‘Çevrecinin daniskası’ ve İğneada

"Akkuyu anlaşmasından 3 yıl sonra, Japonya Fukuşima’daki santralin 6 reaktörünün tamamını etkileyen büyük nükleer kazanın izleri tazeyken; Mayıs 2013’de, Haziran Direnişi’nin hemen arifesinde, Japonlar’la anlaşma masasına oturan Türk tarafının başında da Erdoğan vardı."

‘Çevrecinin daniskası’ ve İğneada
30 Ekim 2015 Cuma 22:14

Cuma namazı çıkışındaki, “Dünyanın çeşitli yerlerinde çevreciler vardır. Bunlara ’ne yaparsınız’ dersin, inanın şöyle ele avuca gelecek bir şey yok. Sadece onların boş vakitlerini değerlendirmek için yaptıkları iş bu. Yarın, gazeteler bunu ’çevrecilere karşı çıktı’ diye yazacak. Ama ben çevrecinin daniskasıyım. Asıl çevreci benim!” sözleriyle Güneysulu hemşerilerine, “evrendeki her şey gibi, çevrecilik de bizden sorulur” demeye getirdiğinde, tarih 2008’in Ağustos’uydu. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bu sözleriyle hedefe oturttuğu, HES(Hidroelektrik Santrali) karşıtı Karadenizli çevrecilerdi.
2 yıl sonra 12 Mayıs 2010’da, Rusya Federasyonu ile, Akkuyu Nükleer Santrali için Türkiye Cumhuriyeti adına Hükümetler arası anlaşmayı imzalayan yine aynı kişi, “çevrecinin daniskası”ydı. Muhtemelen, dünyanın ilk “nükleer yandaşı çevrecisi” unvanını da kazanmış oluyordu böylelikle.
Yenilenebilir enerji kaynakları, temiz enerji kaynaklarına yönelmek yerine nükleeri tercih etmişti, emperyalist akıl hocalarının etkisindeki “daniska” ve yandaşları… Üstelik daha 1986’da, burnumuzun dibinde, o dönem SSCB topraklarında yer alan Çernobil’deki nükleer facianın ülkemizde yıllarca süren etkisi ve aldığı canlar, sakat bıraktığı insanlar, bir bardak çayı içmekten korkar hale gelmiş toplum henüz hatırdayken…
Uzmanlara göre, 240 bin yıl radyoaktif kalabilen santral atıklarının taşınması, depolanması, işletme güvenliği, çevresel etkiler gibi teknik sorunlar bir yanda; nükleer enerji üretimindeki teknoloji ve kontrolün Rus devlet şirketi Rosatom’da olması gibi dezavantajlar öte yanda; komşu Rusya’nın, bu enerji bağımlılığımızı siyasi ilişkilerde koz olarak kullanabilme ihtimaliyse diğer yanda dururken bir de işin maliyet boyutu vardı.
Örneğin, 22 milyar dolara mal olacak 4.800 MW’lık Akkuyu Nükleer’le kıyaslandığında; güneş enerjisi yatırımcıları, aynı kurulu gücün güneş enerjisinde sadece 5 milyar dolara mal olacağını vurguluyorlardı.

NÜKLEERİN TADI DAMAKLARINDA KALINCA…
Akkuyu anlaşmasından 3 yıl sonra, Japonya Fukuşima’daki santralin 6 reaktörünün tamamını etkileyen büyük nükleer kazanın izleri tazeyken; Mayıs 2013’de, Haziran Direnişi’nin hemen arifesinde, Japonlar’la anlaşma masasına oturan Türk tarafının başında da Erdoğan vardı.
2.Nükleer Santrali, bu kez Sinop İnceburun’da kurmak için atıldı imzalar. Bugünlerin millici(!) cumhurbaşkanının 2 yıl önce imzaladığı anlaşma uyarınca, işletme hakkının yüzde 51’i Japon-Fransız ortaklığındaydı. Üretilecek elektriği, 20 yıl boyunca satın almayı garantileyen Türkiye, ekonomik olduğu savlanan bu enerjiye yüzde 80 daha fazla fiyat ödemeyi garanti ediyordu üstelik…
Taraf Gazetesi'nin haberine göre; Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez devlet, her türlü denetimden uzak, (vergi beyannamesi vermekten ve hesaplarının incelenmesinden kaçan kişilerin başvurduğu bir yol olarak bilinen) vergi cenneti Jersey Kanal Adaları’nda Sinop Nükleer Santralini işletecek 10 milyon dolar sermayeli bir alt şirket kuruyordu.
Bakanlar Kurulu kararında şirketin kuruluş amacı yabancı ülkelerde elektrik sektöründe yatırım yapmak, santral kurmak, elektrik ticareti ve tedariki gibi konularda faaliyette bulunmak olarak ifade ediliyor, devlet geleneğine aykırı bu durumun gerekçesi olaraksa EÜAŞ’ın Sinop Nükleer Güç Santrali projesinde hızlı kararlar alabilen esnek yapıya sahip bir alt şirketle dâhil olması gerekliği gösteriliyordu.

1, 2, 3 YETMEZ; 4, 5, 6 OLSUN!..
2015’in sonlarına gelindiğinde, çevreciler yaşamsal önemdeki mücadelelerini toplum adına sürdürürken; Seçim Hükümeti’nin “tarafsız” Enerji Bakanı, termik santral kâbusunu zar zor atlatan Kırklareli Demirköy’e (İğneada’ya) 3.Nükleer Santral’in kurulmasının planlandığını açıkladı.
Orman ve Su İşleri Bakanı’nın bîhabermiş görüntüsü sergilediği böylesi önemli bir yatırım kararının perde gerisinde de, yürütmeye ait her adımı kontrol altında tuttuğu kuşku götürmeyen, Cumhurbaşkanı’nın yer aldığı biliniyor. Günlerdir yazıldığı gibi; İğneada, ekolojik dengesi, biyoçeşitliliği, longoz(subasar) ormanları (Longoz: Denize doğru akan derelerin getirdiği kumların birikerek, kıyıda set oluşturması ve dere ağzını kapatması sonucu, akarsuyun biriktiği yerde oluşan bir özel ekosistem) ile doğal süreç içinde oluşmuş bir miras. Türkiye’nin 3-4 longozundan birisi.
50 kez yazıldıysa, 100 kere daha yazmakta, duyarlı uzmanların ve sorumlu gazetecilerin verdiği bilgileri kopyalayıp kendi sütunlarımıza yapıştırmakta fayda var. Çünkü bu bir görev!
5 gölün yer aldığı 3 bin 155 hektarlık alana yayılan İğneada’daki milli park, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın verilerine göre 671 tür bitki, 481 kuş, 61 tür memeli, 28 tür tatlı su balığı, 25 tür sürüngeni barındıran geniş bir biyoçeşitliliğe sahip. İğneada Avrupa ölçeğinde korunabilmiş en önemli longoz ormanları arasında, kışları sularla kaplanan bu ormanlar Dünya’da ise Amazon ve Afrika Kongo havzasında yer alıyor.
Olası bir nükleer kazadaki radyoaktif serpinti riski, ilk etapta 300 kilometre çapındaki bir alanı doğrudan etkiliyor. ABD Kaliforniya menşeili bir çalışma raporuna göre, deniz kıyısındaki bir santral, 225 kilometrelik bir deniz alanında tüm yaşamı etkiliyor. Raporda, bu alandaki balık türlerinde 1 yıl içinde yüzde 10.8’lik azalma gözlendiği bilgisi yer alıyor.
Yeryüzünün insan eliyle riske edilen hiçbir canlısı, cansızı, değeri, varlığı, güzelliğiyle ilgileri olmasa bile, aldıkları kararlarla kendileri de yaşamsal risklere maruz kalan insanlara ne söylenebilir? Ya da söylenen neyi algılayıp, gereğini yapabilirler? Çapları ve kapasitelerine bakınca, ümitsizliğe kapılmamak elde değil…

KİTABINA UYMAZSA, KİTABI UYDURUYORLAR
Başta Erdoğan olmak üzere, AKP’nin “çevre”yle giriştiği neredeyse tümü rant eksenli olan kavgalar bitmedi, bitmiyor. Hoyrat kafa, yasal zemin arayışından da geri kalmıyor, hukuka pek saygılıymış gibi. Çabaları, mevzuatı hedeflerine, çıkarlarına uygun hale getirmek için. Mesela, Ağaçlandırma Yönetmeliği 6 kez değişti, 5’i AKP döneminde…
Örneğin, bir yıl kadar önce değiştirilen ÇED(Çevresel Etki Değerlendirme)Yönetmeliği. 3.Köprü, 3.Havaalanı gibi tartışmalı yatırımların yanı sıra, kentsel dönüşüm alanları, toplu konut projeleri, AVM’ler, termik santraller, HES’ler, barajlar, metrolar, turistik tesisler, golf sahaları, balık çiftlikleri, deniz doldurma projeleri gibi çevreyi tehdit eden çok sayıda girişimin “ÇED olumlu raporu”ndan muaf tutulması sağlandı yeni yönetmelikle.
AKP iktidarının, “hukuk”u değil, kendi ürettiği “yasal mevzuatı” esas alan idare anlayışının sonuçları sadece bu yönetmelikle sınırlı değil. Başka bir örnek, “Çevre Görevlisi, Çevre Yönetim Birimi ve Çevre Danışmanlık Firmaları Hakkında Yönetmelik”.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yönetmeliğine göre; hiçbir kriter belirtilmeksizin bazı tesisler çevre mevzuatından muaf tutuluyor. Bu tesisleri belirleme yetkisi ise Bakanlığın takdirine bırakılmış durumda. Yönetmeliğin 5. maddesinde, işletmelerin alması gereken izin ve lisanslarla ilgili olarak “Yetkili makam tarafından çevre izninden muaf olduğuna ilişkin görüş verilen işletmelerin çevre görevlisi bulundurmaları zorunlu değildir” ifadesi yer alıyor.
Yani uygulamada yandaşa sağlanan ayrıcalıklar, kayırmalar, göz yummalar yetmemiş ve mevzuata da koymuşlar büyük bir pişkinlikle.
Yine geçen yıl yayımlanan bir başka yönetmelikle de, ormanlarda ekolojik dengenin canına okuyacak adımların önü açılmıştı. Orman Kanunu’nun 16. Maddesinin Uygulama Yönetmeliği ile Orman Kanunu’nun 17/3 ve 18. Maddelerinin Uygulama Yönetmeliği uyarınca, ormanlara yapılabilecek tesislerden bazıları şöyle: Yol, havaalanı, demiryolu gibi ulaşım tesisleri, yer altında yapılacak patlayıcı madde deposu, trafo binası, enerji üretim santralleri, petrol ve doğalgaz boru hattı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesisleri; ruhsata dayalı petrol ve doğalgaz arama, işletilme ve yeraltı doğalgaz depolanmasına ilişkin tesisler; ilk, orta, lise ve dini eğitim tesisi gibi eğitim tesisleri.

12 YILDA KAYSERİ İLİ KADAR ORMAN YOKOLDU
Söz ormanlardan açılmışken; Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü’nün liderliğinde Google, BM Çevre Programı, BM Küresel Çevre Programı ve 40’tan fazla ortağın bulunduğu bir konsorsiyum, uydu verilerini de kullanarak Ocak 2000-Aralık 2012 tarihlerine ilişkin bir rapor yayımlamıştı. Küresel Orman Takip ve Uyarı Sistemi kapsamında hazırlanan raporda, Türkiye’de net orman kaybının 164 bin 222 hektar olduğu tespit edildi. (Bu rakam, mahsubu yapılmış kayıp-kazanç farkı) Kaybedilen bu alan yaklaşık Kayseri ilinin yüzölçümüne denk geliyor. En çok orman kaybı Antalya ve İstanbul’da gerçekleşirken, bu illeri Adana, Mersin, Muğla ve Yozgat izliyor.
Veriler böyleyken, yukarıda belirtilen mevzuat değişiklikleriyle çevre katliamları zırhlanırken; işin başındaki başbakan, 2013’ün Kasım’ında Ankara Gölbaşı'ndaki 5 milyon fidanın dikim töreninde, "Bütün bu rakamlar ortada, biz çevreciyiz be! Kimse bizimle çevrecilikte yarışamaz" diyordu. Gerçi sadece 2 ay öncesinde, Rusya’daki G20 zirvesinde Suriye’deki siyasi durumu yorumlarken, “İki fok balığı için dünyayı ayağa kaldıranlar nerede?” sözleriyle yakayı ele vermişti ama ne gam!..
“Biz çevreciyiz be!” diyen birisinden, Ankara’da kendisine yaptırdığı “Saray”ın sadece bağlantı yolu için on binden fazla ağacı “söktürmesinin” izahını istemek mantıklı görünmüyor. Keza, İstanbul’da kullanacağı Vahdettin Köşkü ve Beylerbeyi Sarayı çevresindeki trafiği çözmek için yapılan kavşak ve yol genişletme çalışmalarındaki ağaç katliamının da…
Pes dedirten olayların vatanında yaşıyoruz. “Çevre”nin, kendini korumak için sığınacağı yerde olana bakın: “TBMM kampüsünde devam eden ‘yenileme’ çalışmaları sırasında Muhafız ve Tören Tabur Komutanlığı’nca boşaltılan erlerin eğitim alanında bulunan ağaçlardan yaklaşık 20’si kesildi. Bir kısmı tarihi Meclis binası ile yaşıt olan(52 yıllık) ağaçların kesilme nedeni ise yapılacak yeni otopark.”

2,7 MİLYON AĞACIN LAFI MI OLUR?..
Çevreye karşı girişilen eylemler elbette nükleerle sınırlı değil. Son dönemde gündemden düşmeyen 3.Köprü ve 3.Havaalanı yapımı da başlı başına ele alınması gereken başlıklar. Tüm orman talanlarına verilen izinlerin altında imzasını gördüğümüz Orman Bakanlığı’nın başındaki zat, 3.Köprü yapımı nedeniyle kesilen ağaçlar için, “Kesilen ağaçların 5 katı fidan dikilecektir. Dikimlere de başlanmıştır” dedi 2013’ün Temmuz’unda. “Yalan ne kadar büyük olursa, inanan o kadar çok olur” deseler de, bu kadar büyüğüne inananı yoktur herhalde.
Bu Orman Bakanlığı ki; daha 10 ay önce lojman ve sosyal tesis yapmak için kendi bahçesindeki 500’e yakın çam ve meşe ağacının kesilmesine göz yumdu. Bakanlığın Ankara Söğütözü merkez binasının arka bahçesinde olduğu için (Orman Genel Müdürlüğü arsası) anayol güzergâhından fark edilmeyen ağaçlar, sessizce kesildi. Kesilen ağaçların yerine hızlı bir şekilde inşaat çalışmaları başlatıldı.
3.Köprü-3.Havaalanı kıyım envanteri TBMM’de, CHP’li Gürkut Acar’ın soru önergesine Bakan’ın verdiği şu resmi yanıtta ortaya çıktı: “Kuzey Marmara Otoyolu ve 3.Köprü yapımı maksadıyla toplam 381 bin 96 adet ağaç kesilecektir. 3.Havaalanı yapımı maksadıyla 2 milyon 330 bin 12 ağaç kesilecektir.” Toplam, 2,7 milyon adedi aşan ağaç kesimi!..
Bu durumu yorumlayan Radikal yazarı Orhan Kemal Cengiz ise, “Kendinizin hazırlattığı, Çevre Bakanlığı’nın web sitesine koyduğunuz ÇED raporu bile, mahcup ve üstü örtülü olarak bir felaketten bahsediyor. Bu havalimanın hafriyat çalışmaları doğal ekosistemi ortadan kaldıracak; 70 adet canlı yaşamı barındıran göller, göletler yok olacak diyor rapor. İstanbul’a su sağlayan barajların suyu azalacak ve kirlenecek diyor. Bölgedeki araç trafiği yüzde 120 artacak; çevre kirlenecek; bu kirlilik sulara karışacak diyor. Kuşlar, çiçekler yok olacak; kuşların göç yolu kapanacak diyor.” ifadesini kullanıyor.
Öte taraftan, 3. Havalimanı için hazırlanan 2013 yılının Nisan ayındaki Nihai Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporunda ‘denize dolgu yapılmayacak’ denildiği halde, 16 bin DVT kapasitesi olan ve açıklardan aldığı kumu sahile püskürterek boşaltan James Cook adlı dolgu gemisi sahilde mekik dokuyor.

ATATÜRK’ÜN KIYAMADIĞI AĞAÇLARI, BUNLAR KESTİ!
Son 2 yılda yurdun dört bir yanından basına yansıyabilmiş “çevre rezaletleri”nden bazılarını hatırlatmakta fayda var. Çünkü gözü dönmüş siyaset-bürokrasi-rant çevresi sacayağı, gözden ırak olmamalı. Atatürk’ün bir çınar ağacının dallarını kesmemek için daha 1930’larda kızaklarla 5 metre ileriye taşıttığı “Yürüyen Köşk”ün(Atatürk Bahçe Kültürleri Yalova Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü) bahçesindeki ağaçları, bahçe kenarına yapılacak yeni çitlere yer açabilmek için kesen kafa bu!
Savunma da yapmıştı enstitünün müdür yardımcısı Mustafa Öztürk, “Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Yalova’ya gelerek Atatürk’ün Yürüyen Köşk’ünü ziyaret etmişti. Köşk bahçesinde bulunan tel örgülerin değiştirilmesi ve modern bir çit yapılması talimatını vermişti. Çitlerin yenilenmesi için de bu ağaçların kesilmesi gerekiyordu. Yasal izinleri alarak ağaçları kestik”. Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi, hukuk, akıl, bilim, tarih, doğa değil “yasal” şart önemli, ileride başları belaya girmesin diye… Hepsi yanlışlarının farkındalar çünkü, büyük yanlışlarının!..
-Validebağ’da, bir avuç yeşil için yöre halkının eylemleri ve gördüğü şiddet henüz hatırda. Çevresinde tam 26 cami varken, İstanbul 7.İdare Mahkemesi’nin durdurma kararına rağmen cami inşaatı için ağaçların katledildiği Üsküdar Altunizade’deki Validebağ Korusu… Bölgenin tek yeşil alanı olan Koru’da, alınan yargı kararlarına rağmen AKP'li Üsküdar Belediyesi inşaata devam etti, zabıta ve polis, yeşil için direnen mahalle halkına saldırdı, yaralananlar oldu. Çevredeki sitelerin kamuya terk ettiği ve park alanı olarak gözüken parselin imar durumu değiştirilerek başlayan inşaatı alınan hiçbir mahkeme kararı durduramadı.

TEMİZLİK!.. YANİ PİSLİK HALININ ALTINA…

-İstanbul’un göbeğinde, mikrop ve kokusu bütün semti saran Kadıköy’deki Kurbağalıdere’yi, aylar sonra temizlemeye lütfeden İstanbul Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Daire Başkanlığı ve Deniz Hizmetleri Müdürlüğü ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, dipten katrana dönen balçığı alarak dereden tahliye etmeye başlamıştı. İzleme sonucu anlaşıldı ki, çıkartılan atıkları, Adalar açıklarında Marmara’ya boşaltıyorlar.
-İstanbul Küçükçamlıca’da, Erdoğan’ın Kısıklı’daki evinin yanı başında 85 dönümlük yeşil alan, verilen hukuk mücadelesine karşın imara açıldı, inşaat başladı.
Fiili durum yaratarak, gecikmiş mahkeme kararlarını “uygulanamaz” hale getirmek, iktidar mensuplarının en sık başvurdukları hukuku dolanma yolu. Bunun uzmanı ise tartışmasız Ankara Belediye Başkanı Gökçek.
-Yürekleri kanatan Yırca zeytin katliamı… Her taşın altından çıkan yandaş Kolin Şirketler Grubu tarafından yapılmak istenen termik santral nedeniyle 6 bin 666 zeytin ağacı, yargı kararı beklenmeksizin katledildi. Hukuksuz “Acele kamulaştırma kararı” alınarak gece yarısı başlatılan ağaç kıyımına direnen köylülere, jandarma eşliğindeki özel güvenlik görevlileri şiddet uyguladı.
İl Tarım Müdürlüğü’nün, bölgenin zeytinlik alan olması nedeni ile hukuki mevzuata uygun olarak bu alanda termik enerji santralının kurulmasını uygun bulmadığı ve izin vermediği ortaya çıktı. Akabinde Danıştay 6.Dairesi’nin yürütmeyi durdurma kararıyla birlikte, kesildiğiyle kalan 80 yaşın üzerindeki binlerce zeytin ağacı, Mal Müdürlüğü tarafından yediemin olarak köylülere zimmetlendi.
Sonuç doğaldı; çünkü AKP’nin “iyi polisi” Bülent Arınç, “Dağ taş zeytin ağaçlarıyla dolmuştur. Ama Türkiye'nin enerjiye de ihtiyacı var” sözleriyle hedefi göstermişti.

AMASRA, GÖRDES, BORNOVA, DALYAN… KATLİAMDA SINIR YOK!
-Amasra’da kurulması planlanan termik santralde üretilecek elektriği, Türkiye'nin elektrik sistemine dahil etmek için kurulacak iletim hattının ormandan geçen 36.5 kilometrelik bölümünde, toplam 43 bin ağacın kesilmesi öngörüldü. Bartın Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr.Erdoğan Atmış, "Siz bu hattı başka bir yerden geçirebilirsiniz. Ama aynı ormanı bir daha geri getiremezsiniz. Henüz izni çıkmayan termik santral için binlerce ağaç kesiliyor." dedi.
-738 ton ağırlığındaki “Otoklav” isimli Güney Kore firmasına ait dev kapsül Manisa'nın Gördes ilçesine ulaştı. Uzmanlar, yılda yaklaşık 350 bin ton sülfürik asit kullanılması planlanan maden işleme işlemlerinde, “Ege’nin damı” olarak bilinen ve İzmir’in su rezervlerini barındıran bölge zehirli kimyasal atıkların tehdidi altında kalacağını açıkladı.
-İzmirlilerin tüm itirazına rağmen Bornova’daki “Ağaçlı Yol” satıldı ve satış Resmî Gazete’de yayımlandı. Özelleştirme İdaresi, önce araziyi “bölgesel park” planından çıkardı ve buranın “konut seçenekli metropoliten aktivite merkezi” olmasına olanak sağlayacak imar değişikliğini gerçekleştirdi. Ancak imar planı ile ilgili yürütmeyi durdurma kararı var.
-İstanbul Ataköy sahilinde bulunan tescilli tarihi çınar ağacı(Anıt Ağaç), bölgedeki diğer ağaçlarla birlikte usulsüz otel inşaatı nedeniyle kesildi. Firma yetkilisi, "koruma kurulundan izinli olduklarını" söyledi. Ancak kesimden koruma kurulunun haberinin bile olmadığı ortaya çıktı.
-Dalyan’da caretta carettaların dünyadaki en önemli üreme alanlarından olan İztuzu Sahili’nde günübirlik tesislerin işletme hakkını İngilizlere veren ve tepkilere neden olan ihaleyi, Sayıştay mevzuata aykırı buldu.

600 YILLIK AĞACI KESEN İNSAN OLABİLİR Mİ?

-Milas Güvercinlik Koyu’nda 8 yıl önceki yangında, 150 hektarlık çam ormanı kül olmuştu. Muğla Orman Bölge Müdürü İbrahim Aydın’ın, “Kesinlikle iddia ediyorum ki yanan yerler ne 2B kapsamında olacak ne de imara açılacak. Temizleyerek yeşillendireceğiz” dediği yerde bin yatak kapasiteli ikinci otelin inşaatına başlandı.
-Karadeniz Bölgesi’nde, 8 ilin yaylalarını birbirine bağlayacağı açıklanan 2 bin 600 kilometre uzunluğundaki Yeşil Yol projesinde, bölge halkının tepkileri nedeniyle bağlantısı yapılamayan Yukarı Kavron ve Samistal Yayla yolu güzergâhında, yol genişletme çalışmaları tam gaz sürüyor.
-Tekirdağ’ın Saray ilçesi Güngörmez köyüne yapılması planlanan kuvarsit maden ocağı için 1.110 hektarlık ormanlık alanda yaklaşık 1.5 milyon ağaç kesilecek, 12 su kaynağı kurutulacak ve köyün merası yok olacak.
-Bandırma’ya bağlı Şirinçavuş ile Hıdırköy Mahalleleri arasında kalan yaklaşık 5 bin hektarlık alan “Sanayi ve Depolama Bölgesi” olarak belirlendi. Bölgede kurulacak sanayi ve depolama tesisleri için yaklaşık 40 bin ila 50 bin adet zeytin ağacı kesilecek.
-Burdur'a bağlı Bağsaray Köyü bölgesinde yapılması planlanan mermer ocağı sebebiyle, koruma altındaki yaşları 600’e varan ardıçlar dahil 1.000'e yakın ağaç kesildi.
-Erzurum’un Uzundere ilçesinde bulunan Türkiye’nin meyve veren tek anıt ağacı olan 170 yıllık tescilli dut ağacı ilçeye yapılacak yeni hükümet konağı için kesildi. İş makineleri parkta anıt ağaçla birlikte 100 yıla yakın tarihi bulunan ceviz ve kiraz ağaçlarını da yerinden söktü.
-2 yıl önce konut yapılması isteği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2. derece SİT ve orman içi dinlenme alanında kaldığı gerekçesiyle reddedilen, Beykoz'daki 54 bin metrekarelik ormanlık alana 'özel eğitim tesisi' adı altında yapılaşma izni verildiği ortaya çıktı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın da onayladığı projenin sahibi ise AKP hükümetinin birçok rant projesini üstlenen ve 25 Aralık yolsuzluk soruşturmasında da adı geçen Kalyon Gayrimenkul yatırım iştiraki RSY İnşaat oldu.

DÜNYA MİRASI DEĞİL, ŞAHSİ MİRASLARI ÖNEMLİ!

-Finike Kızılcık Yaylası’ndaki Dünya mirası olarak kabul edilen ve koruma altında olduğu için, bir tek dalını kırana dahi hapis cezası verilen sedir ağaçlarıyla asırlık çamlar, ormanlık alandaki taş ocakları tarafından kökünden kesilerek yok edildi.
-Antalya Demre’de turizm alanı ilan edilen Sülüklü Bölgesi'nde, yapımına başlanan oteller için yarım asırlık yüzlerce ağaç kesilmeye başlandı. Rüzgâr erozyonunun önlenmesi için 1950'li yıllarda yaklaşık 100 hektarlık bir alanda devlet eliyle fıstık çamı ormanı oluşturulmuştu. Bölgeden çıkarılması yasak olan kum da kamyonlarla buradan taşınıyor.
-Kaş Belediyesi, dokunulmamış dokusuyla dünyaca bilinen Kaputaş Plajı'na duş ve tuvalet yerleştirip jeneratör indirdikten sonra, elektrik getirmek için çalışma başlattı. Coğrafi terimlerle 'Kanyon ağzı' olarak tanımlanan turkuaz rengindeki plaj, el değmemiş doğası nedeniyle binlerce yerli ve yabancı turist tarafından tercih ediliyor.
-Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Muğla’da “Göcek Koyları” diye anılan Bedri Rahmi, Akbük, Göbün ve Küçük Sarsala koylarını ihaleyle 29 yıllığına kiraya çıkardı. Kiralamayla, doğal güzelliği ile ünlü ve üzerinde hiçbir yapının bulunmadığı koylar, tesisler için yapılaşmaya açılacak. İhale konusu arazinin adı “mesire yeri”. Alkol yasak, mescit yapma zorunluğu var.
-Kırklareli’nin Vize Pazarlı Köyü’nde, ormanlık alanda açılan taşocağına karşı mahalle muhtarları 2007 yılında dava açtı. Mahkeme şirket lehine karar verdi. Muhtarlar bu kararı Danıştay’a taşıdı. Danıştay mahkeme kararını iptal etti. Taşocağı faaliyetleri 8 yılda dağın tepesinde ağaç bırakmadı. Ve tahribat hâlâ sürüyor.

ABD’LİSİ, KANADALISI… CENNET BURASI(!)
-Altın madeni, taşocağı derken; taşıdığı tarihsel, toplumsal, kültürel ve ekolojik değerleri nedeniyle, yeryüzünün önemli yaşam kaynakları arasındaki Kazdağları eteklerine bir de otel yapımı için izin verildi. ABD’li otel zinciri Wyndham, Kazdağları’nda 27 bin metrekarelik alan üzerine, 300 yatak kapasiteli otel kuruyor. AKP hükümetinin, 2012 yılında yaptığı yönetmelik değişikliği ile Kazdağları koruma alanından çıkarılmıştı.
-Çan ilçesi sınırlarında bulunan Ağı Dağı'nda yedi ayrı altın madeni sahası bulunan Kanadalı Alamos Gold şirketine, Kazdağları bölgesinde bu kez de, 6 bin hektarlık alanda ‘madenin kapasitesini artırma’ için ÇED olumlu raporu verildi. Susuz kalacak 24 köyün sakinleri ise isyan etti. Çanakkale İl Özel İdaresi, “Ağı Dağı altın madeninin işletme faaliyeti ile birlikte buradaki su kaynaklarının kullanılamaz hâle geleceği görülmüştür' dedi.
- Antalya’da Toros Dağları’nın eteklerindeki Çenger Deresi üzerine yapılmak istenen 3 HES Projesi ile ilgili alınan ‘ÇED gerekli değildir’ kararını yargıya taşıyarak iptal ettiren bölge halkı, toplam 30 km boyunca kızılçam ormanlarının kesileceği, su kaynaklarının tamamen kuruyacağı gerekçesiyle bölgede tarımın biteceğinden endişeli. Toprak Koruma Kurulu proje için kamulaştırılacak 6,5 hektar tarım arazisinin tarım dışı amaçlı kullanımına karar verdi.

YANDAŞ OLSUN, ÇAMURDAN OLSUN…
- Artvin Cerattepe’de bakır ve altın madeni çıkarmak isteyen “yandaş” Mehmet Cengiz’e ait maden şirketi için ormanlık alanın kesilmek istenmesi kentte gerilimi tırmandırdı. Bölgede madencilik yapılamayacağı yönünde Rize İdare Mahkemesi tarafından verilen karar olmasına rağmen Orman Bölge Müdürlüğü talimatıyla kesme işlemi başlatıldı. Halk askerle karşı karşıya geldi.
-Bozcaada’da bugüne kadar bakir kalan, doğal güzellikleri ve eşsiz denizi ile dünyaca ünlü koylar, 2013’de çıkarılan ’Tabiat Varlıkları ve Doğal SİT Alanları ile Özel Çevre Koruma Bölgelerinde Bulunan Devletin Hüküm ve Tasarrufu Altındaki Yerlerin İdaresi Hakkındaki Yönetmelik’ kapsamında özel sektöre açıldı. Şu ana kadar 17 başvuru yapıldı. İşletmeye açılan ilk yer olan Beylik Koyu’nun Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün bir çalışanı tarafından kiralanması şaşkınlığa neden oldu.
-İstanbul’un tarihi siluetine giren, Erdoğan’ın tıraşlatmayı başaramadığı 16:9 kulelerinin yakınında bulunan Bakırköy’deki 62 dönümlük eski Sümerbank arazisine, 67 metre yüksekliğinde, 22 katlı, 7’si rezidans, 3’ü otel olarak kullanılacak 10 adet blokun yapımına başlandı. Arazide, Koruma Kurulu’ndan tescilli Bizans dönemine ait Adalet Binası (Hebdomon Tribünalis) ile Sayfiye Sarayı (Hebdomon lucundianea) antik yapı kalıntıları bulunuyor.
-Mahkemece üst üste durdurma kararı verilen, Sinpaş-Katar ortaklığına ait Bakırköy sahilinde 125 bin metrekarelik arazideki inşaat projesinde; TOKİ'nin ihale öncesinde yayınlanan ihale şartnamesine göre tapuya düşüleceği ilan edilen “57 bin metre karelik yeşil alan” şerhinin, ihale sonrası betonlaştırıldığı tespit edildi.
-Yedikule’de tarihi surların dibinde bulunan ve Osmanlı saraylarına sebze yetiştiren tarihi bostanlık imara açılıyor. Bölgeye süs havuzu, sosyal tesisler ve konut düzenlemesi getiren Fatih Belediyesi’nin hazırladığı uygulama imar planı İBB Meclisi’nde, sert geçen tartışmalar sonra oy çokluğu ile kabul edildi.

PARA TÜRGEV’E, İZİN SUUD’A…

-Başbakan Erdoğan’ın, 13 Nisan 2012’de Suudi Arabistan’da Kral Abdullah ile yaptığı görüşmede İstanbul’daki Sevda Tepesi’nin de gündeme geldiği o günkü basın organlarında yer almıştı. 26 Nisan’da, Suudi Arabistan Krallığı, Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu TÜRGEV’in Vakıfbank’taki hesabına 99 milyon 990 bin 990 dolar yatırdı. Suudi Kral, Mayıs 2012’de 57 bin 470 metrekarelik Sevda Tepesi arazisine yapı izni verilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık da konuyu “yapılanma hakkı verilmesi” istemiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne aktardı. İzin, 16 Haziran 2012’de Belediye Meclisi’nden çıktı.
- Çeşme Yarımadası’nda 1. derece SİT alanı, yandaş firmalar için imara açıldı. Yetmedi vatandaşın arazileri kamulaştırıldı. Çevre katliamına ‘dur’ diyen Danıştay’ın kararı da yok sayıldı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) gerekli araştırmaları yapmadan, 1. ve 2. Derece Doğal SİT Alanı kapsamındaki bölgede 5 rüzgâr enerjisi santrali(RES) kurulması için izin verdi. Yasaya göre çivi çakmanın dahi yasak olduğu bölgenin tamamı 1. ve 2. derece korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı durumunda. Danıştay 6. Dairesi, “EPDK’nın imar planı olmayan alanda işlem yaptığı ve Bakanlar Kurulu’nun acele kamulaştırma kararını hiçbir gerekçe göstermeden aldığı” gerekçesi ile yürütmenin durdurulmasına hükmetti. Danıştay EPDK’dan savunma istedi.
-1972’de korumaya alınan Antalya’nın dünyaca ünlü tarihi kenti Olimpos-Beydağları Milli Park sınırları içindeki, Phaselis Antik Kenti tehlike altında. MÖ 7. yüzyılda kurulan Phaselis Antik Kenti’nde, “Dream Of Phaselis” adlı 5 yıldızlı tatil köyü yapılıyor. Tamamı 180 dönüm olan otel arazisinin 19 dönümlük kısmı 1. derece Arkeolojik SİT alanında bulunuyor. Çevre Müdürlüğü’nün, “ÇED gerekli değildir” dediği proje, “yandaş” işadamı Fettah Tamince’ye ait.
-Diyarbakır’da, Dicle Üniversitesi ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın ortaklaşa yürüttüğü proje ile yapılaşmaya açılmak istendiği öne sürülen, UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne aday olan tarihi Hevsel Bahçeleri’nde şu ana kadar yaklaşık olarak 7 bin ağaç kesildi, 3 bin ağaç da kesilmeyi bekliyor. Rektörlük, ağaç kesiminin yangınları önleme amaçlı olduğunu savunuyor. Dicle Üniversitesi, daha önce kendi arazisinde bulunan 10 bin ağacın, Diyarbakır Orman Müdürlüğü tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda, yangın tehlikesi ve halk sağlığına zarar verdiği gerekçesiyle kesildiğini açıklamıştı.


Etiketler; #iğneada

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.