Askeri darbeyi bahane edip askere darbe yapmak

Çıkarılan KHK’ların ‘yeni darbe girişimlerinin önlenmesi’ amacını aşarak TSK’nın tamamen etkisiz hale getirilmesini amaçlayan uzun vadeli bir planın parçası olduğu ilk bakışta görülmektedir

Askeri darbeyi bahane edip askere darbe yapmak
24 Ağustos 2016 Çarşamba 10:22

Dr. Cihangir Dumanlı / E. Tuğgeneral
15 Temmuz Amerikancı-FETÖ’cü darbe girişiminin ardından AKP iktidarı tarafından TSK’nın tümü darbeci olarak gösterilerek “yeniden darbe girişimlerinin yaşanmaması” bahanesi ile TSK’nın komuta yapısında ve temel niteliklerinde köklü değişiklikler yapılmaktadır.
Bu kapsamda: Genelkurmay Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanı’na bağlanması, Kuvvet komutanlıklarının MSB’na bağlanması, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın doğrudan Genelkurmay Başkanı’na ve kuvvet komutanlarına emir vermesi, bu emirlerin kimseden onay almadan yerine getirilmesi, YAŞ‘a Başbakan yardımcıları, Adalet, İçişleri ve Dışişleri bakanlarının da üye olmaları, ordu komutanlarının YAŞ üyeliğinden çıkartılması, Jandarmanın sivilleştirilerek İçişleri Bakanlığı’na bağlanması, askeri okulların kapatılması, Ankara ve İstanbul’daki bazı kışlaların şehir dışına taşınması, GATA ve askeri sağlık kuruluşlarının Sağlık Bakanlığı’na bağlanması, Askerlik sürelerinin kısaltılması ve asker sayısının azaltılması, Profesyonel asker sayısının artırılması, Harp akademilerinin ve kurmay subaylığın kaldırılması, Lojistik ve personel faaliyetlerinin tamamen MSB’ye devredilmesi, MSB kadrolarının sivilleştirilmesi, Ordu komutanlılarının bulunduğu ilin valisinin denetimine bırakılması, Askerlerin atama ve terfilerinin sivil makamlara bırakılması, Askeri istihbarat birimlerinin MİT Müsteşarlığı’na bağlanması, Sınır güvenliğinin sivilleştirilmesi, Muhafız Alayı’nın kaldırılması, Cumhurbaşkanlığı başyaverliğinin kaldırılması, planlanmış ve bunların bir kısmı 31 Temmuz 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan KHK ile yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

UZUN VADELİ PLAN
Bütün bu tedbirler birlikte değerlendirildiğinde “yeni darbe girişimlerinin önlenmesi” amacını çok aştığı, TSK’nin tamamen etkisiz hale getirilmesini amaçlayan uzun vadeli bir planın parçası olduğu ilk bakışta görülmektedir.
Söz konusu tedbirler 15 Temmuz darbe girişimine tepki olarak alınan tedbirler değildir. AKP iktidarının emperyalizmle işbirliği içinde uzun vadeli “devleti ordusuzlaştırma” planının gereğidir. 15 Temmuz iktidara bir fırsat ve bahane vermiştir. Gelişen olaylar 15 Temmuz darbe girişiminin asıl amacının da TSK’yı tasfiye etmek olduğunu göstermiştir. Kumpas davalarında yarım kalan iş son bir darbe ile tamamlanmak istenmiştir.
15 Temmuz’un orduya büyük zarar verdiği kesindir. Fakat bu tedbirler sadece TSK’ya değil, devlete de 15 Temmuz’dan daha büyük ve kalıcı zararlar vermektedir.
“Gelişmiş demokratik ülkelerde sivil-asker ilişkileri böyle, bizde de böyle olsun” demek son derece yanlıştır. O ülkelerin jeopolitik konumları, tarihleri, toplumsal siyasal ve askeri kültürleri bizden çok farklıdır.
Bu tedbirlerin her biri uzmanlarınca ayrıntılı incelenmeli, fayda ve sakıncaları iyice düşünülmeli ondan sonra karar verilmelidir. Unutmayalım: Bugünün problemleri dünün çözümleridir.

VATANA İHANET
Bugün “darbeye karşı” bahanesi ile TSK’yı etkisizleştirmek coğrafyamızda bekamıza yönelik tehdit ve risklerin devam ettiği, şehitlerin gelmeye devam ettiği bir ortamda ancak düşmanlarımızı sevindirir. Düşmanları sevindirecek bir şey yapmak ise açıkça vatan hainliğidir.
TSK’nın 2000 yıllık tarihinde pek çok köklü değişimler/refomlar yapılmıştır. Fakat bunlar genellikle bir savaş kaybedildikten sonra orduyu güçlendirmek için olmuştur. Bu kez yapılan reform değil, doğrudan ordunun tasfiye edilmesidir.. Ordusuz kalmanın ne demek olduğunun dünya tarihinde çok acı örnekleri mevcuttur. Türk milleti ise hiçbir zaman ordusuz kalmamış, Mondros Mütarekesi’nden sonra bile halk Kuva-yı Milliye örgütlerini kurarak ordulaşmıştır.

ORDUYA SİYASET SOKMAK
Yukarıda sayılan değişikliklerin en önemli sakıncası orduya siyasetin sokulmasıdır. Harp tarihini biraz okuyanlar, siyaset girmiş orduların hezimetlerini bilirler. Balkan Savaşı’ndaki Osmanlı ordusunun durumu ve Kurtuluş Savaşımızda karşımızdaki Yunan ordusunun durumu buna çarpıcı örneklerdir.
Alınan tedbirler, barış zamanında ordunun sivil kontrol altına alınması gibi tek yönlü bir bakış açısından ele alınmıştır. Oysa silahlı kuvvetlerin varlık sebebi ve asli görevi savaşmaktır. Bu tedbirler barışta siyasileri tatmin etse bile, savaşın sevk ve idaresinde büyük problemler doğuracak niteliktedir.

ANAYASAYA AYKIRI
Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olan kuvvet komutanlıkları Milli Savunma Bakanı’na bağlanarak Genelkurmay Başkanı ve karargahı işlevsiz hale getirilmiş, komuta Genelkurmay Başkanı’ndan alınıp Milli Savunma Bakanı’na verilmiştir. Oysa yürürlükteki anayasaya göre Genelkurmay Başkanı silahlı kuvvetlerin (kara, deniz, hava kuvvetleri ve jandarma) komutanıdır (md: 117). Bu bakımdan 31 Temmuz tarihli KHK anayasaya açıkça aykırıdır.
Düzenlemelerin 15 Temmuz olayından sonra darbelere son vermek maksadıyla yapıldığı söylenmektedir. Hukuk devletinin yapması gereken, içine teröristler giren kurumları kapatmak değil, suçluları adalet önüne çıkartmaktır. Örgüt mensupları yalnız silahlı kuvvetlere değil; Anayasa Mahkemesi (AYM), Adalet, İçişileri, Milli Eğitim, Sağlık Bakanlığı, hatta TFF’ye sızmışlardır. Aynı mantık uygulanırsa bu kurumların da kapatılması ve bunlara personel yetiştiren okulların da kapatılması gerekirdi. Sadece bu bile maksadın devleti terör örgütü mensuplarından temizlemek değil, silahlı kuvvetleri tasfiye etmek olduğunu göstermektedir.
Harp okullarında büyük gayret ve özveri ile 4 yıl okuyan ve bir ay sonra subay çıkmayı hak etmiş çocuklarımızın hakları bütüncül bir yaklaşımla ellerinden alınmıştır. Bu durum ceza hukukunun “cezaların şahsiliği” ilkesine aykırıdır.

NE YAPMALI?
1. TSK’nın lağvına alet olan, göz yuman, izin veren, rıza gösterenler (başta Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları olmak üzere) ettikleri yeminin gereği olarak derhal istifa etmeli, bu tarihi vebale ortak olmamalıdırlar. Aksi takdirde “savaşmadan ordusunu teslim eden komutanlar” olarak şanlı tarihimizde kara bir leke bırakacaklardır.
2. Yapılan düzenlemelerle hakları ihlal edilenler (harp okulu, askeri lise öğrencileri gibi) yargı yoluna başvurmalıdır.
3. 15 Temmuz bahane edilerek TSK’nın tümü haksız ve yanlış biçimde darbeci olarak gösterilmek istenmekte; bu propagandanın bir parçası olarak kışla nizamiyeleri çöp araçları ile tıkanmaktadır. TSK’yı rencide eden bu duruma başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere tüm yetkililer ve halkımız karşı çıkmalıdır.
4. Bu sadece TSK’yı ilgilendiren bir konu değildir. Başta siyasi partiler, STK’lar, üniversiteler, yurduna Cumhuriyet’e bağlı her vatandaş 31 Temmuz karşı devrimine karşı en etkili ve kitlesel şekilde demokratik tepkisini göstermelidir.
5. Yukarıdaki konuların uzmanları, yapılanların yanlışlığı hakkında bilime ve deneyimlerine dayalı olarak sözlü ve yazılı biçimde ilgilileri ve kamuoyunu aydınlatmalıdır.

BAŞKANLIĞIN ÖN ADIMI
Genelkurmay Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanı’na bağlanması ise başkanlık sisteminin ön adımıdır.
31 Temmuz kararnamesi 2000 yıllık TSK’nin sonudur. Ordusuz devlet olamayacağına göre aynı zamanda Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti devletinin de sonudur. TSK bütünüyle ve kurumsal olarak laik, demokratik cumhuriyeti benimsemiştir. Orduya katılanlar cumhuriyete bağlı kalacaklarına ant içerler. TSK’nın tasfiyesi laik devlete karşı olanların yıllardır istedikleri bir şeydir.
Emperyalizme ilk ve en büyük tokat 30 Ağustos 1922’de Türk ordusu tarafından vurulmuştur. Bu düzenlemelerle emperyalizm ve yerli işbirlikçileri 94 yıl sonra Türk ordusundan intikam almaktadırlar. Bu suretle ABD’nin bölgedeki planlarının önündeki en büyük engel kaldırılmış olmaktadır. Her fırsatta kendisinin “başkomutan” olduğunu iddia eden şahıs, ordusuna sahip çıkmamaktadır. Bu şahıs şimdi BOP eşbaşkanlığı ile başkomutanlık arasında sıkışmış durumdadır. Hangisini tercih edeceği gelecek yıllarımızın şekillendirilmesinde önemli olacaktır.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.