31 Mart Vakası ve 15 Temmuz darbe girişimi

31 Mart’ın arkasında İngilizler vardı. Kalkışmanın ele başları İngilizler için çalışan Derviş Vahdeti ve Said-i Nursi’ydi. 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında da ABD var. Girişimin baş aktörü ise ABD ajanı olan Fethullah Gülen

31 Mart Vakası ve 15 Temmuz darbe girişimi
27 Temmuz 2016 Çarşamba 11:16

Ali Erdinç / E.General

Tarihten ders almak çok önemli. Zira çoğu kez tarih tekerrür ediyor. Her ne kadar olaylar aynen tekerrür etmese bile bir çok cereyan eden olayın ruhu, niteliği ve hatta amaçları tıpatıp aynı. İşte son olarak yaşanan kanlı 15 Temmuz darbe teşebbüsü ve 31 Mart ayaklanması da böyle iki olay. Bu her iki kanlı isyan karşılaştırıldığında bakın ne kadar çok ortak nokta var!

ORTAK AMAÇ ŞERİAT
Her şeyden önce iki isyan ve teşebbüs de irticai amaçlı bir kalkışma. Her iki isyan da ordudaki irticai ve dinci gruplar tarafından mevcut yönetim ve otoriteye karşı yapıldı.
31 Mart Vakası Türk tarihinde rejimi değiştirmeye yönelik ilk ayaklanma. 31 Mart’ta Şeriat yönetimi getirmek isteyen isyancı Alaylı subaylar ve Avcı Taburlarının hedefi, mektepli çağdaş ve aydın subayları tasfiye etmek ve mevcut meşruti yönetim yerine dini esaslara bağlı çağ dışı bir monarşiyi iş başına getirmekti. Gerçekte Fetullah Gülen ve terörist cunta özentilerinin de bundan hiç farkı yoktu. Ilımlı İslam’ı ya da Amerikan İslamı’nı esas alan bir rejimi ya da yönetimi iş başına getirmek.

AYNI TARİKAT
31 Mart ayaklanmasının arkasındaki güce gelince bu emperyalist güç İngiltere’ydi. Zira bir İngiliz ajanı olan ve İngiliz yönetimi için çalışan Kıbrıslı Nakşibendi Şeyhi Derviş Vahdeti ve gazetesi Volkan bu ayaklanmanın başlatılmasında başat rol oynamışlardı. Ayrıca Volkan gazetesi yazarlarından Said-i Kürdi (daha sonra Said-i Nursi adıyla Nurculuk tarikatını kuracaktır) Derviş Vahdeti ile birlikte 31 Mart ayaklanmasını körükledi. Yine bu şahıs o tarihlerde kurulmuş bulunan “Kürt Teali Cemiyeti”ne girdi ve 1912 yılında yazdığı bir kitabında “Uyan ey Selahaddin Eyyubi’nin torunları Kürtler” diyerek Kürtleri Türklere karşı tahrik gayreti içine girdi. Mektubat adlı risalesinde ise “Kendisinin Türk olmadığını, Türklük ile münasebetinin bulunmadığını, Türkiye’de Kürt milleti diye ayrı bir milletin olduğunu” ileri sürdü. Her ne kadar bu şahıs 31 Mart isyanından sonra yapılan yargılamada beraat etmiş ise de Derviş Vahdeti ile isyandan önce birlikte çalıştıkları ve askerleri isyana kışkırttıkları bir vakıaydı. Ne garip tesadüftür ki 31 Mart ayaklanmasına katılan tarikat mensupları ile 15 Temmuz kalkışmasını düzenleyen elebaşı Fetullah Gülen ve ekibi de aynı Nur tarikatından.!!
15 Temmuz ayaklanmasına gelince bu ayaklanmanın arkasındaki emperyalist güç ise ABD. Zira İsyancıların başında olan kişi Fetullah Gülen halen ABD de yaşamakta ve bir Amerikan ajanı. Burada yeri gelmişken konuya biraz daha derinlik getirmek amacıyla Semih Tufan Gülaltay’ın “Fethullah Müslüman mı” kitabında yer alan tespitlere bakmak gerekir. Yazar şöyle diyor:
“Fetullah Gülenin kendi cemaati çerisinde uyguladığı pratikler ‘ışık evleri, dinler arası diyalog, ibrahimi din anlayışı ve ibadet usulleri’ Bahailikle doğrudan ilişkilidir. Bu anlayış aslında tıpkı 16. yüzyılda İngilizlerin Arabistan yarımadasında İngiliz çıkarlarına hizmet etmek üzere ortaya çıkardığı Vahabilik gibi Amerikan çıkarlarına hizmet etmek üzere ortaya çıkartılan ılımlı İslam veya Amerikan islamı din anlayışı ile tam olarak uyum içerisindedir.”

YÖNTEMLERDEKİ BENZERLİK
Her iki kalkışmaya katılan isyancıların isyan süresince kullandıkları korku, tedhiş ve şiddet yöntemlerine gelince aralarında büyük benzerlikler var. 31 Mart ayaklanmasında isyanı başlatan Taşkışla’ya yerleştirilen Avcı Taburları öncelikle komuta heyetini rehin aldılar ve daha sonra meclis binasını işgal ettiler. Bir bakanı ve milletvekilini şehit ettiler ve kabineyi istifaya mecbur ettiler. Bir hafta süre ile işgal ettikleri İstanbul’da birçok mektepli subay, asker ve sivili hunharca öldürdüler. 15 Temmuz kalkışmasına gelince de hemen hemen aynı şiddet yöntemleri uygulandı. Komuta heyeti rehin alındı. Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalandı, sivil, asker ve polisler şehit edildi ve birçok kritik tesis ve merkez tahrip edildi.
Netice olarak her iki isyanda çağdaş, aydın ve mevcut yönetime bağlı silahlı kuvvetler tarafından bastırıldı ve böylece ülke büyük bir tehlikeden kurtarıldı.
Dolayısıyla görülüyor ki yüz yıllık tarihi bir geçmişe rağmen silahlı kuvvetlere sızan ve burada yuvalanan irticai terörün metot ve uygulama yöntemleri hemen hemen aynı. Daha da önemlisi Silahlı Kuvvetlerin içinde bu tür dinci grupların yuvalanmasına müsamaha göstermek ve bu konuda gerekli olan önlemleri almamak yüz yıl öncesinde de bu gün de aynı tahribat ve felakete yol açıyor. İşte bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetlerinin laik, çağdaş, aydın ve Atatürkçü nitelik ve özelliğinin korunması hayati önemi haiz. Umarım siyasiler bu yaşanan son tehlikeden gerekli dersi almışlardır.

ORDU MİLLET KUCAKLAŞMASI
Son olarak yaşanan büyük tehlikeden sonra bu habis urun Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinden temizlenmesi ile şimdi bütün kalbimle inanıyorum ki Türk Silahlı Kuvvetleri çok daha güçlü, çok daha dinamik, kararlı ve çok daha moralli ve inançlı olarak verilecek her türlü göreve hazır...
Sonuç olarak milletimizin sarsılmaz bir inançla ve güvenle ordusunu kucaklamasının son derece önemli olduğu bu kritik dönemde “Dost ve düşman herkes bilmelidir ki ulu önder Atatürk ve Kuvayı Milliye yiğitlerinin kurduğu bu yüce devlet, hiçbir zaman sarsılmayacak, bu sarp kale, tunçtan yığınlar halinde omuz omuza yürüyen Türk milletinin ve ordusunun sırtında, ulaşılmaz bir kartal yuvası olarak ebediyete kadar var olacaktır.”

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.