Batı Lozan’ın intikamını alıyor

Batının Lozan’a olan öfkesinin temelinde ‘Şark Meselesi’ yani Doğu Sorunu vardır. Sorun emperyalizmin Osmanlı Devleti’ni tasfiye sorunudur

Batı Lozan’ın intikamını alıyor
23 Temmuz 2016 Cumartesi 10:09

Barış Doster / Siyaset Bilimci - Yazar
24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’na yönelik saldırılar sıklaştı. Nedeni açık: O dönemde imzalanan anlaşmalardan Lozan dışında hiçbiri yürürlükte değil. Türkiye’nin hukuksal anlamda tapu senedi, diplomatik düzlemde temeli olan Lozan’a yönelik çullanışlar, maalesef yanıtsız kalıyor. Diplomasideki ustalığını Lozan’dan önce Mudanya Mütarekesi’nde kanıtlayan İsmet Paşa’nın hedefe oturtulması da, dikkat çekici.
Lozan’ı doğru kavramak için tarih, hukuk, iktisat, siyaset bilmek, tarihsel belleğe ve bilince sahip olmak gerekir. Her olayı kendi nesnel koşullarında tartıp, incelemek, dönemin kuvvet dengesini gözetmek şarttır. Stratejinin üç temel unsuru olan kuvvet, zaman ve mekân dikkate alınmadan, siyasi, iktisadi, askeri, toplumsal güç unsurları hesaba katılmadan, emperyalizm tahlil edilmeden Lozan anlaşılmaz. Dahası, Lozan’dan önce Sevr Antlaşması’nda, Londra ve Paris Konferanslarında Türklere dayatılanlar da iyi bilinmelidir. 151. maddesinde “Azınlıklar konusunda müttefiklerin bundan sonra alacağı tüm kararları Osmanlı Devleti peşinen kabul eder” hükmü bulunan Sevr iyi okunmadan, Lozan doğru anlaşılamaz.

LOZAN’DA NEYİN HESABI GÖRÜLDÜ?
Anımsamakta yarar var. Birinci Dünya Savaşı Osmanlı Devleti’nin terekesi nedeniyle çıkmıştır. O savaşta ülkemiz ve bölgemiz, enerji zenginliği de dikkate alınarak bölüşülmüştür. Savaş, Osmanlı’nın paylaşımı için yapıldığından, Osmanlı’nın savaş dışı kalması mümkün değildir. Nitekim devleti yönetenlerin savaş dışı kalma yönündeki önerilerine dönemin emperyalist merkezleri itibar etmemiştir. Kaldı ki, Osmanlı Devleti, Almanya’nın yanında savaşa katılmasa bile, hatta savaşı Almanya kazansa dahi, Osmanlı açısından sonuç değişmeyecektir. Çünkü savaşın en büyük ganimeti Osmanlı topraklarıdır. Osmanlı’nın savaşa girişinin zamanı ve yöntemi tartışılsa dahi, savaş dışı kalması olanaksızdır.
Lozan’da hem Birinci Dünya Savaşı’nın, hem Kurtuluş Savaşı’nın hesabı birlikte görülmüştür. Ve Birinci Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan hiçbir antlaşma Lozan kadar kalıcı olmamıştır. Oysa Lozan’ı düzenleyen devletler, konferansı öncelikle Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçlandırılması için tasarlamıştır. Türkiye ise konferansa Birinci Dünya Savaşı’nın mağlup devleti olarak değil, Kurtuluş Savaşı’nın galip devleti olarak katıldığını başından itibaren ısrarla vurgulamıştır. İsmet Paşa’nın Türk heyetine başkanlık etmesinin önemli gerekçelerinden biri de, galip devletin komutanlarından biri olarak cepheden gelmiş olmasıdır. Bu nedenle yüksek bir özgüvene, psikolojik avantaja sahiptir. Bu sayede kapitülasyonlara kesinlikle karşı çıkmış, egemenlik, bağımsızlık, eşitlikten ödün vermemiştir. Lozan’ı beğenmeyenlere anımsatmak gerekir: İsmet Paşa, İngilizler tarafından biraz yumuşatılarak önüne konan Sevr projesine direnip, Türkiye’nin tezlerinde ısrar ederken, İstanbul henüz işgal altındadır.
Batının Lozan’a olan öfkesinin temelinde “Şark Meselesi” yani Doğu Sorunu vardır. Sorun, emperyalizmin Osmanlı Devleti’ni tasfiye sorunudur. Bu emperyalist dayatma süreci Babı Ali’nin Sevr’i imzalamasıyla zirveye ulaşmıştır. Batı yıllardır yaşam destek ünitesine bağladığı “Hasta Adam”ın fişini çekmiştir. Anadolu Hareketi ise Sevr’i savaş ve devrimle yırtmıştır. Lozan’la cumhuriyeti bağımsız, egemen, eşit bir devlet olarak diplomasi arenasında tescil ettirmiştir. Şark Meselesi’ni sonlandırmıştır. Almanya Versailles (1919), Bulgaristan Neuilly (1919), Macaristan Trianon (1920) antlaşmalarına uyarken, Marco Polo’dan bu yana Anadolu’da yaşayanlara “Türk” diyen Batılılar, bu topraklarda Türklerin devletini, Türkiye Cumhuriyeti adıyla tanımak zorunda kalmıştır. Lozan’a “Türkiye’nin tapu senedi” denmesinin nedeni budur.

BİR ELİNDE MİSAKI MİLLİ BİR ELİNDE KILIÇ
Lozan müzakerelerine, Birinci Dünya Savaşı’na katılan ülkeler katılmıştır. Ama karşımızdaki en büyük düşman İngiltere’dir. Görüşülen konuların ezici çoğunluğunun Birinci Cihan Harbi’yle ilgili olmasının nedeni, Harbi Umumi ile Kurtuluş Savaşı’nın bir bütün olmasıdır. Nitekim İsmet İnönü, Türkiye’nin, herkesin 1918’de bitirdiği savaşa 4 yıl daha devam ettiğini söylemiştir. Türkler açısından Birinci Dünya Savaşı’nı resmen bitiren antlaşma, Kurtuluş Savaşı’nın sonrasında imzalanan Lozan Antlaşması’dır. Kaldı ki devletler hukukuna göre de savaşların barış antlaşması ile sonlandırılması gerekir. Zira devletler fiilen savaşmasalar bile hukuken savaş sürer. Nitekim İstanbul Hükümeti Sevr’i imzalamasına karşın Ankara Hükümeti onu reddettiği, imzalayanları vatan haini saydığı, savaşı sürdürdüğü için, Kurtuluş Savaşı, Birinci Dünya Savaşı’nın Anadolu topraklarındaki devamı sayılır.
Kimileri Kurtuluş Savaşı’nı basit bir Türk-Yunan savaşı olarak göstermeye çalışsalar da, antiemperyalist bir savaş olmadığını söyleseler de, gerçek değişmez: Milli Mücadele antiemperyalist bir bağımsızlık savaşıdır. Bu sadece Türkiye’deki tarih yazımında değil, İngiliz belgelerinde de, Sovyet belgelerinde de böyledir. Lord Curzon da, Lenin de kendi açılarından Anadolu’daki mücadelenin bu yönüne dikkat çekmişlerdir. Lozan’da en sert müzakere konusunun kapitülasyonlar olması, Milli Mücadele’nin emperyalizm karşıtlığını kanıtlar. Lord Curzon’un, kapitülasyonların çift taraflı antlaşmalar olduğuna dikkat çekip, bunların tek taraflı irade beyanıyla kaldırılamayacağını, her iki tarafın da rızasının gerektiğini söylemesi, savaşın antiemperyalist karakterini gösterir. Lozan müzakerelerinin başında, İngilizlerin galip devlet sıfatıyla, açılış konuşması yapmak istemelerinin nedeni, Birinci Cihan Harbi’nin hesabını kapatmak istemeleridir. İsmet Paşa’nın ısrarla, “Biz buraya mağlup devlet olarak değil, galip devlet olarak geldik” demesi sonucu, hem İngiltere, hem Türkiye açılış konuşması yaparlar. İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold’un, “İsmet Paşa Lozan’a bir elinde Misak-ı Milli, bir elinde kılıçla geldi” şeklindeki sözleri, İnönü’nün inatçılığının yanında, İngiltere başta olmak Türkiye karşıtı cephenin kimyasını, aralarındaki uyumu nasıl bozduğunu ortaya koyar. Nitekim Lord Curzon’un genel af, tazminat, Müslüman azınlık yaratma, iktisadi ve adli kapitülasyonların devamı, adeta Osmanlı millet sisteminin sürmesi yönündeki hevesleri kursağında kalmıştır. Azınlık statüsü, Müslüman olmayan yurttaşlarla sınırlı kalmıştır. Kapitülasyonların kaldırılmasına en şiddetli tepkiyi veren ülkelerden birinin, birlikte savaştığımız, ordularımızın komutasını verdiğimiz Almanya olması, Osmanlı’nın nasıl bir boyunduruk altına girdiğinin delilidir. Gerçekler ortadayken, günümüzde Lozan’a saldıranların amacı nedir, onlar kimin uzantısıdır?

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.