermek gerekirse Vatikan şehri bir din kenti iken, New York şehri Özgürlük Heykeli ve gökdelenlerle özdeşleştirilir; Paris denince kültür şehri ve Eyfel Kulesi, İstanbul denilince Ayasofya, Sultanahmet Camisi ve Asya ile Avrupa arasındaki boğaz akla gelmektedir.
Peki kent kültürünün Sivas ile alakası neydi veya Sivas denilince akla ne gelirdi? En net cevabı verecek olursak, ‘Cumhuriyet’ gelirdi. Sivas’ta bugün yaşanan laiklik provokasyonunun ayrı bir noktası var; 96 yıl önce işte bu sosyopatın bulunduğu noktanın yaklaşık 30 metre ötesindeki binada, Mustafa Kemal ve arkadaşları Cumhuriyetin temellerini atıyordu...
Cumhuriyetin temellerinin atıldığı kent kültürüyle yoğrulan Sivas’tan, laiklik karşıtı silahlı eylem yapan sosyopat çıkaracak kadar bilinçsizleşen ve insan yakacak kadar gözü körelen Sivas kent kültürüne...

KÜLTÜR YOZLAŞMASI
Kent kültürü yozlaştırılması ile anti-laiklik taslayan güruh sadece Sivas şehriyle kalmak bilse, inanın önlenebilir bir olgu olacak. Televizyonun karşısına geçiyorsunuz. Bir kanal açıyorsunuz; Recep Tayyip Erdoğan. Bir kanal daha açıyorsunuz Ahmet Davutoğlu, bir kanal daha açıyorsunuz; Fethullah Gülen. Sıkılmayıp başka bir kanal daha açıyorsunuz; Said Nursi. Son bir umutla bir kanal daha açıyorsunuz; Şeyh Sait ve Seyit Rıza şakşakçısı HDP Eş Başkanları. Bu televizyon kanallarını izleyen çocuklardan hangileri laik yetişecek? Laiklik kelimesinin sadece ‘Atatürk İlke ve İnkılapları’ kısmında geçtiği ders kitaplarıyla işlenen derse veya ‘şakirt’ mantığıyla yetiştirilen ‘mürid’ öğretmenlerin ders verdiği okula giden hangi çocuğumuz laikliğin özünü kavrayabilecek, yorum yapabilecek ve savunabilecek?
Yukarıda saydığımız etkenler, kent kültürünü aile, eş, dost, akraba haricinde en çok körükleyen etkenlerdir.

LAİKLİK MÜCADELESİ

İnanın ki, laiklik gerçekten ders kitaplarında yer alacak, hatta laiklik ders bile olacak! Bu laiklik karşıtı isimler ve partiler sadece ülkemiz için kötü bir anı olarak hatırlanacak. Bunlar ütopya değil. Laik olacağız! Laiklik yoksa hayat da yok!
“Lâiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir.”
Mustafa Kemal Atatürk (1930)

Kaynakça:
1- “Kentlerin Kimlik Sorunu ve Günümüz Kentlerinin Kimlik Derecesini Ölçmek İçin Bir Yöntem Denemesi, Doktora Tezi”. Şölen Demirseren Çöl,
2- “Bir Kentin Kimliği Üzerine Düşünceler”, İlhan Tekeli,
3- “Lâiklik Konusunda Kavram Kargaşası”, Prof. Dr. M. Sadık Acar.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nadir Şener Hatunoğlu - 4 yıl önce
Saygı ile.. Kimi konular ayrıntı gibi algılanır; oysa gerçeğin temelidir. Yetmiş yıl önceydi; orta ikideydim. Türkçe öğretmenimiz, 'Püf Noktası' deyiminin nereden geldiğini anlattı. Bilirsiniz, çamurdan yapılan testi, güveç vb. eşyalar, iyice kuruması için fırına atılır. Süre sonunda usta onu çıkarır. Yine ıslak eşyaları fırına atmış; sonra da evdeki inşaatın seyrini görmek için fırından ayrılmış. Kalfaya da demiş ki şu kadar dakika sonra kapları çıkartırsın. Gitmiş. Döndüğünde bir de bakmış ki kapların hepsi çatlamış. Fırındaki kapların birini çıkart bakayım; kürek mi çarpıyor?
Kalfa testiyi çıkarmış; beş-on saniye sonra testi çatlamış. Usta biraz da öfkeyle demiş ki bana iyi bak; bir daha yanlışlık yapma! Usta fırından bir güveç çıkartmış; çıkartmış ama fırın kapısından çıkartır çıkartmaz, güvecin üstüne üflemeye başlamış. Yani sıcak fırından soğuk tezgâha gelmeden, onu üfleyerek, ılımana alıştırmış. Kalfa 'Püf' demeyi öğrenmiş. Lâiklik de demokrasinin püf noktası. *matematikçi-bilim