Vatan ve namusun şairi oldu

"Yeryüzünde namuslu şairler de büyük şairler kadar az. Bundan dolayı büyük bir şair olamadım diye de pek hayıflanmıyorum. Hatta ölmez sağ kalırsam, büyük bir şair olmak için de çalışacağım elbet"

Vatan ve namusun şairi oldu
03 Haziran 2016 Cuma 11:57

Ercan Dolapçı
Aydınlık’ın ilk yazarlarından, büyük şairimiz Nazım Hikmet Ran’ın bugün 53. ölüm yıldönümü. 3 Haziran 1963 günü, büyük komşumuz Sovyet Rusya’nın başkenti Moskova’da hayatını kaybeden Nazım Hikmet, Türk şiirinde devrim yapmış bir insan olarak tarihe geçti. Alışılmışın dışına çıkarak kalıpları yıkan ve siyasi içerikli şiirler yazan Nazım, Kuvayı Milliye şiiriyle de Türk Devrimi’nin destansı şiirini bizlere miras bıraktı. Onun şiirlerinde sıradan insanlar güç kazandı; tarih yapıcı oldu. İnsan, vatan ve sosyalizm aşkı onun dizelerinde evrenselleşti. Nazım’ı bütün dünyaya tanıttı. Ölümsüzleşti. Nazım, bugün tekrar onarılmaya çalışılan Türk-Sovyet (Rusya) dostluğunun da yılmaz savunucusuydu. Lenin’le Atatürk’ü buluşturdu. İki milleti birbirine yaklaştırdı.

MÜCADELE ADAMI OLDU
12-13 yaşlarından itibaren vatansever şiirler yazmaya başlayan Nazım Hikmet, aynı zamanda isyancıydı. Zulme ve zorbalığa boyun eğmedi. 16 Mart 1920’de başlayan işgale teslim olmadı. Gençlik yüreğiyle ona karşı durdu. 1920’de yazdığı “Gençlik” şiirinde “Sana sus derlerken. Haykır! Ey gençlik” diyordu. O da meşhur Sultanahmet Mitingi’nde haykırdı. Kürsünün yanı başındaydı. Bununla da yetinmedi, yazdığı yazılarla gençleri mücadeleye davet etti. Daha da olmadı, arkadaşı Vâlâ Nureddin, Faruk Nafiz ve Yusuf Ziya’yla birlikte Ocak 1921’de Ankara’nın kapısına dayananlardandı. Bahriyeli yüreğiyle Ankara’ya gidip cephede Mehmetçikle birlikte vuruşmak istiyordu. Mustafa Kemal’le tanıştırıldığında, Paşa ona “Gençlik için gayeli şiirler yazın” dedi. 1921 Mart’ında 3 günde yazdığı gençlik şiiri, çoğaltılıp dağıtıldığında yer yerinden oynadı. “Aman ne yapıyorsunuz; bütün gençler buraya gelirse biz onları nasıl ağırlarız” tepkisiyle karşılaştı. Bolu’ya öğretmen olarak atandı. Burada tanıştığı Türk Bolşeviklerinden Sovyetler Birliği’nin namını duydu. Dünyayı alt üst eden devrimi tanımak için arkadaşı Vâlâ Nureddin’le yollara düştü. Bir amacı da üniversite eğitim almaktı.

‘KARTALLI KÂZIM’LARIN ŞAİRİ
Orada çok şey öğrendi. Yeni tarz şiirini orada kaleme almaya başladı. Aydınlık’a şiir ve düz yazılar gönderdi. Hızla tanınmaya başladı. Sovyetler’de sıradan insanların gücünü keşfetti. Sosyalizm’den etkilenmişti. Köklü bir ailenin çocuğu olmasına rağmen, konakların değil, mücadelenin içinde oldu. Yeni bir dünyadan yanaydı. Eşit ve sömürüsüz! Anadolu’ya geçince yoksulluğu ve halkı daha iyi tanımıştı. Döndüğünde onların yaşamını değiştirmek istiyordu. Ölene kadar da bu çizgide oldu. Ne mal edindi ne de mülk! Şiirlerinde en sade ve yalın dille ‘Kartallı Kâzım’, ‘Kara Yılan’ ve ‘Şoför Ahmet’leri yazdı... Hep namuslu oldu.

‘BÜYÜK ŞAİR DEĞİLİM’
Nazım Hikmet, üvey oğlu Memet Fuat’a Bursa Cezaevi’nden 14 Nisan 1949 günü yazdığı mektupta şairliğini şöyle tarif eder: “Ben kendimi hiçbir zaman büyük şair filan saymadım, çok şükür, bazı işlerde aklım gayet başımdadır, ben kendimi, bu şairlik bahsinde, daima yapabileceğinin ancak yarısını yapabilmiş yarım bir şair olarak gördüm. Belki başka şartlar içinde iyice bir şair, yani yarım değil, bütün bir şair olabilirdim.” (Nâzım Hikmet, Cezaeviden Memet Fuat’a Muktupları, Oğlum, Canım Evladım Memedim, De Yayınevi, İstanbul, 1968, s.135.)
Yakup Kadri, 28 Nisan 1929 tarihli Milliyet’te, Nazım’ın ‘835 Satır’ başlıklı ilk şiir kitabı hakkında şunları yazar: “Türk şiirindeki, hatta Türk dilindeki inkılâbın ilk satırı.” (Kemal Sülker, Nâzım Hikmet’in Gerçek Yaşamı, 1901-1928, C.1, May Yayınları, İstanbul, 1976, s.195.)
Nazım Hikmet, oğlu Memet Fuat’a Bursa Cezaevi’nden 6 Mart 1950 günü yazdığı mektupta ise şunları söyler: “Bak, oğlum senin gözünde büyük bir şair olmak çok hoşuma gider. Fakat neyleyeyim ki, öyle senin zannettiğin kadar büyük bir şair olmadığımı, sadece namuslu bir şair olmak, bence büyük bir şair olmaktan da daha zor. Mamafi, şartlarım müsait olsaydı, en verimli olabileceğim yılları meselâ hapishanelerde geçirmeseydim, eh bu namuslu şair olmak sıfatına, büyük senin zannettiğin kadar büyük bir şair olmak meziyetini de katabilirdim.Yeryüzünde namuslu şairler de büyük şairler kadar az. Bundan dolayı büyük bir şair olamadım diye de pek hayıflanmıyorum. Hatta ölmez sağ kalırsam, fizyolojim büsbütün yıkılmadan hürriyetime kavuşabilirsem, senin istediğin ve zannettiğin gibi büyük bir şair olmak için de çalışacağım elbet.” (age., s.150-151.)

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.