Hacı Bektaş ve Türkiye’nin birliği

"Miladi 13. yüzyılın ortalarında Türkiye’ye gelen Hacı Bektaş Velî bir karmaşa, vahşi bir sömürü ve cehaletle karşılaştı. Şöyle ki: Anadolu Selçuklu Devleti’ne, Baba İshak’ın öncülüğünde başkaldıran Türkmenler (Babailer) Selçuklu’yu tam 6 kez bozguna uğratmıştı."

Hacı Bektaş ve Türkiye’nin birliği
17 Ağustos 2015 Pazartesi 17:49

Şakir Keçeli / Bektaşî Babası

Miladi 13. yüzyılın ortalarında Türkiye’ye gelen Hacı Bektaş Velî bir karmaşa, vahşi bir sömürü ve cehaletle karşılaştı. Şöyle ki:
Anadolu Selçuklu Devleti’ne, Baba İshak’ın öncülüğünde başkaldıran Türkmenler (Babailer) Selçuklu’yu tam 6 kez bozguna uğratmıştı. Yedincisinde, Frankların yardımı sayesinde yenildiler. On bin civarında insan, kadın-kız ayrımı yapılmadan kılıçtan geçirildi. Ayaklananların öncüleri darmadağın oldu ve birçoğu can korkusu yüzünden toplumdan soyutlanmak, yani gizlenmek zorunda kaldı.
Kendi halkıyla kavga ettiği için zayıflayan Selçuklu, Kösedağ’da Moğollara yenildi ve ağır koşulları olan bir barış anlaşması imzalamak zorunda kaldı.
Anadolu halkını önce Moğollar, ardından Konya’da bulunan Selçuklular, kalanları da beyler sömürüyordu. Şu rakamlar sömürünün boyutunu anlatır kanısındayım:
“Müverrih Bedrü’d-din Aynî’ye göre ilk Moğol egemenliği döneminde Anadolu vergisi 60 bin dinar, 10 bin koyun, 1000 sığır, 1000 attan ibaretken, Bayçu’nun Anadolu kumandanlığı zamanında - müverrih Aksarâyî’ye göre- bu vergi 200 bin dinara çıkmıştı... Gâzân’ın sultanları başlangıcında 600 bin dinar olan Anadolu gelirinin, Hamdullah Müstevfî’nin 1336 senesine ait hesabına göre -bugünkü Batı Anadolu illeri hariç ve bu gün Suriye ve Irak’a giden bölgeler dahil olmak üzere- 5.645.000 dinar yani 16.935.000 altın-franga kadar çıktığı görülüyor (Fuat Köprülü, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, s. 105)”.
Anadolu Selçuklu yöneticilerinin dili Farsça, mahkemelerinki ise Arapça idi.
Devletin ve toplumun omurgası olan Türkmenlerin düşünsel önderleri olan ve adına Ata, Baba, Dede denilenlerin bazıları Yesevî, bazıları Ahî, Bazıları Babaî, Haydarî, Melâmî vb idi.
Hacı Bektâş Velî sevginin, aşkın sultanıdır. Ona göre “Kur’ân, Seven’in (yani Tanrı’nın) maşuka (sevilene, yani insanlara) gönderdiği bir mektuptur”. Maşuk, “Allah’a layık olabilmek için dünyayı (Tanrı’nın dışında kalanları) anmayı, kalbinden ve vücudundan çıkarmalı, iyilik giysisi giymeli, mahremi sırlarıyla sevebilmek ve sevgi şarabı içebilmek için sevgi sarayına girmeli. Sürekli hakkı gözetleme sarhoşluğunda olmalıdır (Makâlât-ı Gaybiyye ve Kelimât-ı Ayniyye, s. 5)”.
Tanrı’yı sevmek için, Allah’ın buyruğuna boyun eğmek ve yarattıklarına sevgi göstermek gerekir. Çünkü Hz. Alî böyle buyurmuştur. Hz. Alî’nin bu buyruğu Bektaşîlikte şöyle formüle edilmiştir: “Gördüğün çirkinliği ört/ Görmediğini söyleme/ Hiçbir yaratık çirkin değildir./ Çirkinlik gören gözdedir./ Zira Tanrı salt güzeldir./ Ondan çirkinlik çıkmaz”.
Hazret-i Pîr’in öğrencilerinden Âşık Paşa, birliğin “aşk”la sağlanacağını şöyle anlatıyordu: “Işk (Aşk) içinde her ki doğru yâr ola/ Ayrılık yok nice kim Işk var ola/ Işk yolunda birliğe yoktur zevâl/ Işk ile yoldaş olan buldu visâl/ Işk evinde esrimeyen ayrılmaya/ Işk elinde yazılan yıkılmaya (Âşık Paşa, Garibnâme, s.71)”.
Türkiye halkının birliğe gereksinimi vardır. Bu nedenle, “Ayrılık gütmek yanlıştır. Topluluğa ait kimseye, haksız ayrılık haramdır. Ayrılık ehline de haksız olarak bir araya gelmek haramdır. (O yanlışta birliğe de karşıdır bu nedenle sözlerine şöyle devam etmektedir:) Topluluk haklı beraberlikle ayakta durur (Makalât-ı Gaybiyye, s. 9)”.
Burada konu dışına çıkarak, Hz. Pîr’in bu açıklamasını, “oylarımızı bölmeyelim/ bir araya gelelim” tekerlemesini yapan Ale-vîlere armağan ediyorum.
Birliği sağlayacak bir başka etmen ise ahlâktır. Bu nedenle insan, sıradan değil, Tanrı ahlâkı ile ahlâklanmak zorundadır. İnsanın ve İslâm’ın olmazsa olmazı ibadet olmayıp ahlâktır. Ahlâklı olanlar ibadet etmese de bağışlanabilir. Çünkü yüce Allah, “Yüz binlerce insanı bağışladım, bunların da hiç birisinin zerre kadar ibadeti yoktu” diye buyurmuştur ( Makâlât, s 574).
Türkiye halkının temel sorunu cehalettir. “Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyen Hazret-i Hünkâr cehalet için şunları söylemektedir: “Su tufanında her ne kadar su bela ise de, vücutlara yönelik olduğu için ondan kurtulmak kolaydır. Ancak cehalet tufanı ondan daha zordur. Daha kötüdür. Çünkü onda boğulan kimse sonsuza değin ondan kurtulamaz (Makâlât-ı Gaybiyye, s. 30.)”.
Hacı Bektâş Velî’nin aydınlattığı Âşık Paşa cehaletin birliğe engel olduğunu şöyle anlatmaktadır: “Pes bu kavga vü (ve) vuruşmak ne idi?/ Cümle dil bilinmediğinden idi./ Her ki bildi bu işi oldu yavaş/ Bilmeyen katındadır söz ve savaş/... Kim bu cümle mahlûkatın Ma’bûd’u/ Birdir ol bir yerde biter maksûdu/ Bir güneşdür bu cümle göz nûru/ Bir emirdendür bu cümle ten diri (Garibnâme, s. 58)”.
Hacı Bektaş Velî’ye göre “Hakikatin evvelki makâmı turâb (toprak) olmakdur”. Yani dil, din, ırk ayrımı gözetmeden insanaların ayakları altına serilmektir. İnsanların kötülüğüne iyilikle yanıt vermektir. Tıpkı: “Yüzün yırttım tırnak ile el ile/ Karnın yardım kazma ile bel ile/ Yine beni karşıladı gül ile” diyen Âşık Veysel gibi.
Hakikat Kapısı’nda: “İkinci yol hakikattır budur hem/ Ki hiçbir millete bakmayasun kem (kötü)/ Kamusun bir nazarda gözleyesin/ Yolunu gözleyerek izleyesün”.
Özet olarak sunduğum bu düşüncelerin savunucusu Hacı Bektâş Velî’nin ilk yaptığı iş, halk önderlerini Bektaşîlik çatısı altında toplamak oldu.
Bektaşîlik içinde yukarıda adlarını saydığım yolların (tarikatların) her birinin bazı özellikleri vardır. Yani Bektaşîlik bir uzlaşmanın, bir sentezin ürünüdür. Ama hak üzerine kurulu olan birleşmenin ürünüdür.
Bu birleşme sayesinde Türkiye halkı karanlıktan, sömürüden ve zulümden kurtuldu. 200 çadırlık topluluk Anadolu’nun birliğini sağladı. Eğer bu gün bir Türk milleti varsa, onun temeli Hazret-i Hünkâr tarafından atıldı.
Hakk erenler milletimizi esirgesin, bağışlasın ve yarlığasın...
Dil bizden, nefes Hünkâr Hacı Bektâş Velî ve aydınlatıcımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk erenlerden olsun... Gerçeğe Hu!

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.