İnsanlığa düşmanlık

Cemaat ve tarikatlar, her türlü gücü elinde tutmanın dinsel bir adıdır. Yapıları gereği insanlığın değer ve birikimine düşmandırlar. Her şeye hükmetmek, nihai olarak mevcut devleti ve hükümeti kendi eksenleri doğrultusunda ele geçirmek hepsinin gönlünde yatan arslandır

İnsanlığa düşmanlık
14 Ağustos 2016 Pazar 11:45

FETÖ bağlamında cemaatler ve tarikatlar -2

Şahin Filiz / İlahiyat Profesörü
Bütün tarikatlar bilim, felsefe, sanat ve insana ya çok mesafeli, ya da düşmandırlar. Bu mesafeyi, “laiklik dinsizliktir” gibi provakatif sloganların arkasına gizlerler. FETÖ, “Atatürk’ün öldüğü gün ben doğmuşum” dediği yıllarda, FETÖ’cülerin gücünün henüz başlangıç noktasında olduğunu, ancak buna rağmen, gücü ele alınca 2016’da kanlı bir darbeye girişeceklerini tahmin etmek için kahin olmaya gerek bulunmadığını belirtmeliyim.

ATATÜRK DÜŞMANLIĞI VE EMPERYALİZM
Aslında FETÖ, Atatürk’ü kendine rakip olarak görme cüretine tevessül etmiştir. Oysa FETÖ’nün unuttuğu hakikat, Atatürk’ün, emperyalist bir dinci örgütlenmeyi değil, İslam Rönesansını esas almış olduğudur. Ve FETÖ, kanlı girişimle, yalnız Türk devleti ve ulusuna değil, bütün insanlığa, insanın varoluşuna da düşmanlık beslediğini, yapının zaten bu doğada olduğunu kanıtlamıştır. FETÖ Atatürk’ün büyük bir filozof ve lider olduğunu çok iyi bilmektedir. Neden? Çünkü düşünceye, bilime ve sanata düşman olanın, insana ve insanına dostluk beslemesi düşünülemez. Atatürk ilke ve devrimleri, Cumhuriyet kültürü tam da bu gurupların düşmanlık ettiği değerler üzerinde temellenmektedir. Atatürk ve laiklik karşıtlığı, esasen, bu insani, milli ve hatta dini değerlere kin beslemenin, Türk halkı nezdinde meşrulaştırıcı sloganı olarak seçilmektedir. Bu seçimin yapılmasında elbette emperyalizm etkindir, emperyalist güçler belirleyicidir.

DERS ALALIM
Tuhaf olan şudur: Cemaatler ve tarikatlar bu düşmanlıkları emperyalistler adına yaparken, Türk insanı bunu çok geç fark etmekte; İslam tarihinde sürekli tekerrür eden bu acı tecrübelerden ders alacak yerde, ulusal değerlerine mesafeli davranmaktadır. Atatrük’e ve Cumhuriyet değerlerine saldırmanın gerçek bir dindarlığın belirleyici ölçütü olduğuna inandırılmaya çalışılan Türk halkı, FETÖ örneği ile bu emperyalist propagandanın, hem de kendi yardımıyla nelere mal olabileceğini anlamış olmalıdır.

‘DİNİ GRUP KANTONLARI’
Cemaat ve tarikatlar, her türlü gücü elinde tutmanın dinsel bir adıdır. Ekonomik, kültürel ve siyasal uzantılarıyla ayakta kalabildiklerine göre, ülkemizde henüz yerleşmeye başlayan demokrasi geleneğinden yararlanarak, ulus içinde “küçük dini gurup kantonları” oluşturmaktadırlar. Bir rektörün, “Toplumun cahil kalması daha iyidir, insanlar çok okumamalıdır” sözü bile Fetullah benzeri örgütlere kaynaklık etmektedir. Aralarındaki çekişme ise gücün hangisinde temerküz edeceği ile ilgili anlaşmazlıklara dayanır. Tüm dini guruplara hükmedip rakipsiz bir cemaat ya da tarikat olmak, hepsinin gönlünde yatan aslandır. Nihai amaç ise mevcut devleti ve hükümeti kendi ekseni doğrultusunda ele geçirmektir.
Bu guruplar yargı, yasama ve yürütme şeklinde gücün dengeli dağılımına dayanan kuvvetler ayrılığı ilkesine muhalefette birdirler. Çünkü onlara göre “hakimiyet Allah’ındır” ve güç Allah’ta toplanmalıdır. Peki bu “Allah” kimdir? İlgili cemaat ve tarikatın lideridir. Bildiğimiz ve inandığımız Allah’ın, bir insan gurubu tarafından siyasi bir otorite lütfedilmesine ihtiyacı yoktur. Bu guruplar, evreni yaratan ve idare eden Allah’a, kendi liderleri eliyle bir de siyasi erk lutfetmeye kalkarak şirke düşmektedirler.

ÇEMBERİN DIŞINDA KALANLAR
Demek ki, hepsi de mevcut İslam dinine göre, hiç değilse “siyasal müşriktir”ler. Güç biriktikçe, şirk de büyümektedir. FETÖ, sadece siyasal müşrik değil insani, İslami ve ulusal bir müşriktir. Dini gurupların farkı, şirklerinin güçleri oranlarında değişmesinden kaynaklanır. Sosyal devlete karşıdırlar. Çünkü kendi müntesipleri ve hizmetkarları dışında hiçbir insanla bağları sağlam tutmazlar. Vatandaşlık bilinci yerine bağlılık faşizmini dayatırlar. Çemberin dışında kalanlar aynı din, ülke ya da ulustan olsa da kendilerinden değil yabancıdır. Nihai noktada düşmandır. Sermaye ve zenginlik, Kur’an’ın isabetle kaydettiği gibi, “kendi aralarında dolaşan bir güç” haline gelir. Demokrasi ise, güçlerin dengeli dağılımıyla var olabilir. Çünkü cemaat ve tarikatlerin doğası böyledir. Yoksa bazı aklı evvellerin dediği gibi, “keşke sahih İslam etrafında toplansalar, keşke aralarında çekişmeseler” gibi şark kurnazı temennilerle açıklanacak bir olgu değildir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.