Ödülü gazetedeki yazılarla aldım

Ekrem Kahraman

Ekrem Kahraman



Okunma 05 Haziran 2016, 11:07

Uluslararası Plastik Sanatçılar Derneği (UPSD) tarafından yılın sanatçısı seçilen ressam Ekrem Kahraman, ‘BOP’un paralelinde bir sanat ve kültür politikası her yere yayılmış Ulusal çizgide olduğum için dışlamaya çalışan büyük bir cepheye karşı 90’lardan beri mücadele ediyorum’ diyor


Füsun İkikardeş
Ressam Ekrem Kahraman, sayısını bilmediği pek çok ödülüne bir yenisini kattı. Uluslararası Plastik Sanatçılar Derneği (UPSD) bu yıl “Yılın Sanatçısı” olarak Kahraman’ı seçti. Seçmeler, resimler arasından yapılmadı. Ödül, sanatçı kişilik, üretim, vb. gibi alanlardaki özellikleri gerekçe gösterilerek “usta ressam”a verildi. Aynı zamanda gazetemiz yazarı olan Kahraman’la ödülü konuşmak ve elbette kutlamak üzere Cihangir’deki atölyesinde buluştuk. Söz döndü dolaştı sanat tarihi, piyasalaşan resim, soyut dışavurumculuk, vs. derken 20. yüzyılda ABD’nin resme müdahalesine kadar uzandı.

GENÇLER ÖNERDİ
| Son aldığınız ödül için sizi kutlarız. Nedir bu ödülün özelliği?

Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği (UPSD) UNESCO’ya bağlı bir sanatçı örgütü olan AIAP’ın Türkiye milli komitesi. Bakanlar Kurulu kararıyla 90’lı yıllarda kuruldu. Sanatçının özgürlüğü, söz söyleme özgürlüğü, hukuki sorunlarla karşılaştığında ona sahip çıkmak ya da ülkenin genel durumuyla ilgili Bedri’nin de (UPSD Başkanı Bedri Baykam-Fİ) kişiliğinden gelen bir duruşu var. O duruş, Anayasa meselesinde, Kürt sorunu meselesinde, terör konusunda ortaya çıkıyor. Bu bağlamda “hem sanatçı olarak aktif, yılmayan, mücadele eden ve tüm Türkiye’yi kapsayan çalışmalar yapan, çok üreten, bir şekilde mücadelesini yapan birine özellikle altını çizerek ödül verelim” diye konuşuluyor. Böyle tanımlanınca Yönetim Kurulu’ndaki gençler beni öneriyor.

MÜCADELE VE SALDIRI YILI
| Çok üreten dediniz, ne kadar “çok” üretiyorsunuz?

Mesela son olarak İstanbul’da üç sergi birden açtım. Türkiye’de hiç kimse bir şehirde üç sergi birden açmaz. İkincisini bile zor açar. Üstelik bu sergilerin hepsi farklı, yani aynı sergiyi taşımıyorum. Ayrıca İstanbul’la sınırlı kalmam, Ankara’ya, Mersin’e, İzmir’e, Adana’ya ya da başka yerlere de giderim. Biri bitmeden diğerini açıyorum. Bu yılı mücadele ve saldırı yılı olarak ilan ettiğimi de Aydınlık’ta yazmıştım. Ödülü gazetedeki yazılardan dolayı aldım.

| Mücadeleniz neye karşı?
Ödüle şaşırdım ama hak ediyorum. Sanat ortamı piyasa, para ve satış haline dönüşmüş. Biz ne tartışıyoruz? Sanat topluma hizmet etsin, şunu yapsın bunu yapsın, halkın anlayacağı şekilde olsun, vs... Bu tartışma sanat ortamında yok! Bunun yerine “Kaç tane sattın? Nasıl geçti? Kaça sattın? Müzayedede kimin resmi daha pahalıya gitti?” Bunlar tartışılıyor. Ben bunu protesto etmek üzere davrandım. Satamayacağı için sergi açmıyor sanatçılar. Ne demek bu? Geriye çekiliyorsun, üretim yapmıyorsun demektir. Piyasa öyledir. Satış yapamıyorsanız, depolarda birikmesin diye üretim yapmıyorsunuz. Ben ne yaptım? Bu zinciri kırmaya, ileri atılmaya ve satış kaygısını ön plana asla çıkartmayan hatta yer yer reddeden bir bakış açısıyla davrandım.

SOROS PARALARIYLA SANATÇI AVLIYORLAR
| Bu kavgalar nerede, hangi platformlarda veriliyor?

Ödülü 25’inde aldım, 27’sinde İstanbul Modern’deki panelde bu konuda büyük bir kavga verdim.

| Kimler vardı panelde?
Ergiz Müzesinin sahibi ve ilk koleksiyonerlerden Can Ergiz vardı. Almanya’da eğitimini görmüş, şu anda güncel sanat dediğimiz, aslında küreselleştirmeci sanat diye tanımladığımız bir sanat anlayışının Türkiye’deki temsilcilerinden birisiydi. Tartışma çok önemliydi. Küreselleşmeci sanata karşı sürekli mücadele eden, gazetedeki köşemde de bunu yapan bir insanım. BOP’un paralelinde bir sanat ve kültür politikası her yere yayılmış. Paralar, makamlar dağıtılıyor. Önemli kısmı da Soros vakıflarından gelen paralardır. Bu paralarla belediyelerden tutun, kamu kuruluşları ve kamu kuruluşlarıyla ilişkisi olan bütün sanatçı kesimlerini avlama hikayeleridir bunlar. İstanbul Modern ya da çeşitli yerlerde partili, ulusal çizgide olduğum için dışlamaya çalışan, seni yok etmeye çalışan büyük bir cepheye karşı 90’lardan beri mücadele ediyorum...

SOYUT DIŞAVURUMCULUĞU ABD DESTEKLEDİ
| Daha çok soyut resim yapıyorsunuz. Hep böyle mi çalıştınız?

Sanatın kendisi soyuttur. Soyut resim ise farklıdır. Soyutta daha özgür hareket etme kabiliyetiniz var. Amerikan soyut dışavurumcuları vardır örneğin, biraz planlanmış piyasa, doğrudan Sovyetler Birliği’ndeki toplumsal gerçekçiliğe karşı bireysel gerçekçilik olarak yeni dünya düzeni politikaları içinde uygulanmıştır. Buna eğilimli sanatçıların hepsini, soyut dışavurumculuğu ABD devleti finanse etmiştir. En ünlüleri Jackson Pollock’dur. ABD desteklemiştir. Van Gogh açlıktan ölmüştür, Pollock tokluktan...

‘SANATÇI EN BAŞTAN SORUMLULUK ALIR’
| Ressamın, sıradan vatandaşlara göre daha farklı bir sorumluluğu var mı?

Sadece resim değil, sanat ve edebiyatla her kim uğraşıyorsa, felsefeyle de uğraşıyor demektir. Dolayısıyla felsefeci olmasanız bile “ne oluyor, hayat nereye gidiyor” diye uğraşmazsanız hayattan uzaklaşırsınız. Hayatın her alanına, yoksulluğa da, zulme de, güzelliğe de, hoşluğa da, estetik olana da, çirkinliğe de bakmayı bilmezseniz, istemezseniz sizin sanatınız da kaybetmeye başlar. İnsan olmanın gereği zaten. Sanatçı sanat yapmaya karar verdiği zaman, ister istemez bu sorumluluğu daha baştan tanıyor.

RESME YAZARAK BAŞLADI
| Köy çocuğuydunuz. Resim merakı nasıl başladı?

Bizim gibi toplumlarda resim merakı diye bir şey yoktur, o bir kültürel sonuçtur. Bizde kolay değil. Şeker Ahmet Paşa’nın çocuğu değilseniz mümkün değil. İşçi ya da köylü çocuğu olduğunuzda da... Ama okul, sizi görsellikle, resim çizmekle karşı karşıya bırakır. İlkokuldayken öğretmenler resim dersi yaptırırken görüyorsunuz. Ben ilkokuldan itibaren böyle bir eğilim içinde oldum. Ortaokul ve liseyi şehirde okudum. O yıllarda şiir yazıyor, röportajlar yapıyordum. Ant dergisinde yayınlanıyordu, bir yandan da desenler çiziyordum. Bir şiir yarışmasında 1. seçilemedim, 2. oldum. Beş yüz lira ödül aldım, 3 yüz lirasıyla bisiklet aldım.

SANATÇI HAYATINI TERCİH ETTİM
| Piyasa kurallarıyla nasıl başediyorsunuz? Ekmeğinizi hep resimle mi kazandınız?

Ben aslında resim öğretmeniyim. İstanbul Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nden mezunum. 12 Mart’ta son sınıf öğrencisiydim... İlk görev yerim olarak Adana Kozan’a gönderildim. Öğrenci Birliği’nde etkin bir üye olduğum için herkese kura çektirirlerken bana çektirmediler. Aklı sıra kıyım yaptılar. Ama beş yıl sonra oradan ayrılırken bir tarafta MHP’liler, bir tarafta solcular uğurladı, ortak noktaları bendim. 1978’de beni üniversiteye çağırdılar, diğer teklif eden arkadaşlar kabul etti, ama “ben sanatçı olacağım, resim yapacağım” kararıyla kabul etmedim. Önce Bandırma, sonra kızım nedeniyle İstanbul’a geldik. İkinci ayında istifa ettim, böylece resim yapma kararımdan 11 yıl sonra “sanatçı olarak hayatımı sürdürebilirim” noktasına geldim. Sanatçı hayatını tercih ettim. Sene 1989. Yani 18 yıl sonra istifa ettim ve hayatımın tümünü bunun üzerine kurabilmem için bir politika izlemek zorundasınız. Bu, bugün de geçerli.

| 18 yıl boyunca hep bu rüyayla mı yatıp kalktınız?
Rüya gibi değil de siyasi mücadele gibi yaşadım hepsini. Kafaya koymuştum. Üniversiteye giden arkadaşlarım karşı çıkmıştı: “Burada olan sanat yapamaz mı?” Ben de “yapamaz” diyordum. Gerçek anlamda yapamaz. Sabah saat 9’da okula gidiyorsunuz, akşam 5-6’ya kadar oradasınız. Yorulmuşsunuz. Pörsümüş halinizle başka bir şeyi zor yaparsınız.

İNİŞ ÇIKIŞ HAYATTA HEP VARDIR
| Profesyonel olarak resim yapmaya başladıktan sonra iniş çıkışlar oldu mu?

Yolunda gitmek diye bir şey yok. İniş çıkışlar da diyemeyiz. Baştan biliyordum, bu iş böyle yürür! Biz hep steril, düzgün, belirli periyodlar halinde yükselen bir hayat ilişkisi istiyoruz. Sadece bu alanda değil, bütün alanlarda böyle. Memur, iş adamı, usta... Kime sorsanız benimki gibi bir hikayesi çıkar ortaya. Çünkü hayat öyledir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.