Atatürk dönemi Diyanet’in aydınlanmacı işlevi

"Bu gün yüzlerce caminin içinde veya duvarında içki içenleri, alanları, satanları, muhafaza edenleri, Allah adına şiddetle kınayan levhalar yer almıştır."

Atatürk dönemi Diyanet’in aydınlanmacı işlevi
29 Ocak 2016 Cuma 12:55

Şakir Keçeli

Batı Avrupa’da ve özellikle Almanya’da yaşayan bazı Alevi canların kurduğu Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nu (ABF’yi) ele geçiren, emperyalizmin güdülediği bölücüler; sık sık Atatürk’e, Cumhuriyet Devrimlerine, bu devrimlerin birincisi, yani ilki olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na saldırırlar. Yaşadığımız karşıdevrim sürecine uyarak, gericileştikçe gericileşen ve en sonunda adeta Haçlı İrtica’ın Merkezlerinden biri haline gelen bu günkü Başkanlık da uygulamalarıyla, ABF’ye ve onun uzantısı olan Alevi kuruluşlarına, önemli yardımlarda bulunmaktadır. Oysa Atatürk’ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı irticaın değil, aydınlığın, antiemperyalist bilincin merkezi idi. Nitekim Türkiyemiz yönünü, Atatürk’e çevirdiğinde Diyanet hoşgörünün, akılcılığın, uzlaşmacılığın merkezi olmuştur.
Bu gün yüzlerce caminin içinde veya duvarında içki içenleri, alanları, satanları, muhafaza edenleri, Allah adına şiddetle kınayan levhalar yer almıştır.
Oysa 27 Mayıs Milli Devrimi’nden sonra Diyanet İşleri Başkanlığı yapan merhum M. Sadettin Evrin çok çok farklı şeyler söylemiştir:
“Dinin amellere [eylemlere işlemlere] ait vasiliği [güdücülüğü- buyruğu] de cebrî [zorlayıcı] değildir:
“.(...) Mesela içki hususunda ilk defa: ‘Hurmalardan ve üzüm bağlarının mahsülünden [ürününden] hem içki çıkarırsınız hem de güzel rızık.... [elde edersiniz]’.
2. Bakara Sûresi 219. âyette:” Sana şarabı ve kumarı sorarlar, de ki: ‘ İkisinde de hem büyük günah vardır hem de insanlara menfaat vardır. Ancak o ikisinin günahları faydalarından daha büyüktür’” buyruldu. Bunun üzerine ümmetin bir kısmı el çekti, bir kısmı devam etti. Üçüncü defa;” Ey iman edenler! Sarhoş iken, ne söylediğinizi hakkıyla bilmedikçe namaza yaklaşmayınız” emri geldi (4. Nisa Sûresi 41. âyet).
Dördüncü olarak, 5. Maide Sûresi 93-94 âyetleri gelince yasak kesinleşmekle birlikte, bunun toleransı da [hoşgörüsü de] söylendi. Görülüyor ki, âyetlerin geliş sırasında ve hükümlerinde muayyen bir mefhumu [kavramı] derece derece saptayan bir eğitim tarzı vardır. Fakat bu âyetlerden bir sonra gelenler evvelkini nesh ettiği [yürürlükten kaldırdığı] zannedilmiştir. Bizim kanaatimizce bu âyetlerin hiçbiri neshedilmiş değildir. [Merhum Evrin Bektaşîler gibi, bir âyetin diğer bir ayeti yürürlükten kaldırdığı tezine karşı çıkmaktadır]. Hepsi hüküm değerini aynen muhafaza etmeketdir. Yalnız her âyet genel amacının belirli bir bölümünü ifade eder. Peygamber tarafından sarhoşluğa karşı konmuş olan ceza göz önünde sarhoş gezen ve şerefsiz hali herkes tarafından görülenler içindir”.
Biz, Evrin’in bu açıklamaları ile Edib Harâbî Baba merhumun şu şiiri arasında fazla bir fark bulamadık:
“Cenâb-ı Hâlik’i mutlak [Tanrı]/ Bu şarâbı bize in’âm eylemiş [nimet olarak vermiş]/ Çok methetmiş anı Kur’ân’ı aç ta bak [Örneğin, İnsan Sûresi 21. âyet]/ Mü’min olanlara ikrâm eylemiş [Şarâb-ı tahur’u kasdediyor]. Ey zâhid sen bizi sanma günahkâr/ Günâhımız çokdur sevâbımız var/ Gördüğümüz demi hoşgörür Settâr [Tanrı- Ayıpları örtücü]/ Bu sırra Kur’ân’da cevâbımız var”.
Evrin, okullarda verilen din eğitimi konusunda da ileridir. Sadettin Evrin şöyle diyor:” Din eğitimi İlk Okul’da ahlâk, Orta Okul’da tarih, Lise son sınıfında felsefe öğretimine refakat edebilen ek kitaplarla ders dışı ve cazip [çekici-özendirici] üslupla ele alınmalı, daima yenilenmelidir. Din asıl yüksek tahsil çağında kavranır [M. Sadettin Evrin, Age, c.2, s. 43]”.
Demek ki yurdumuzda milli ve demokratik devrime soyunan bir parti iktidar olursa Diyanet İşleri Başkanlığı bilim ve aydınlanma merkezi olabilirmiş. Bu kurumun kapatılmasını isteyenler devrimcilik değil, yıkıcılık yapıyorlar

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.