Aslanın dişisi de aslan değil mi?

TRT’de ağzı karanın biri, ‘kadınların arkasından Bektaşi gibi bakılmaması gerektiğini’ öğütlemiş. Oysa Bektaşîliğe giren kadın ve erkeğin beline, üç düğümlü bir kuşak bağlanır. Bu düğümler Bektaşiliğe alınan insanın eline-diline-beline egemen olmaya karar verdiğini anlatır

Aslanın dişisi de aslan değil mi?
30 Haziran 2016 Perşembe 11:20

Şakir Keçeli

Hem Bektaşi/Aleviler hem de Şiiler kendilerine iftira ve hakaret edenlere,”ağzı kara” derler. Ağzı karanın biri bizim vergilerimizle çalışan TRT’de kadınların arkasından Bektaşi gibi bakılmaması gerektiğini öğütlemiştir. Osmanlı’da, gelişi güzel konuşan ve sözleriyle insanları kıranlara, “ishâl-i kelâm(söz/laf ishali/sürgünü)” derlerdi.
Türkiye Halkı, sorumsuzca konuşanları bin yıldan bu yana kınamıştır. O yüce halkın eskimeyen temsilcisi olan Yunus Emre, lafını bilmeden konuşanları şöyle uyarmıştır: “Söz ola kese savaşı/ Söz ola yitire başı/ Söz ola ağulu aş’ı/ Yağ ile bal ede bir söz”...
Anlaşılan bu ağzı kara, Bektaşilik ve Bektaşiler hakkında hiçbir şey bilmemektedir. Acaba Bektaşîler yaratıklara ve bir yaratık olan kadınlara nasıl bakarlar?

TIĞ-BEND KUŞAĞI
Bektaşîler, Tanrı Ahlâkıyla ahlâklanmayı ibadet sayan insanlardır. Evrenlerin Sevgilisi olan Tanrı’nın güzel adlarından birisi Zünnûb’dur. Arapça olan bu sözcük, “Ayıpları, kusurları örten, görmeyen anlamına” gelen bir sözcüktür. Bu nedenle, Bektaşîlik okuluna yazılan her insan, “gördüğünü örtmeye/görmediğini söylememeye” dair ant içer. Bu nedenle Bektaşi kusur görmekte karanlıkların karanlığıdır. Nitekim günümüzün en büyük Bektaşisi olan Bedri Noyan Dedebaba şöyle demiştir: “Yok gördüğümüz kaş gözü... Hiç sorma ne renktir?/ Kaş göz görenin sevgisi sevdaya halelmiş.”
Bektaşîliğe giren kadın erkek her canın beline, “Tığ-bend” adı verilen bir kuşak bağlanır. Bu kuşağın üzerinde üç düğüm vardır. Bu düğümler Bektaşiliğe alınan insanın eline-diline-beline (seksüel isteklerine) egemen olmaya karar verdiğini anlatır. Bu nedenle Bektaşinin nikahlı eşinin dışında kalan bütün bayanlar bacıdır. Erenler, bu bacıların yanında erkek olmayıp kadındır. Bu ahlâk anlayışını Abdal Ziya; “Ben bir abdal kişiyim/Hem erkek hem dişiyim/Hilkatin (yaratılışın) iğdişiyim (hadımlaştırılmışıyım) /Bilmem kimin tatlı çişiyim” demektedir. Gerçekten de kadın olsun erkek olsun bütün insanların aslı sperm ve yumurtadır. Bu yüzden gururlanmanın, kendimizi öteki insanlardan üstün görmemizin bir anlamı yoktur.
Osmanlı Tarihçilerinden Aşıkpaşaoğlu Alevi/Bektaşilerin en yücesi Hacı Bektâş Velî’nin “Bacıyân-ı Rum”un (Anadolu Kadınları’nın) piri (önderi) olduğunu ve Bektaşîlik adlı okulun (bilerek tarikat demiyorum, çünkü Bektaşilik/Alevilik bir tarikat değildir) Fatma Bacı tarafından kurulduğunu yazmıştır. Gerçekten de Osmanlı belgelerine göre, 13-14. yüzyıllarda Batı Anadolu’da kurulan Ahi/Bektaşî tekkelerinin birçoğunun kurucusu ve aydınlatıcısı (mürşidi) kadındır. Bu gün de Bektaşi olan bacılar derviş olabilirler.

KADIN-ERKEK EŞİTTİR
Bektaşîliğin yüce önderi Hacı Bektaş; “Aslanın erkeği aslan da/ Dişisi aslan değil mi?” diyerek, kadınlarla erkeklerin eşit olduklarını savunmuştur. Yirminci yüzyılın düşünürü Edib Harabi kadınları şöyle tanımlamaktadır: “Bizi de halk eden (yaratan) Sübhân (Tanrı) değil mi/ Aslanın dişisi aslan değil mi/ Söyleyin Mahbûb-u Rahmân (Tanrı sevdalısı) değil mi?/ Ümmügülsüm, Zeynep Leylâ’mız vardır.” Basri Baba da kadınlar hakkında şunları söylemiştir: “Bacıları hor görmeyin/ Kalbi rakiktir (incedir) onların/ Cümlesini bir bilmeyin /Hepsi bir mi insanların (...) Ademin tarlası vücudu/ Şüphesiz eder sücûdu (secdeyi)/ Hakk’tır onların şuhûdu (tanığı)/ Emmaresin ezenlerin.”
Bektaşi/Alevi bacıları da erkek kardeşleri gibi belini bağlamışlardır. Onlardan biri olan İkbal Bacı şöyle der: “Varlığı hâk (toprak) edelim/ Benliği çâk (yok) edelim/ Gönlümüz pâk edelim/ Canlara Cânân (Çalap) gelsin”... Hayriye Bacı da kendini İslâma vakfetmiştir: “Muhammed Alî’nin kuluyuz kulu/ Tâ Elest Bezm’inde demişiz belî (evet)/ Aslımızdır Hacı Bektâş Velî/ Gürûh-u Nâciyiz (kurtulanlar topluluğuyuz) dönmeyiz geri...
Bektaşîlik/Alevilik Orta Çağ’da, Anadolu’da yaşayan kadın erkek bütün insanların, el ele vererek yarattığı bir milli kültürümüzdür. Bu milli kültür içinde, kendisinden önce bu topraklarda yaşamış bütün kavimlerin ve kültürlerin az çok payı vardır. Bu nedenle o 72 miletin eseridir.
Alevîlik/ Bektaşîlik; “Dedi Kân-ı kerem, Şah-ı celâl/ Türk’ü katleyiniz kanı helal/ Daim oldu bunların işi dalal/ Cümlesinden bunu ahzeyle misal Uktülü’t-Türk’e velev kâne ebâk (Baban bile olsa Türk’ü kes)” diyen Osmanlı’ya başkaldıranların okuludur.
O Okul’un öğrencileri şöyle haykırıyorlardı: “Türk’üm amma Türkçe bilmem/ Korkusunu Türk’e sor/ Eğrisini Osmanlı’ya/ Doğrusunu Türk’e sor/ Konuşurken öz kardeşiz/ Yazarken bir yabancı/ Ne acıymış dil yarası/ Burkusunu (acısını) Türk’e sor... “
Türkiye Halkı kolayına gelmedi bugünlere... Millet olarak çok çile çektik ve çok bedel ödedik... Biz 9 Eylül 1922 günü Emperyalizmin silahlı güçleriyle yerli ortaklarını Akdeniz’e döktük sanıyorduk, meğer artıkları kalmış.. Hakk Erenlerin izni ile kısa zamanda onları da dedelerinin yanına göndeririz.
Biz Alevî/Bektaşîler taşlanmaya alışığız. Çünkü kökü bir türlü kurutulamayan her zalim bize bir taş atar. Bize atılan her taşı; “Elif misin hece misin?/ Gündüz müsün gece misin?/ Sen Hüseyn’den yüce misin?/ Gam yeme gönül gam yeme” diyerek sineye çekeriz.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.