Yaşar Kemal geniş bir nehrin akışı

Yaşar Kemal geniş bir nehrin akışı
01 Mart 2015 Pazar 09:14

Osman Şahin

Destan toprağı Anadolu’da dört mitos vardır; ilki antik çağda yaşamış, İzmirli yurttaşımız Homeros, ikincisi halk ozanımız Yunus Emre, üçüncüsü Nazım Hikmet, dördüncüsü Yaşar Kemal’dir.

Türkçemizin katıksız besinidir Yaşar Kemal. Derin kültür kökleri ile bağlıdır Anadolu’ya. O’nun sanatında Sümer’in, Asur’un, Ortadoğu halklarının, Türkmen’in, Kürt’ün, Arap’ın, Toros’un ve Çukurova’nın can alıcı sorunları, ağıtları, türküleri cömertçe birleşir. Okurlarını geçmişten geleceğe zengin bir ruhla yüzleştirir. Bir umutlar eşiğidir Yaşar Kemal. Her yazısında yoksul köylülerin, göçebelerin atan yüreği olmuştur.

“Yanan her ateş bir yeşildir, tüterek ağlar” diyen Kızılderili, ağıtını sanki Yaşar Kemal yakmıştır. Tam bir doğa dostudur. Açan çiçeğin, uçan kelebeğin, kabaran Toros bulutlarının soluğudur... Anlatımlarında doğanın da ötesine geçerek, düş gücüyle zamandışılığını katar doğaya.

TÜRKÇENİN KATIKSIZ KANIDIR YAŞAR KEMAL

Edebiyatımızda, folklorik özellikleri yapıtlarının gözelerine sindiren usta yazarlarımız Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Kemal Bilbaşar, Fakir Baykurt ve Yaşar Kemal olmuştur. Edebiyatımız Yaşar Kemal’in kaleminde gerçek büyük sözcüsünü bulmuştur. Hemen her yapıtı folklor ve doğa ile içli dışlı olmuştur.

“Tükenen çağı yazıyorum, değişen insanlarla birlikte... Değişimin acısı, sancısı, yok oluşun yeni patlamalarıyla birlikte... Öleni ve doğanı... Ölenin ve doğanın arasındayım,” demiştir bir söyleşisinde. Ve devam ediyor:

“Anadolu toprağı dünyanın destan toprağıdır. Zengin, belalı, kişiliği olan bir topraktır. Destanı, o edebiyat tarihçilerinin anladığı gibi dar bir çerçeveye sokmamak gerek. Destan her çağda vardır ve olacaktır. Destanın çağı yoktur. Hangi çağda, hangi yerde büyük çatışmalar olacaksa orada destan da olacaktır.”

“Destancının hayatı halkın içindedir. Destanını halkla birlikte yapar.”

“Anadolu, halk kültürlerinin düğümlendiği bir bölgedir. Tarihin, kültürlerin geliştiği, karmaştığı bir toprak parçasıdır Anadolu... Anadolu bir sesler, ezgiler karmaşasıdır. Büyük bir ezgiler zenginliği vardır.

“Türküler biraz halktır, insanlıktır. Her şey unutulur ama türküler unutulmaz. İnsanoğlunun yalın acısı, yalın sevinci, yalın hayranlığı, yalın güzelliği, yalın onuru, yalın yılgısıdır.”

“Bir sanatçı, bir aydın, türküleri, folkloru bilmeden hem sanatçı hem aydın olabiliyor. Çok yazık...”

“Folklor eserleri yüzeyde ne kadar milliyse, altta da, derinde de o kadar insanlığımızın malıdır.”

“Bir türkü, bir kilim, bir oyun motifini ele alalım: Bu motiflerin ilk çıkışı doğada, insanda ortaya çıkan bir olayın sonucudur. Kilim, türkü, oyun motifi ilk çıkışında kabadır, ilkeldir. Sonra o motif elden ele, halktan halka geçe geçe incelir, olgunlaşır, güzelleşir, gelişir, mükemmelleşir. Bir küçücük kilim motifi, bir küçücük heykel detayı, bir küçücük türkü sesi yüz binlerce yıldan bu yana milyonlarca insanın emek vererek oluşturduğu, su altında yüz binlerce yıldan bu yana yıkanan çakıltalarındaki gibi düzleşmiş, oluşmuş eserlerdir.”

DİL EVİM, DİL YURDUM YAŞAR KEMAL

“Binboğalar Efsanesi” romanının Haydar Usta’sı, ömrünü nasıl örs üstünde demir döverek geçirmişse, Yaşar Kemal de sözcüklerle geçirmiştir ömrünü. Dokumacı ustaları gibi ömrünce söz eğirmiş, söz dokumuştur.

“Fırat Suyu kan Akıyor Baksana” romanının kayıkçısı Poyraz Musa gibi Yaşar Kemal de kayığıyla sözcük denizine açılmış, küreğiyle söz çekmiş, söz akıtmıştır hep.

Yaşar Kemal mutluluğu

Yaşar Kemal romancılığının temel kaynağı Toroslarla Çukurova’dır. Doğuda Van gölü, Süphan, Fırat, Güneyde Arap çölleridir. Söylencelere, bejlere, türkücülere kan veren bu geniş coğrafyadır.

“Yasalarını yapanlardan, türkülerini söyleyenler daha güçlüdür” sözü, en çok Yaşar Kemal için geçerlidir.

“Benim için en büyük mutluluk, o gür ve sağlam halk kaynaklarından gelmiş olmamdır.”

“Nasıl doğayı yaşayarak insan zenginleşiyorsa, nasıl olayları yaşarak zenginleşiyor, nasıl insan ilişkilerini yaşarak zenginleşiyorsa, bütün bu dil yaratımları da insanları zenginleştiriyor.

“Anadolu, türlü anlatım biçimlerinin gelip düğümlendiği, anlatımların zenginleştiği bir yerdir. Büyük, çeşitli anlatma gelenekleri vardır Anadolu halkında. Eski Yunan’dan tutun da Hint’e kadar, eski Frig’den tutun da Hitit’e kadar birçok uygarlığın anlatım kalıntılarını, destanlarını, efsanelerini Anadolu’da buluruz. Anadolu bir uygarlıklar karmaşasıdır. Anadolu bir kültürler, uluslar köprüsüdür. Büyük bir birikinti yeridir. Toprağımız anlatış kültürünü kavramak, biçimine varmak bana yeni bir anlatım biçimi sağlar gibime geliyor.”

Kıpır kıpır, kıvılcımlı, ışıklı bir dil ustasıdır. Edebiyatın her şeyden önce bir dil olayı olduğunu ilke edinmiş, dilimizin özgürleşmesini savunmuştur.

“Ömrümün yirmi dört saatinde dil düşünürüm... Çukurova’ya, ana kaynağıma gidiyorum. Bir söz var, baharı anlatıyordu: ‘Dağa çıktım, dağlar nennileniyordu’ diye. Dehşet bir anlatımdır bu. Doğanın, baharın bütün görkemini veriyordu.”

ÖLENİN VE DOĞANIN ARASINDAKİ YAŞAR KEMAL

“Ben üç şeyle övünmesini isterim Türkiye’nin: Atatürk’ün getirdiği kendine dönüş ve bağımsızlık politikası, Hakkı Tonguç’un getirdiği demokratik eğitim ve Nazım Hikmet’in getirdiği insancıl ulusal şiir... Az katkı değildir bunlar.”

Binboğalar Efsanesi’nde yörükleri, Türkmen’i enine boyuna anlatır. Yörüklerde at kutsaldır. “Bir atın nefesi yedi kişiye şifadır” sözü onlarındır. Yörüklük atla birlikte anılır. Birlikte doğar, ölürler... At işe koşulur. Ormana, yaylaya, gelin almaya, askere atla gider gelirler. Cirite atla kanatlanırlar. Elini uzatsan atın koklayan soluğunu avucunnda duyarsın. Oysa kentlerde ne at var, ne eşek. Bisiklet, motorsikletler, motorlu araçlar var. Ne elini koklarlar, ne soluklarını duyarsın. Ama işini çabucak görebilirsin. Yörükler bu durumu “Kıçına benzin değmiş bir kere” diye açıklarlar. Oğlağı, kuzuyu kucağına alır seversin...

Shakespeare, “Para, göze görünen tanrıdan başka bir şey değildir. Para evrensel orospudur. İnsanların ve ulusların ceplerinde ve cüzdanlarında taşıdıkları pezevenkleridir” diye haykırır, Atinalı Timon’da.

“Altın! Sarı, pırıl pırıl, halis altın! Yok tanrılar... Şu kadarı yeter bunun çevirmeye karayı aka; eğriyi doğruya; kötüyü iyiye; soysuzu soyluya; kocamışı gence; yüreksizi yiğide...”

“Artık her şey bitecek, her şey değişecek, her şey bozulacak, yön değiştirecek her şey, ama adamlık değişmeyecek” diye biter Binboğalar Efsanesi.

GÜLE GÜLE İNCE MEMET

Türk edebiyatının büyük çınarı yazar Yaşar Kemal’i kaybettik. Usta yazar 14 Ocak’ta solunum güçlüğü ve kalp ritim bozukluğu nedeniyle İÜ Tıp Fakültesi’ne kaldırılmıştı. “İnce Memet” başta olmak üzere sayısız unutulmaz esere imza atan Yaşar Kemal’i 92 yaşında kaybettik. Yaşar Kemal, 1978 yılında yayın hayatına başlayan gazetemizin de isim babasıydı, günlük gazeteye ‘Aydınlık’ adını o vermişti. Kendisini saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz.

YAŞAR KEMAL VE SÖMÜRÜ DÜZENİ

“Sömürü düzeni ortadan kalkmadan kültür bağımsızlığına erişemezsin. Mümkünü yok. Yazarlarımız Amerikan İngilizcesi sentaksıyla tümceler kuruyorlar. Türkçe’yi Amerikan aksanıyla konuşuyorlar.

“Bencilliklerinin içine gömülmüşler. Yalnızlık anının karanlığındalar. Bir çeşit korkaklık. Pısırıklığın beteri. Diri diri ölmenin başı.

“Bir yerde insanlar aç sefil, duymayanı, ilgilenmeyeni çok. Bir yerde zulümler oluyor, insanlar aşağılanıyor, aldırmayanı çok.

“Sanki insan onuru orada zedeleniyor da burada kendisi sağlam kalıyor.

Bir insanın düşkünlüğü, her insanadır. Bu gerçeğe sırt çevirenler devekuşundan da beter olduklarının farkındalar mı?”


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
FUAT GOK - 5 yıl önce
yaşar kemal, yüce gök ömrünü uzun etsin, tek romanlı yazardır; tüm yazdıklarının içinde roman sayılabileceğimiz sadece ince memet var. karısı tilda'nın çevresi ve paris'te abidin dino'nun yahudilerin çok etkili olduğu fransız komünist partisi'yle kurduğu ilişkiler sayesinde parlamıştır; hâlâ "nobel adayı" rantının üzerinde oturmaktadır. demek, türkiye'nin bütün değerleri ülke dışında yaratılıyor ve yahudi eli değmedikçe, değer değer olamıyor; buna isyan etmek durumundayız.
bu yorum yalçin küçük bey e aittir.