Kur’an ahlakı


Yaşar Nuri Öztürk

Yaşar Nuri Öztürk

Okunma 23 Haziran 2016, 09:34

Kur’an ahlakı, Hz. Muhammed’in, Kur’an’ı yaşamasından doğan ahlaktır. Hz. Âişe’ye “Bize Peygamberimizin ahlakından bahseder misiniz?” dediklerinde o, şöyle demiştir: “Onun ahlakını tanımak için gidin Kur’an’ı okuyun; onun ahlakı Kur’an’ı yaşamaktan ibaretti.” O halde, onun sünneti de Kur’an’ın içindedir.
Evet, Hz. Peygamber, Kur’an’ın yaşayan modelidir. İslam düşünürlerinin kullandıkları bir deyimle, o, yaşayan Kur’an’dır. Bu gerçeğe işaret ederken o, şöyle buyurmaktadır: “Ben, ahlak güzelliklerini tamamlamak için gönderildim.”
Kur’an ahlakının en önemli niteliği, Allah ile beraberlik şuuruna ulaşmaktır. Bu Kur’an gerçeği, yine Hz. Peygamber tarafından, ünlü Cibril hadisinde şu şekilde ifadeye konmuştur: “Her an, Allah’ı görüyormuşsun gibi hareket et. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir.” Çünkü “O, insana şah damarından daha yakındır.” (Kaf suresi, 16) Bu beraberlik, insanın ‘ilahlaşma’sı değildir ama, ‘ilahîleşme’sidir. (bk. Âli İmran, 79)
Kur’an ahlakının ikinci temel niteliği, hayırda eylem olarak karşımıza çıkar. Kur’an ve Hz. Muhammed öğretisi; insanın, şerde hareketsiz kalmasını yeterli görmemektedir. Şerde faal olmamak, kemal noktası değildir. Kemal noktası, şöyle formüllendirilmiştir: “İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır.”
Hayırda aktivite, diğer adıyla insanlığa hizmet, Peygamber’in eşsiz beyanıyla, “halka hizmettir.” Halk, Allah’ın kulları anlamındadır.
Hayırda faal olmanın çilesi, karşılıksız değildir. Sözünü ettiğimiz noktaya gelenlere Kur’an’ın bahşettiği bir sonsuzluk armağanı vardır.

ÖZGÜRLÜK VE SAMİMİYET
Kur’an ahlakının bir diğer niteliği de, hürriyet ve samimiyettir.
Hürriyete ve samimiyete oturmayan davranışlar, Kur’an’ın anladığı anlamda, ne ahlak olabilirler ne de ibadet. Kur’an’ın değer verdiği hareket, insan benliğinin bir aşk alakasıyla kucaklayabileceği ve “İşte bu, benimdir” diyebileceği davranıştır. İlke, evrensel ve ölümsüz bir güzellikte konmuştur: “Dinde zorlama ve baskı olmayacaktır.” (Bakara, 256) Baskı veya riya ile yapılanın dış görünüşü ibadet olsa da, gerçekte o, bir lanet vesilesinden başka şey değildir. Bu lanetli ibadet, insanı mümin değil, müşrik yapmaktadır.
Hürriyet ve samimiyet ilkesi, bizi, bir başka Kur’an gerçeğine götürür: Riya, en tehlikeli dinsizliktir. Ve dinlerine riya bulaştıranlar, en zararlı dinsizlerdir. Riyakârlık, bizzat, Hz. Peygamber tarafından, ‘gizli şirk’ olarak nitelendirilmiştir. Bu demektir ki, gerekçesi ister sosyo-politik, ister, bireysel-psikolojik olsun, riya bulaşmış ‘ibadetler’ Allah’ın rıza ve rahmetini değil, öfke ve lanetini celbetmekten başka bir işe yaramazlar.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.