Sinemamızın bir dönemi bekçinin çapkınlığı yüzünden mi yandı?

Esat Özgül, ilginç şeyler yazdı bana. Sinemamızın neredeyse o güne kadar bütün filmlerinin yanmasına yol açan Kasımpaşa deposundaki yangının (1959) depo bekçisinin çapkınlığı yüzünden çıktığını da ondan öğrendim...

Sinemamızın bir dönemi bekçinin çapkınlığı yüzünden mi yandı?
03 Kasım 2015 Salı 18:36

Kemal Ateş

1948 Londra ve 1960 Roma Olimpiyatları spor tarihimizin hâlâ aşılamamış iki büyük başarısıdır. Özellikle Celal Atik’in yaşamına şöyle bir baktığımda, spor salonlarıyla, ter kokan minderlerle sınırlı kalmayacak, toplumsal ve siyasal yaşamın da yansıdığı bir dönem romanı yazabileceğime inandım. Celal Atik Yenidoğan’da yetişmiş kabadayılıktan gelen bir şampiyon. Yakın arkadaşlarından biri (zaman zaman da düşmanlarından biri) Menderes’le birlikte Yassıada’da yargılanan, gazinocular kralı Gazi Avşar. Renkli bir kişiliği, fırtınalı bir yaşamı, kavgaları, gizlemediği, saklamadığı aşkları var.1950 yılında İzmir Şehir Tiyatrosu’nda bir oyuncuyla olan aşkı, neredeyse o günlerdeki büyük yangın kadar tiyatroya sıkıntı verdi. Bu aşk yüzünden ünlü sinema ve tiyatro oyuncusu Salih Tozan’la tabancaların da patladığı kavgası karakolda bitti. Bir değil, iki değil, üç eşi olduğunu bile bile ardından koşan kadınları anlattılar bana. Müzeyyen Senar’ın da sevgilileri arasında olduğunu İsmet Atlı’dan dinledim. Bu eli açık, sohbeti tatlı adamı meyhaneler de çok sevdi. Eskilerden Neyzen Tevfik’i, yenilerden Metin Altıok’u içki masalarında tanıdı, ölümünden epey bir sonra “Hangi kör kuyuda Celal Atik?” diye Metin bir yazı yazdı. Kendisini Ankara’da, Gölbaşı Sineması’nın altındaki spor salonunda, güzel vücudunun biraz bozulduğu, hafiften göbeklendiği yıllarda tanıdım. Uzun kollarını sallayarak hep acele yürürdü, hep acele bir işi vardı sanki hocamızın, antrenmanlarımıza genellikle beş on dakika geç gelirdi. Neşter ve Madalya adını verdiğim romanımın hazırlıkları sırasında konuşacağım yüzlerce kişiden biri de Celal Atik’i beyaz perdede oynatan yönetmen Esat Özgül idi. Sporcu olarak, antrenör olarak spor tarihimizde destan yazmış bu efsane sporcunun Yeşilçam macerasını da epeyce araştırdım; başta Deniz Tanyeli, Nilüfer Aydan olmak üzere onlarca kişiyle görüştüm. Bunlarla yetinmeyip bir de Yörük Ali filminin yönetmeni Esat Özgül’e ulaşmak istiyordum. Yeşilçam’ın eski yıllarını bilen yazarlardan, oyunculardan kiminle konuştuysam bana Esat Özgül’ün öldüğünü söylediler. Google’daki bilgiler de bunu doğruluyordu: 1974 yılında Adana’da öldüğü yazılı. Araştırmamı gene de sürdürdüm, Boyabat’taki yerel gazetelerden yardım alarak önce kardeşine, sonra kendisine ulaştım. 91 yaşındaydı, nerdeyse her gün yazdı bana. Amerika’ya, evine gelmemi, konuğu olmamı çok istedi. Üç dosya dolusu mektup aldım kendisinden. Boyabat’ta kırk gün film çevirdiği Celal Atik’i, eski Yeşilçam’ı anlattı bana.

KASIMPAŞA YANGINI
Esat Özgül’ün romanım için bir önemi de, 1948 Londra Olimpiyatları’nı izlemiş, Celal Atik gibi büyük şampiyonları orada tanımış olmasıydı. Yani Londra Olimpiyatlarının ulaşabildiğim tek seyircisi, belki de hayatta kalan son seyirci. Bu nedenle Neşter ve Madalya’nın bazı bölümlerini onun gözüyle anlattım. Ondan aldığım mektuplara yer verdim, ikinci bir anlatıcı gibi bana destek verdi. Sadece göndereceği belgelerden yararlanacağımı sanırken, romanımın önemli kahramanları arasına girdi. Çünkü onun da ilginç bir yaşamı var. Bir şampiyonun oynadığı ilk güreşçi filmi Yörük Ali’yi çekmek, sinema yapmak için gerekli olan parayı CIA ajanlarıyla Türkiye’de 1951 yılında yaptığı işten kazanmış. CIA ajanları Türkiye’yi NATO’ya sokma hazırlıkları yapıyorlar. Esat Özgül bilmeden Amerikalı ajanlarla bir işin içinde buluyor kendini. İyi de para kazanıyor. Esat Özgül, başta Ayhan Işık’ın ölümü olmak üzere, ilginç şeyler yazdı bana. Sinemamızın neredeyse o güne kadar bütün filmlerinin yanmasına yol açan Kasımpaşa deposundaki yangının (1959) depo bekçisinin çapkınlığı yüzünden çıktığını ondan öğrendim. Adam gece bir kadın getirmiş depoya. Evine cünüp gitmemek için gazocağını yakıp yıkanmak istemiş. Gazocağı patlayınca o büyük yangın çıkmış, yüzlerce film yanıp kül olmuş. Bu yangından başka, bir de yanındaki adamın casus olarak yakalanması Esat Özgül’ü ülkesinden soğutur, Amerika’da yaşamaya karar verir.

AYHAN IŞIK’IN ÖLÜMÜ
Ayhan Işık’ın ölümü hassas bir konu. Elimizde sağlam belgeler olmadan kimseyi suçlayamayız. Esat Özgül’ün bu konuda yazdıklarını da paylaşmak isterim. Ünlü oyuncu ölümünden önce, yurtdışında bulunan eşiyle telefonda tartışmış, bu tartışmadan sonra geçirdiği öfke kriziyle kafasını duvarlara vurmuş. Bu bir söylenti elbette. Öyle bir insanın evinin balkonunda güneş çarpmasıyla ölebileceğine sevenlerinin çoğu inanmadı. Ölümünü güneşlenmeden önce içtiği şeylere bağlayanlar da oldu. Sinemamızın kralı, tam anlaşılamayan bir ölümle ayrıldı aramızdan.
(13 Kasım Cuma - s. 14.00-15.00- İstanbul Kitap Fuarı’nda Destek standında kitaplarımı imzalayacağım.) 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.