Ekonominin lokomotifi sanayi güç kaybediyor -(TAMAMI)

Cumhuriyet’in 100. yılına giderken Türk sanayisinin çözülmeyi bekleyen sorunları var

Ekonominin lokomotifi sanayi güç kaybediyor -(TAMAMI)
06 Nisan 2013 Cumartesi 18:38

Türk sanayinin GSYİH içindeki payı yıllar itibariyle azalıyor. Sanayideki kan kaybının sebebi ise rebaket gücündeki sorunlar. Türk Lirası’nın aşırı değerlenmesinin sanayiyi daha da zor duruma soktuğunu belirten İSO Başkanı Küçük, Türkiye ekonomisinin güçlü bir sanayi olmaksızın ekonomik ve sosyal sorunlarını çözemeyeceğini savundu

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Tanıl C. Küçük, Türk sanayisinin son durumunu Aydınlık’a değerlendirdi. Türkiye’nin imalat sanayinde dünyadaki konumunu yitirmesinin nedenlerine ilişkin sorularımızı yanıtlayan Küçük, bunun temel sebebinin rekabet gücüyle ilgili sorunlar olduğunu söyledi.

- McKinsey Global Institute’nün 2012 yılı sonuna doğru yayımladığı ‘Manufacturing the Future: The Next Era of Global Growth and Innovation’ başlıklı raporu, Türkiye’nin 2010’dan sonra uluslararası imalat sanayi değerlendirmesinde gücünü kaybettiğini gösteriyor. Türk sanayi bu gücünü neden yitirdi?

Türkiye 1982 yılında tarımdan sanayi ağırlıklı bir ekonomik yapıya geçiş yapmıştır. 1982 yılından itibaren sanayi ekonominin lokomotif sektörü konumundadır. Ancak veriler lokomotifin giderek güç kaybettiğine işaret etmektedir. Zira, milli gelir rakamlarına baktığımız zaman, 1998 yılında ekonominin ana sektörü konumundaki imalat sanayi sektörünün cari fiyatlarla GSYİH içindeki yüzde 23.9 olan payı, kriz yılı 2001’de yüzde 19.1’e gerilemişti. Sonrasında ekonomideki olumlu gelişmelere rağmen kan kaybı devam etmiş ve imalat sanayinin payı son olarak 2012’de yüzde 15.6’ya gerilemiştir.

Rekabet gücündeki sorunlar

McKinsey Raporuna yansıyan, milli gelir verilerimizin de net bir şekilde ortaya koyduğu bu durumdur. Kan kaybının ana nedeni, rekabet gücü ile ilgili sorunlardır. 2001 krizi ertesinde Türkiye ekonomisinde makro ekonomik anlamda olumlu gelişmeler yaşanırken, sanayimizin rekabet gücü ile ilgili konularda yeterince hızlı adımlar atılamamıştır. Bu dönemde, mevcut sorunlara, bir de TL’deki aşırı değerlenmenin eklenmesi sanayimizin daha da zorlanmasına neden olmuştur. Hükümetin gündeminde sıranın nihayet rekabet gücü ile ilgili adımlara geldiğini düşündüğümüz noktada ise küresel kriz patlak vermiş ve sanayicimiz, yeni bir var olma mücadelesi ile baş başa kalmıştır. Güçlü bir sanayi sektörü olmaksızın Türkiye ekonomik ve sosyal sorunlarını çözemez.

- Raporun tespitlerinde, uluslararası alanda ihracat gücünün belirleyicisinin imalat sanayi olduğu kaydediliyor. Buna göre, imalat sanayi gücünü yitiren Türkiye, ihracatla nasıl büyüyecek?

2011 yılında 240.8 milyar dolarlık ithalatımızın 173.1 milyar doları enerji dahil ara malı ithalatıdır. Aynı yılda ihracatımızın 134.9 milyar dolar olduğunu düşünürsek, ihracatımızın üretim yapmak için ihtiyaç duyduğumuz ithalatı karşılamaya yetmediği görülmektedir. 2012’de 236.5 milyar dolarlık ithalatımızın, 174.9 milyar doları ara malı ithalatıdır. İhracatımız ise 152.6 milyar dolardır.

Dış ticaretteki yapı değişmeli

Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından biri, cari açıktır. Turizm ve diğer bazı gelirler ile cari işlemler açığı kapanabilir. Ancak dış ticaret açığı devam ettiği sürece o ekonomi uluslararası rekabette hala güçsüz demektir. Bu aşılması gereken çok önemli bir sorundur. Dış ticaretimizdeki bu yapıyı değiştirmek zorundayız. Bunun için de, üretim ve ihracatımızda, bilgi ve teknoloji içeriği yoğun ürünler yönünde yapısal değişimi hedeflememiz gerekmektedir.

- Yatırım için dış kaynağa ihtiyaç duyan bir ülke, katma değeri yüksek ihracat için Ar-Ge’ye yeterli yatırımı nasıl yapacak?

Türkiye, sanayide, maliyete ve ucuz iş gücüne dayalı rekabet şansını geride bırakmıştır. Bugün Çin, Hindistan yarın başkaları daha ucuza imalat yapabilecektir. Sanayimiz için hedefimiz, bilgi ve teknoloji içeriği yoğun, katma değeri yüksek bir üretim ve ihracat yapısına geçiş olmak zorundadır.

İnovasyon değerlemesinde son sıralardayız

Türkiye ekonomisinde, makro ekonomik istikrar anlamında önemli kazanımlar elde ettik. Sanayimizde, küresel rekabetin gerekleri konusunda büyük bir farkındalık oluştu. Küresel rekabet üstünlüğünün en önemli unsurları olan, Ar-Ge ve inovasyon (yenileşim), sanayimizin yerleşik kavramları arasına girdi. Hükümet, Ar-Ge desteklerini artırmak yönünde önemli adımlar atmıştır. Ancak, Avrupa Birliği’nin, son olarak, Şubat 2012’de yayımladığı, Avrupa İnovasyon Değerlemesi raporunda, ülkemiz hala son sıralarda yer alıyor.

Ar-Ge’de yüzde 2 hedefine ulaşmak imkansız

Diğer taraftan, hatırlanacağı üzere, Ar-Ge harcamalarının GSYİH’ya oranını, 2013 yılına kadar yüzde 2’ye yükseltmeyi hedeflemiştik. TÜİK verilerine göre, 2011 itibarıyla bu oran, yüzde 0.86 seviyelerinde. Bu da, 2013’te, yüzde 2 hedefini yakalamamızın çok zor hatta imkansız olduğu anlamına gelmekte.

Oysa, sanayide çok başarılı bir yapısal değişim örneği ortaya koyan Güney Kore’de, Ar-Ge harcamalarının GSYİH içindeki payı, 2000 yılı itibarıyla, yüzde 2.30’lara ulaşmış durumda idi. 2010’da ise, yüzde 3.74 ile, dünyanın en yüksek oranlarından birine sahipler. Bu veri sanırım, daha güçlü bir sanayi için ne yapmamız gerektiği konusunda bize de yol gösteriyor.

Tasarruf ithal ederek borçlanıyoruz

- Türkiye 1990’lı yıllarda imalat sanayi üretiminde ilk 15 ülke içerisindeyken bugün artık bu listede yer almıyor. Ekonomist Nazif Ekzen bunu: yurt-içi tasarrufların gücünü kaybetmesine ve yerine ikame edilen dış kaynakların imalat sanayi yatırımları yerine başka alanları tercih etmesi nedeniyle, Türk sermayesinin sanayi terk etmesine bağlıyor. Sizin bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

Türkiye için en önemli hedeflerden biri de, tasarruf oranımızın artırılması olmalıdır. İç tasarruf oranımızın GSYİH’ya oranı, 2000’li yıllar öncesinde yüzde 20’lerde iken, son yıllarda yüzde 13’ler civarına gerilemiştir. Aynı oran bize benzer ülkelerde yüzde 25-30’lar, uç bir örnek olsa da Çin’de ise yüzde 50’ler civarındadır. Türkiye kendi tasarrufları yetmediği için, dışarıdan tasarruf ithal etmek, yani borçlanmak zorunda kalmaktadır. İç tasarruf oranımızın düşüklüğünün önemli nedenlerinden biri, işletmelerimizin kaynak yaratma kapasitesinin düşüklüğüdür. Bunun ana nedeni, ülkemizde maliyetlerin, rekabet ettiğimiz ülkelere kıyasla hala yüksek olmasıdır. Toplam borç/özkaynak oranı ABD’de yüzde 50‘ler, Avrupa Birliği’nde yüzde 70-80’ler civarında iken, 2010 yılında, İSO Birinci ve İkinci 500 kapsamındaki özel sanayi kuruluşlarında ise bu oran yaklaşık yüzde 120’ler civarındadır. Sanayi kuruluşlarımız kaynak yaratmakta zorlandıkları için, borçlanmaya bağımlı durumdadırlar.

Girdi maliyetleri aşağı çekilmeli

Bunu gidermek için yapılması gereken, kamu kaynaklı girdi maliyetlerini aşağı çekecek reformların gerçekleştirilmesidir. Rekabet gücünü destekleyecek reformlar gerçekleştirildiği takdirde, reel sektörün kaynak yaratma ve tasarruf yapma kapasitesi artacaktır. Bu da yatırımları, istihdamı olumlu etkileyecek, özel sektörün Ar-Ge gibi pahalı alanlara daha çok kaynak ayırabilmesine zemin hazırlayacaktır. Bunun için, önemli bir şart işletmelerde de verimliliğin artırılabilmesidir. Türkiye’nin iç tasarruflarını artırmasının, dış kaynaklara bağımlılığını ve cari açığını azaltmasının yolu, yatırım ve üretim ortamını hızla iyileştirmekten, rekabet gücünü destekleyecek makro ve mikro reformları gerçekleştirmekten geçmektedir.

Cari açıktaki yüksek artış enerji ithalatından

Diğer taraftan, kayıt dışının kayıt altına alınması çok önemlidir. Böyle bir atılım, kamu tasarruflarını artıracağı gibi, vergi sistemimizin ve ülkemizdeki rekabet koşularının daha adil hale gelmesine de önemli katkıda bulunacaktır. Doğrudan yabancı yatırım girişini artırmak ve bu yatırımların imalat sanayine yönelmesini sağlamak çok önemlidir. Enerji ithalatı, cari açıktaki yüksek artışta önemli bir etkendir. Büyüme arttıkça, enerji talebi artacaktır. Mevcut enerji kaynaklarımız verimli kullanılmalı ve alternatif enerji kaynakları üzerine yoğunlaşılmalıdır.


 

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.