Hacı Bektaş-ı Veli’nin Aydınlığı

"Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin, aramızdan ayrılmasından bu yana tam tamına 678 yıl geçmiştir. Geçen bunca zamana karşın o her yıl biraz daha canlanmış ve her yıl biraz daha gençleşmiştir."

Hacı Bektaş-ı Veli’nin Aydınlığı
15 Ağustos 2015 Cumartesi 19:24

Şakir Keçeli / Bektaşî Babası

Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin, aramızdan ayrılmasından bu yana tam tamına 678 yıl geçmiştir. Geçen bunca zamana karşın o her yıl biraz daha canlanmış ve her yıl biraz daha gençleşmiştir.
Her yıl Brezilya’dan, ABD’den, Bosna’dan, Makedonya’dan, Yunanistan’dan, Arnavutluk’tan ve yurdumuzun dört bir yanından milyonlarca insan ona koşmakta ve ondan enerji almaktadır. Tıpkı, milyonların Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e koştuğu gibi...
Turgut Koca Baba merhum aldığı ondan aldığı enerjiyi şu sözlerle anlatmaktadır:
“Cemâlin cennetini/ Görmeye geldim Pîrim/ Puşîdene yüzümü / Sürmeye geldim Pîrim [...] Sensin dinin minberi/ Aman Horasan eri/ Dost bağında gülleri/ Dermeye geldim Pîrim. [...] Turgut Baba der bana/ Kül oldum yana yana/ Bir canım var ki sana/ Vermeye geldim Pirim”.
Onun cisminin sırlandığı (defnedildiği) toprak bile gönüllere ferahlık vermekte, İlhan ve Turhan Selçuklar, Mahzuni Şerif ve Fikret Otyam Baba Erenler’in bedenleri ile zenginleştikçe zenginleşmektedir.
Hacı Bektaş-ı Veli’yi yücelttikçe yücelten ve gönüller sultanı yapan özellik nedir acaba?
O, “Âşık’tan (yani Tanrı’dan) maşuka (yani kula-insana) gönderilen bir mektup olan Kur’ân’ı” (Bakınız: Makâlât-ı Gaybiyye, s. 20) aslına uygun şekilde yorumlayan Hz. Muhammed (sav), Hz. Ali (kv) ile Peygamberimizin sofasında ortaklaşa üretip ortaklaşa tüketen ve çoğunluğu yoksul ya da köle olan Ashab-ı Suffa’nın İslâmını Türk ruhu ile sulamış, 12-13. yüzyılın Anadolu koşullarına uyarlamıştır. Bu uyarlamayı yaparken de, Anadolu ve Batı Asya’da yaşamış halkların ürettiği uygarlıkların yarattığı güzelliklere sırtını dönmemiş, onları alıp kendi bahçesine dikmesini becermiştir. Hacı Bektaş Yolu’nun erlerinden olan Kalecikli Mîrâti bu karışımcılığı şöyle anlatır:
Âmenna deyûben ikrâr eyledik/ Erenler bezmine lâ şekcesine/ Bağ-ı mârifette yetiştik bittik/ Buy aldık her gülden çiçekçesine”.
Bu nedenle Hacı Bektaş-ı Veli’nin anne ve babasının ve içinde yaşadığı toplumun Türk soylu olmasından hareketle, onu bir kavme mal etmek ona karşı yapılacak bir haksızlıktır. Fakat Bektaşilik ve Ale-viliğin ana damarının Türkler olduğunu da unutmamak gerekir.
Emevî-Abbasî İslâm yorumunda, erkek onurlandırılırken kadın aşağılanmakta, kadınlar erkeklerin egemenliğine terk edilmektedir.
Hacı Bektaş, Ortaçağ karanlığını yaşayan dünyaya “Aslanın dişisi de erkeği de aslandır”, “Kadınlarınızı okutunuz” diye seslenerek, ana ile ata arasında fark olmadığını vurgulamıştır,
O kendisine halef olarak Fatma Ana, öteki adıyla Kutlu Melek’i seçmiştir. Fatma Ana ise Bacıyân-ı Rûm [Anadolu Bacıları] örgütün kurmuştur.
13- 14. yüzyıllarda birçok Bektaşi ve Ahi tekkelerinin aydınlatıcısı (mürşidi) kadındır. (Ayrıntılı Bilgi için bakınız: Ömer Lütfi Barkan, Hüdavendigâr Livası Tahrir Defterleri).
Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri’nin Anadolu topraklarına ektiği bu tohum kısa zamanda yeşermiş, aradan asırlar geçmesine ve akıl almaz zulme karşın kurumamıştır. Nitekim Hz. Pîr’in Yolu’nu 20. Yüzyılda sürdüren Haydar Baba, ana ile ata ilişkisini, eşitlik ve dayanışma felsefesi üzerine oturtmaktadır:
Bugün bu topraklarda, Emevilerin vahşi dinciliği, yaşayacak ortam bulamıyorsa bunu; Hacı Bektaş-ı Veli ile onun yirminci yüzyıldaki devamı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.