Yağmuru Beklerken

‘Kümes’, yoksulluk / sınıf sorununu açık seçik bir biçimde, hiç lafı dolaştırmadan ortaya koyuyor. Ne ajitasyona prim veriyor, ne de eyyama tutunuyor bazı yönetmenler’imiz gibi. Bu onurlu duruşu hiç yabana atmamak gerek

Yağmuru Beklerken
24 Haziran 2016 Cuma 11:18

Ercan Dalkılıç
[email protected]

Türkiye prömiyerini geçtiğimiz yıl sansür vakasıyla tadı kaçan İstanbul Film Festivali’nde yapan, oyuncu olarak tanıdığımız Ufuk Bayraktar’ın ilk yönetmenlik denemesi –aynı zamanda başrolünde de boy gösterdiği– “Kümes” 52. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde İzleyici Ödülü’nü kazanmıştı. Bugün sinemalarımıza konuk olmaya başlayacak olan, bizi 1950’li yılların Türkiye’sinde bir köye götüren “Kümes” feodal kültürün pençesindeki bir ailenin dramatik hikâyesine odaklanıyor esas olarak.
Bir dağın yamacına kurulu bir köydeyiz; çocukları ve eşi Süleyman (Ufuk Bayraktar) ile kıt kanaat ama mutlu bir hayat süren Saniye (Hasibe Eren) verem olduğunu öğrenince büyük bir üzüntü yaşar. Öleceği düşüncesine kendini büsbütün kaptıran Saniye, çocuklarına iyi bir anne olacağını düşündüğü bir kadınla (Selen Domaç) Süleyman’ı evlendirir. Ne var ki işler hiç umulduğu gibi gitmez, Saniye tedaviye olumlu yanıt verir ve altı ay gibi kısa bir süre sonra eve döner!
Aksını bu feodal arkaplanlı aile içi denge oluştursa da bir yanıyla toplumcu-gerçekçi çerçevesi de mevcut “Kümes”in. Süreğen geçim derdiyle boğuşan Süleyman’ın mücadelesi İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nden Yılmaz Güney’e kadar uzanan bir skaladan besleniyor. İlk filmini yöneten Bayraktar’ın bu kadar yalın ve yoğun bir biçimde hikâyesini aktarabilmesi gerçekten övgüye değer... Yanı sıra Bayraktar’ın Süleyman kompozisyonunun da Yılmaz Güney karakterlerinden izler taşıdığını söylemek mümkün. Bayraktar, adeta Yılmaz Güney’in sözgelimi “Umut” yahut da “Endişe” filmindeki personası gibi! Ayrıca komedi yüzü olarak tanıdığımız Hasibe Eren’in Saniye kompozisyonunda Ufuk Bayraktar ile iyi bir kimya yakaladığını, Selen Domaç’ın da bu ikiliyi gereğince asiste ettiğini söyleyebiliriz.
Bahçedeki kümesle aile arasında kurulan süssüz ama şık ilişik ve filmin bütün evrenine yayılan metaforik şema anlatım sorunları yaşayan sinemamız için ders niteliğinde. Filmdeki ‘yağmur beklentisi’nin de bana “Endişe”deki ‘pamuk fiyatları’ hakkındaki o bitmez tükenmez bekleyişi anımsattığını belirtmeliyim.
Bugün sinemamızda sınıf / yoksulluk sorununa neredeyse yok denecek kadar az rastlıyoruz. Rastladığımız örneklerde ise filme mutlaka etnik bir argümanı ite kaka sığıştırmaya çalışıyor yönetmenlerimiz nedense! “Kümes” böylesi bir örnek değil, gerçekten de yoksulluk / sınıf sorurunu açık seçik bir biçimde, hiç lafı dolaştırmadan ortaya koyuyor. Ne ajitasyona prim veriyor, ne de eyyama tutunuyor ‘bazı yönetmenler’imiz gibi. “Kümes” bu açıdan ayrıca önemli bana kalırsa, bu onurlu duruşu hiç yabana atmamak gerek.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.