Şiir Türkiye’de İkinci Yeni’nin gerisinde

Turgut Uyar ve Cemal Süreya pinti karakterli şair değillerdi. Beni zaman zaman övmüşlerdir. Ve ben onları acımasızca eleştirmekten geri durmadım ama bana gücenmediler. Buna “yazınsal ahlak” denir

Şiir Türkiye’de İkinci Yeni’nin gerisinde
08 Temmuz 2016 Cuma 11:09

Seyyit Nezir
“Elmanın Tarihi” (Papirüs, Ekim 1968) yayımlandığında, Turgut Uyar Soyut Dergisi’nde, işi gücü bırakıp bu şiir üstüne nasıl da çarpıcı bir yazı yazmıştı.
68 Kuşağı’nın bütün bir hayatı bir anda ateşleyen hızını yansıtıyordu şiir:
Elma çürür ama öcünü içinde taşır
bir filiz olmanın bir ağaç olmanın öcünü /.../
68’in coşkusu içinde kimi dizelerini ezbere okuduğumuz şiir, sanki 45 yıl sonraki Gezi Kuşağı’nı da haber veriyordu:
Elmanın hızını düşün sevgilim
seni beklemenin hızını düşün

| Genç yaşta olgunluk, “beklemenin hızını” bilince çıkarmış olmakla mı ilgili?
Turgut Uyar’ın o yazısını ne yazık ki hatırlamıyorum. Turgut Uyar ve Cemal Süreya pinti karakterli şair değillerdi. Beni zaman zaman övmüşlerdir. Ve ben onları acımasızca eleştirmekten geri durmadım ama bana gücenmediler. Buna “yazınsal ahlak” denir. O şiire esin kaynağı olan metni çok iyi hatırlıyorum: Dünyanın diyalektik düzeniyle ilgili bir bilimsel metindi. Kitabı hatırlamıyorum. Ama şiirin teması olarak insanın ve dünyanın değişim ve dönüşümü söz konusuydu. Bu da sürekli devrimdi. Benim şiirime tarih, coğrafya, yurtbilgisi, hayatbilgisi, matematik esin kaynağı olarak girmiştir. Yaşanan “şey” her zaman girmiştir. “Karadelikte Bir Yolculuk & Tersine ya da Sapkın Ayetler” (Kaynak Y., 2014) kitabımdaki şiirlerin yarısında Gezi Direnişi vardır. Üzerinde çalıştığım “Opera Kahkahası”nda R. T. Erdoğan “Başyüce” kimliğiyle sık sık boy gösterir.
Şiirlerim denemelerimden, siyasal gazete yazılarımdan bağımsız değil. Şiirlerime onlar da girer. Bir siyasal makalemde yer alan bir cümlenin şiirimde dizeleştiğini görebilirsiniz.
Neden yazınsal kuramla ilgilendim, neden çeviri yaptım, neden gazete yazarlığına ve siyasete bulaştım? Cevabı: Tam insan ve sorumlu bir vatandaş olduğum için! “Tamirci” kimliğim!
Düşünsenize: Bir genç hatta yaşlı şair imgenin (image) ne anlama geldiğini bilmiyordu. Oktay Rifat “görüntü” olduğunu sanıyordu. Bu nedenle “lambanın saçları” diye bir şeyleri dize diye yazıyordu. Felsefecilerin (!), estetikçilerin (!) imgenin ne olduğu umurlarında bile değildi.

‘ŞİİRİN DÖRT ATLISI’
Kimileri imge yapıyor ama yaptıklarının imge olduğunu bilmiyordu. Aylarca çalıştım 1983 yılının temmuz, ağustos, eylül, ekim ve kasım aylarında “İmge ve Serüvenleri”ni yazdım. Bu yazıyı “Dil ve Anlam”, “Şiirsel Gerçek ve Boyutları”, “Şiir ve Gerçeklik” izledi; ardından Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar ve Oktay Rifat’ın belli görüşlerini eleştiren “Sözcük, Dize, Çıkmaz ve Saçlar”ı yazdım. Tıssss! Türk şiirine ilk kez birtakım kanun önerileri, taslakları geliyordu ama akademiya, edebiyat ortamı ve burnundan kıl çektirmeyen eleştiri susuyordu. Daha birkaç yazı eklenerek ŞİİR VE GERÇEKLİK (Broy Y., Şubat 1986) yayımlandı. Gene tıssssssssss! Eleştiriye eleştirinin ne olduğunu anlatmak için, şiirin yapı, biçim ve ses sorumlarını ele alan yazıları, ardından “Şiirin Dört Atlısı” (Metin Eloğlu, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Edip Cansever) üzerine yorumlarımı içeren TABULA RASA’yı yayımladım (Can Y., 1993). Gene tıssssss! Burada durmadım: “Şiirin Dili”, “Dilin Yazınsal İşlevi”, “Yazınsallık”, “Şiir ve Gelenek” ve “İlhan Berk’in Poetikası: Sıfıra Sıfır Elde Var Sıfır”ın yer aldığı YAZINSAL SÖYLEM ÜZERİNE’yi (Can Y., 1993) yayımladım. Gene tısssssss!

| Attilâ İlhan, bu maymun huyuna sükût komplosu diyordu...
Bak şimdi, bu da yetmedi, Modern şiirin kurucuları Rimbaud, Lautréamont, Aloysius Bertrand’ı yorumlayan yazıları Adam Sanat dergisinde (1999) yayımladım. Bu arada, Akşit Göktürk’ün Türk şiirinde büyük yara açan bir çeviri adlandırmasını düzelten “Nesnel Karşılık Değil, Nesnel Bağlılaşık” yazımı Varlık dergisinde (Şubat 1997) yayımlamıştım. Bu yazıları ŞİİRDE DEVRİM (2000) adıyla yayınladım. Ve gene tısssssssss!
Sadece, yukarda sen de anımsattın, Memet Fuat’ın “Aydınlar Sözlüğü”ndeki iki üç satırı: “Özdemir İnce şair olmasaydı da, yalnızca üç deneme kitabı yayınlamış olsaydı, nasıl değerlendirilirdi? Hiç kuşkusuz, eleştiri dünyasında saygın bir yer edinirdi, başarılı bir eleştirmen olarak anılırdı.”

CEHALET VE KAOS İÇİNDE
| Bu kitaplarla Akademik bir kurum işlevi üstlendiğini herkes söylüyor da fısıltıyla...

Bu dört kitap Türk edebiyatı ve şiiri için büyük bir yenilikti (Yeni basımları İmge Yayınevi’nde çıktı). Akademisyen olsaydım çoktan “profesör” rütbesi almıştım. Akıl almaz bir tepkisizlik, geçirimsizlik! Sanki başçavuşun eşeği ossurmuştu. Bütün bunları, yanlışlıkları düzelterek, Türk şiir ve edebiyatının çağdaşlaşmasına katkıda bulunmak için yapmıştım.

| Çok çarpıcı bir gerçeği görüyorum şu an: Sen sanki bunları Fransa için yapıyormuşsun gibi Akademi için çağrıldın: Şiir ve Gerçeklik ile Hayat bilgisi dosyalarını bana teslim edip Fransa’ya çıkmıştın.
Tastamam öyle. Düşün bak, bu türden kitaplar 1950’lerde yazılmış olsaydı İkinci Yeni girişimi bir başka türlü olur, çok daha yüksek bir başarıya ulaşırdı. Olmadı! Şu anda Türk şiiri İkinci Yeni’nin çok daha gerilerinde, bir cehalet ve kaos içinde. Çok yazık, çok!
Şiir çevirilerine gelince: Her girişimimde bir amacım olduğu gibi Arthur Rimbaud’nın bütün düzyazı şiirlerini (BEN BİR BAŞKASIDIR) Lautréamont’un MALDOROR’UN ŞARKILARI’nı, Aloysius Bertrand’ın GASPARD DE LA NUIT’sini dilimize çevirirken de büyük bir amacım vardı: Çağdaş şiirin üç kurucusunun doğru çevirilerini bol not ve açıklamalarla Türk şairlerin kullanımına sunmak. Bu üç çeviri için hayatımın 25 yılını vermişim. Bu çalışmalarımın bir bölümü için (ve elbette kendi şiirim için) “Mallarmé Akademisi” ile “Avrupa Şiir Akademisi” üyeliğine seçilirken, Fransızca bilmeyen Ece Ayhan “Maldoror’un Şarkıları” için “Bir ortaokul öğretmeni için iyi ama keşke bir şair çevirseydi” diye yazıyordu. Aynı günlerde Belçika’nın en önemli dergilerinden biri benimle ayrıntılı bir röportaj yayınlıyordu (Bu üç kitabın yeni basımlarını da İmge Yayınevi yaptı).
Hepsinin yanı sıra İoanna Kuçuradi ve Herkül (İraklis) Millas ile birlikte Ritsos’u, Kavafis’i (Bütün Şiirleri) ve Seferis’i (Bütün Şiirleri) de çevirdim. Neden? Tarihi, coğrafyayı, toprak ve denizi, ülkenin flora ve faunasını çok iyi değerlendiriyorlardı. Türk şairlerine örnek olsunlar diye yapmıştım, sadece ne olduğunu bilmedikleri “Çiriş Otu” sözcüğünü şiirlerine soktular. Birbirlerine bakarak... Beklemenin bile bir hızı var ama ben hâlâ Türk şiir, edebiyat ve siyaset ortamının “adam” olmasını bekliyorum.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.