Alman Alevi Birlikleri yeni bir din yaratıyor

Emperyalistler İslam Dünyası’nı, Şii-Sünni diye bölerek, bir mezhep savaşı çıkartmaya çalışmakta ve bunda da bir hayli yol almaktadır.

Alman Alevi Birlikleri yeni bir din yaratıyor
25 Nisan 2016 Pazartesi 14:49

Şakir Keçeli

Emperyalistler İslam Dünyası’nı, Şii-Sünni diye bölerek, bir mezhep savaşı çıkartmaya çalışmakta ve bunda da bir hayli yol almaktadır. Türkiye’de de bu yöntem, 12 Eylül öncesinde Maraş, Sivas, Erzincan, Çorum vb’de; 1990’lu yıllarda da Madımak ve İstanbul Gazi’de denendi. Gladyo’nun kanlı tezgahları amacına ulaşmadı ve vatanımızda bir mezhep savaşı çıkmadı. Bu ülkede mezhep çatışmasının çıkmamasının bir çok nedeni vardır. Bu nedenlerin en önemlisi Türkiye’nin milli güçlerinin, mazlum alevi/bektaşî halkın yanında yer almaları ve onlarla birlikte zulme direnmeleridir.

EMPERYALİSTLERİN YENİ TAKTİKLERİ
Yaşadığımız bu olaylardan ders alan emperyalistler bu kez taktik değiştirdiler ve aleviliğin genlerini değiştirmeye ve alevilik adı altında yeni bir din yaratmaya kalkıştılar. Bizim Alevilerimizle Sünnilerimizin, büyük bir çoğunluğunun yaşam tarzları birbirlerine çok benzemektedir. Bu yüzden de, Alevilerin en az yüzde otuzu bir Sünniyle evlidir. Her iki inanca mensup olanlar, Allah’a Muhammed’e, Kur’ân’a, Alî’ye sevgi ve saygıyla yaklaşırlar. Nitekim annesi ve babası Sünni olan birçok kişinin adı Ali, Hüseyin, Hasan’dır.
Bu gerçekler, Türkiye’de inanç temelli iç savaş çıkartmak isteyenleri, yeni taktiklere başvurmaya zorlamıştır. Bu taktikleri şu şekilde sıralayabilirim:
*Alevilerin gönlünden Allah/ Kur’ân/ Muhammed/ Alî sevgisini silmek ve böylece Sünnilikle ortak noktaları yok etmek.
*Sünnilerin yaşam tarzlarını değiştirerek, onları Çöl Bedevisi yapmak. Selefîlik giysisini onlara giydirmek.
Bu girişi neden yaptım? Almanya’da yayınlanan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (ABF)’nun yayın organı olan Alevilerin Sesi adlı gazetede şunlar yazılıyor:” (...) Net olarak bilinmelidir ki Aleviliğin özünde yaratan bir “Tanrı” yoktur; bütün evrende var olan bir gizli güç vardır ve insan varlığında kendini dışa vurmuştur. Yani yaratılış teorisi yerine varoluş teorisini savunurlar. En yüksek merkezde ise insanı-ı kamil olarak belirlenmiştir. Göksel bir Tanrı yoktur. Peygamber ise hiç yoktur. Mürşid vardır. Aleviler kutsal olarak gönderildiğine inanılan kitapların insan ürünü olduğunu kabul ederler. Hz. Ali’nin Alevi inancına girmesinin çok anlaşılabilir nedenlerinden biri iktidar kavgasında hakkı yendiği için, mazlum sıfatıyla beraber anıldığı içindir.(...)”.
Yazar bu sözlerden sonra, lakabı Ebu Turâb, yani Toprak Babası olan Hz. Alî’yi, katillikle suçlamaktadır.
Gerek Avrupa’da ve gerekse Türkiyemizde milyonlarca Alevi/Bektaşî yaşamaktadır. Bu satırları yazan isimsiz insanın annesi, babası ve yakın akrabaları dahil, hemen hiç kimse bu satırların altına imza atmaz ve atamaz.

MÜRŞİDLER AYDINLATIYOR
Alevilik/Bektaşilik, gizli bir örgütün, gizli bir inancı veya düşüncesi değildir. Onun öncüleri, yani pirler veya mürşidleri (aydınlatıcıları) vardır. Hacı Bektaş Veli, Balım Sultan, Şah İsmail Safevî, Pir Sultan Abdal vb... Onların eserlerinin hiçbir yerinde ABF yöneticilerinin açıklamalarını destekleyen tek bir satır bulamazsınız.
Hacı Bektaş, Makalat-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniyye adlı eserinde;” Kur’ân Aşık’ın (yani Allah’ın) maşuka (yani insana) yazdığı bir Aşk Mektubu’dur” der. Hz. Pîr şeriat kapısından geçmeyenin Bektaşi/Alevi olamayacağını yazmıştır Makalat adlı kitabında. Hz. Pir’e göre Allah’a Muhammed’e inanmayan Şeriat Kapısı’ndan geçemez. Şeriattan geçmeyenler ise Aleviliğe, yani yola alınamaz.
Balım Sultan Erkânnamesi (tüzüğü)’nde ibadet kurallarını anlatır. İbadetlerimiz Allah’la, Kur’an’la, Muhammed’le, Ali ve Ehl-i beyt’le başlar ve biter.

PİR SULTAN ABDAL’IN KAYNAĞI
Pîr Sultan Abdal gücün, güçlünün, saltanatın, paranın değil, Allah Muhammed Ali’nin ve Ali Soyu’nun aşığıdır: “Medet Allah ya Muhammed ya Ali/ Bizi dergahından eyleme cüda (uzak)/ Pirim Hünkar Hacı Bektaş Veli (Avcı s.186)”(...) Muhammed dünyaya geldi/ Kalbimize nur doğdu (s. 507)” sözleri Pir Sultan’ındır.
Kur’an, Pir Sultan’ın sık sık başvurduğu biricik kaynaktır: “Kur’an’ın kilidi İhlâs-ı şerif/ Hasan Hüseyn’i sevdim okurum (Avcı, s. 563)”. “Kaf ü nun olmasa ilim yok olur/ Her zerreye vücud onlardan bulur (Avcı, s. 655)”. “Kaf u Nun” Arapça iki harftir. Arapça “kün”, yani “ol” sözcüğü bu iki harfle yazılır. Kün sözcüğü Kur’an’da bir çok ayette geçer.
Şah İsmail Safevi de Alevilerin gönlünde taht kurmuş bir insandır. O, şunları yazmıştır:
“O Ta-Havü Ya-Singelen şanına/ Yer ü gök yakışmaz hem eyvanına/ Delil el-Kehfoldu burhanına (...) /Ali’dir Ali’dir Ali’dir Ali (Nüzhet Ergun, Hatayi Divanı, s. 192). Burada geçen Ta-Ha, Ya-Sin, Kehf Kur’an sureleridir. Hatai Hz. Alî’nin yüceliğini Kur’an’la kanıtlamaya çalışmaktadır. “Gel ey Muhammed ümmeti/ Bu devlete saadete/ Bu din Muhammed dinidir/ Parmak getür şahadete” diyen Hatayi, Alevi/Bektaşilerin gönlünde bütün canlılığıyla yaşamaktadır bu gün...
Geçmişte İngilizler Arap Petrollerini sahiplenmek ve Osmanlıyı parçalamak için, Muhammed İbn Abd-el-Vahhab’ı kullandılar ve İslama Vahhabilik kamasını soktular. Anlaşıldığına göre AB-D Emperyalizmi, Almanya’da yeni Suudlar ve yeni Vahhab’lar yaratmak çabasındadırlar...
Türklerin güzel bir atasözü vardır: Papaz her zaman kete yemez. Müslüman mahallesinde de salyangoz satılmaz.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.