Türk edebiyatını dezenfekte etmeli

‘Yabancı edebiyata açık olmayan edebiyatlar aile içi evlilikler yapmak ve ensest ilişkilere girmek zorunda kaldıkları için soyları bozulur. Nâzım Hikmet dünya şiirine de biçim ve içerik olarak yeni yollar açarken, Türk şiiri bunlardan bugün bile neredeyse habersizdir’

Türk edebiyatını dezenfekte etmeli
06 Temmuz 2016 Çarşamba 11:10

Seyyit Nezir
Özdemir İnce, Aydınlık Kültür Sanat atılımına omuz vermek üzere Seyyit Nezir’in sorularını yanıtladı. İnce; edebiyatta gelenek ilişkisine dair çarpıcı savlar getirdiği yanıtlarıyla, edebiyat dünyasını kirlenmelerden arındıracak bir tartışma başlatıyor.
| Özdemir İnce, Türk şiirinin olgunluğa çok genç yaşta ulaşmış ama hep genç kalmayı başarmış ustalarından... 1 Eylül 2016’da 80 yaşında olacaksın. Kemal Özer’in yönettiği Varlık’ta Veysel Atayman, Aziz Çalışlar, Atilla Birkiye ve Cengiz Gündoğdu’nun da bulunduğu, birkaçına benim de katıldığım toplantılardan sonra 1986’da -çoğunu Varlık’taki yazılarının oluşturduğu- ilk kuramsal şiir tartışmalarını topladığın Şiir ve Gerçeklik kitabını Broy’da yayımladığımızdan bu yana tam 30 yıl geçti. Modern anlamda ilk Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi’ni o sıralarda (Adam Y., 1985) yayımlayan Memet Fuat, senin şiirinden söz ederken şöyle yazdı: “Batı şiiriyle ilişkileri, siyasal etkinliklerin hızlandığı bu dönemde [1960’larda] aşırılıklara düşmesini önledi.” Neydi senin şiirinin bulaşmadığı bu aşırılıklar?
Memet Fuat sanırım “Devrimci Şiir”, “Slogan Şiiri” denen şiirlerden, siyasal gündelik mesajın şiirin “şiirsel mesajı”nın önüne geçmesinden ve o mesajın şiirin bizzat kendisi olduğu sanısından söz ediyordu. Öyle ki bir devrimci şairin her şiirinin devrimci (yani sosyalist devrim, komünist devrim, halk devrimi) şiir olduğuna inananlar vardı. Güney Amerika ve Filistin şiiri model olarak anılıyordu. O zamanlar yayınlanan Devrimci Şiir Antolojilerinin genç şiirimiz üzerinde çok olumsuz etkileri olmuştur.
60’lı yıllarda genç Arap şiiri Nâzım Hikmet’i örnek almıştı. Nâzım Hikmet’ten en çok etkilenenler de Filistinli şairlerdi. Uzun süre Fas hapishanelerinde yatan Abdellatif Lâabi’nin esin kaynağı Nâzım Hikmet idi. Bunu bana 80’lerde Paris’te tanıştığımız zaman kendisi söylemişti. Filistin şairleri modern Arap Şiirini tam anlamıyla temsil etmiyordu. Ama ne tuhaftır ki Nâzım Hikmet’ten etkilenen Filistin şairleri 1970’li yıllarda genç ve devrimci Türk şairlerini etkilemiştir. Ama özellikle Fransızca yazan Abdellatif Laâbi, Salah Stetie, Venus Khoury-Ghata, Abdelwahab Meddeb gibi şairler dünya standartlarında önemli şairlerdi, bu şairleri ülkemizde tanıtarak, şiirlerinin ve kitaplarının yayınlanmasını sağlayarak “devrimci” anlayışındaki sapmayı düzeltmeye çalıştım. Biliyorsunuz, bu arada, Arapça yazan ama yazdığı yazılar ve şiirler hemen Fransızca’ya tercüme edilen Adonis’i ülkemizde tanıttım. Amacım şiir ve edebiyat ortamını çaktırmadan dezenfekte etmekti.
Memet Fuat’ın beni olumlu örnek göstererek eleştirdiği olumsuz şiir ortamının sorumlusu 1960 ve 70’li yılların genç şairleri değil. Ne yazık ki, dünya Nâzım Hikmet’in şiirini bizden yıllar önce tanıdı. Ben de onu 1965 yılında Fransa’da Fransızca çevirilerinden okudum.

YABANCI EDEBİYATLARLA ETKİLEŞİM
Her ulusal edebiyat başka ulusal edebiyatlarla durmadan emişir. Romantizmin kaynağı Anglosakson edebiyatıdır ama daha sonra kendisinden etkilenen Fransız ve Alman romantizmlerinden etkilenmiştir. Yabancı edebiyata açık olmayan edebiyatlar aile içi evlilikler yapmak ve ensest ilişkilere girmek zorunda kaldıkları için soyları bozulur. Osmanlı edebiyatının kapalı olmasının ve bir türlü reform yapamamasının nedeni toplumsal ve mülki yapıların kemikleşmiş olmasıdır. Bu yapı Tanzimat’la kırılınca edebiyat da çeperlerini kırdı ve dünyaya açıldı. Edebî türler yenilendi. Mürteci sağ, Tanzimat’ı bir yıkım olarak görür ama bence Türk rönesansının başlangıcıdır. Tanzimat ve daha sonraki dönemlerde edebiyatımız ne yazık ki araştırmacı olamadı ve birkaç isim üzerinde odaklandı.
Cumhuriyet edebiyatımız da ne yazık ki böyledir. Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Osman Saba, Ahmet Mühip Dranas’a bir bakın, neredeyse Charles Baudelaire’den başka bir şair tanımazlar. Ahmet Hamdi Tanpınar yazdığı edebiyat tarihinde Baudelaire’e Paul Valéry’yi ekler. Oysa 1920-1950 arasında dünya edebiyatında neler olmuştur neler. İkinci Yeni’ye kadar bu iki isme neredeyse yeni isimler eklenmez. Bu arada şiirimize Arthur Rimbaud da girer ama o da klasik ölçülü “Sarhoş Gemi” şiiriyle.

DÜNYANIN HABERİ VAR BİZİM YOK
Türk şiiri bunlarla eğleşirken Nâzım Hikmet başta Bedreddin şiiri ve “Memleketimden İnsan Manzaraları” olmak üzere dünya şiirine de yeni yollar açan, biçim ve içerik olarak, öncü şiirlerini yazmış ama Türk şiiri neredeyse bunlardan habersizdir. Tıpkı günümüzdeki gibi...
Bunlar olurken ben Mersin’de tek başınaydım. Sadece, Adana’da yaşayan Nihat Ziyalan ve Yılmaz Pütün (Güney)’le ilişkim vardı. Durmadan Milli Eğitim Bakanlığı klasiklerini okuyordum. Dergilerde okuduğum Türk şairlerinin şiirlerini beğenmiyordum. Sadece Attilâ İlhan’ın şiirlerini ilginç buluyordum. 1954’ten sonra yazdığım hiçbir şiirimi atmadım. Tamamı Toplu Şiirler olarak yayınladığım külliyatın ilk cildinde yer alır.
1958 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Fransızca Bölümü’ne girdim. Orada Fransız hocalardan okuma, öğrenme ve yazma disiplinini öğrendim. Fransız edebiyatını başlangıcından 20.yüzyıla kadar iyice öğrendim ve birkaç yıl içinde iki dilli ve iki edebiyatlı oldum. Aragon devrimci şiirler yazıyordu ama Elsa’ya aşk şiirleri de yazıyordu. Fransız şiirinin belki de en kapalı şairi olan René Char İkinci Dünya Savaşı’nda çete yüzbaşısı idi ve kendi usulünce direnme şiirleri de yazmıştır.

ŞİİRE İLK MÜDAHALE
1971-1975 yılları arasında, şiir yazmadım. Bilerek ve isteyerek! 1975’ten sonra tekrar yazmaya ve yayımlarken çevirilerimle ve teorik yazılarımla Türk şiirine müdahale etmeye başladım. 1975-1980 arası bir geçiş dönemidir. Gerçek ve etkin müdahale 1980’lerde başladı. İlk baskısı Broy tarafından yapılan Şiir ve Gerçeklik (1985)’te yayımlanan yazılar, 1925-1975 yılları arasında edebiyatımızda başrol oynayan şairlerin, eleştirmenlerin, estetikçilerin yazması gereken yazılardı. Edebiyatımız ve şiirimiz öylesine kemikleşmişti ki rahatsız edici bir sinek vızıltısı sayıldı. Şiire ikinci müdahalem Yannis Ritsos’tan yayınladığım “Taşlar, Yinelemeler, Parmaklıklar”dır (Can Y., 1978).

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.