Bektaşilik / alevilik tarikat değildir

Bektaşî/Alevilerin büyük bir bölümü, aydınlar ve başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere din adamları; Bektaşiliğin bir tarikat olduğunda tam bir uyum içindedir.

Bektaşilik / alevilik tarikat değildir
15 Ağustos 2016 Pazartesi 11:16

Şakir Keçeli / Bektaşi Dedesi
Bektaşî/Alevilerin büyük bir bölümü, aydınlar ve başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere din adamları; Bektaşiliğin bir tarikat olduğunda tam bir uyum içindedir. Oysa Bektaşilik’te, tarikatların olmazsa olmazlarının hiçbirisi bulunmamaktadır. Konunun uzmanları bu özellikleri şöyle sıralamıştır: Zikir, seyr-i süluk ve nefsin terbiyesi, çile, hicret (seyahat). Bunların hemen hiçbirisi Bektaşîlik’te yoktur. Bektaşîliğin kır versiyonu olan Alevilik’te ise, hiç yoktur.
Bektaşi “Bir oturuşta kaç zikir çekersiniz?”sorusuna “Vallahı ayakta isek bir kırkbeşliği çekeriz.. Fakat oturursak, kardeşler sohbete ehilse, muhabbet güzel ise, binliğin biri gelir biri gider” cevabını vermiştir.

ÇALIŞMAK İBADETTİR
Hacı Bektâş’a bir derviş “İzin verirseniz hicret etmek istiyorum” der. Hz. Hünkâr, “Neden seyahate gereksinim duydun?” diye sorar. Derviş, “Akan su pislik tutmaz da ondan” diye yanıt verir. Hz. Pîr, “Deniz olsan da bütün kirleri temizlesen daha iyi olmaz mı?” diye buyurur...
Hz. Hünkâr kendisine bağlananlara, “Gündüz şevk ile dünya işine gece aşk ile ahret işine” demiştir. Ona göre çalışmanın kendisi bir ibadettir. Hiçbir ibadet çalışmanın önüne geçmez. Bu nedenle Aleviler 21-22 Mart’tan başlayarak ekim, kasım ayı sonuna değin Aynü’l-cem yapmazlar. Bektaşîler de gündüzleri, işi bırakıp ibadete koşmazlar. Onlar fabrikada, tarlada, ofiste, masa başında çalışırken, Allah’ın kendilerini her an gözlediğine inanırlar, bu nedenle edepli ve ahlâklı yaşamayı ibadet bilirler.
Bektaşi/Alevinin nefsini arındırması, çilehanelerde değil, tıpkı Köy Enstitüleri’nde olduğu gibi, iş içinde, işle birlikte yapılır. İşsiz olan asla Bektaşiliğe alınmaz.

KADINA YAKLAŞIM
Bütün tarikatlarda kadın sakınılması, dokunulmaması gereken bir canlıdır. Bu nedenle tarikata giriş törenlerinde şeyhin eli kadının eline değmez. Nakşibendilikte, ipin bir ucu şeyhin elinde, öteki ucu ise kadının elindedir veya kadın, şeyhin elini değil eteğini tutar.
Bektaşilik’te kadın erkek ayrımı yoktur. Bektaşiliğe girmek isteyen bacının eli ile aydınlatıcısının [yol babasının] eli, yani avuç içleri, birbirine değecek şekilde birleşir. Bacı, bu durumda, eline diline beline sahip olarak yaşayacağına ilişkin söz verir.
Bektaşi, ibadetini yaptıktan sonra, bacı kardeş ayrımı yapmadan, muhabbet masasında toplanır ve muhabbete katılan herkes, sarhoş olmayacak kadar, adına dem denilen içkiden alır. Bu muhabbetlerde bacılar ve erler, bazılarının ilahi dediği nefesleri, hep birlikte okurlar. Nefeste [şiirde] geçen Kur’ân ve hadis sözleri açılır, dinsel ve felsefi söyleşiler yapılır. Bektaşi/Alevi muhabbet sofraları Sokrat’ın, Platon’un, İhvân-ı Safâ’nın hikmet sofralarından farksızdır.

ORTAÇAĞ’DAN KURTULMAK
Bütün bunlar Bektaşîlik/Alevîliğin bir tarikat olmadığının kesin kanıtıdır. Peki öyleyse Bektaşilik/Alevilik nedir? Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba şu yanıtı vermektedir:
“Bektâşîlik İslâmî bir yoldur. Bektâşîliği tarikat olmaktan ziyade tekâmül ettirilmiş, taassub ve gerilikten kurtarılmış, millîleştirilmiş bir İslâmiyet olarak başlı başına yepyeni bir dîn anlayışı olarak ele almak gerektir. Daha doğrusunu söylemek gerekirse (bizim yobaz ve gerici örümcek kafalılar hiç kızıp köpürmesin) Bektâşîlik, Türkün gerçek müslümanlığıdır, gerçek islâm dînidir.” (2)
Fakîr’de aynı kanıdadır. Burada bize şu soru sorulacaktır: “Hacı Bektâş; Bektaşilik Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikattır demiyor mu? Sen ise Bektaşîliği tarikat olmaktan çıkartıyorsun?”
Şüphesiz Hz. Pîr böyle diyor. Fakat onun yaşadığı çağda, yani 12-13. yüzyıllarda, bırakın pedagojiyi, matematik bile kendisini dinsel kalıplarla açıklıyordu. Engels’in diliyle söylersem, “akıl ve bilim din adlı zindanda tutsaktı”. Şekle değil öze bakmak gerekir.
Hacı Bektâş Velî Hazretleri, oluşturduğu eğitim okulunun ilkelerini, eğitim bilimin terimleriyle açıklamak olanağını bulamazdı. Şüphesiz o bir veli olarak, bir evliya olarak geleceği biliyordu. Fakat onu izleyenler geleceği, bilemiyordu göremiyordu. Bu nedenle okulunun ilkelerini, dinsel kalıplarla açıkladı ve bu okulun bir sınıfına da, “tarikat” adını verdi.
Bizler onu izliyorsak, bizler Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlattığı insansak, kendimizi Ortaçağ’a değil, zamanımıza uyarlamamız gerekir.
Bu çerçevede Bektaşilik/Alevilik tarikat olmadığı için 677 sayılı yasanın kapsamına girmez. Kimse bize, “Tarikatların serbest bırakılmasını savunursanız, sizin Cem Evleri’nizi açarız” diyemez.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.