Sanat ve üretim kültürü

Mafyalaşmış emperyalist sistem, gerici, yıkıcı ve çürütücü niteliğini son noktasına vardırırken karşıtını da yarattı; devrimci, üretici, birleştirici ve yapıcı bir kültürün gerekliliğini dayatan koşulları oluşturdu

Sanat ve üretim kültürü
20 Temmuz 2016 Çarşamba 11:25

Mehmet Ulusoy
Sanat ve zanaat ilişkisi, modern çağın sıkça tartışılan temel bir sorunudur. Bilindiği gibi, Aristo’dan 18. yüzyıla kadar sanat ve zanaat aynı anlamda kullanılıyordu. Aydınlanma çağıyla birlikte sanat, bağımsız bir düşünsel ve pratik etkinlik olarak felsefi düzeyde ele alındı. Bu ayrışma, kapitalizmin malların seri üretimini ve işbölümünü olağanüstü geliştirmesiyle bağlantılıydı. Kant, sanat ile bilgiyi / bilimi ve sanat ile tekniği / zanaatı birbirinden ayırarak, bağımsız bir disiplin olarak tanımladı. Böylece yaratıcılığı, özgünlüğü, biricikliği ve tekrarlanamazlığı ile sanat, modern çağda zanaattan kesin olarak ayrılmış oldu. Kant, Estetiği Etikten ve Bilimden tamamen koparırken, sanata, “kendinde amaç” ya da toplumsal açıdan “amaçsızlık” dışında hiçbir işlev yüklemedi.

DEVRİMCİ MODERNİST ATILIMIN ENERJİSİ
Kant estetiği; daha sonra Hegel estetiği ile aşılsa da, 19. yüzyıl boyunca egemen sanat anlayışına damgasını vurdu. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren, burjuvazinin gericileşmesiyle birlikte her türlü anlamı, gerçeklikle bağı, toplumsal ideali reddeden bir noktaya vardı. Sanatın bağımsızlığı adına “Sanat için sanat” şiarıyla topluma ve üretici dinamiklere yabancılaşma süreci, örneğin şiirde Sembolizmle, resimde Dadaizmle en parlak çıkışlarını yaptı.
Sanat; 20. yüzyılın başlarında, bu gerici modernizme karşı devrimci modernist atılım için de büyük bir enerji birikimine sahipti. Ekim Devrimi ve Türk Devrimi, bu iki devasa ortam, büyük enerji patlamasının somutlanışına imkân verdi. Devrimci enerji birikiminin sanatsal, kültürel üretici - yaratıcı enerji merkezini ise Bauhaus oluşturuyordu. 1919’da kurulan ve 1933’te Hitler rejimi tarafından kapatılan Bauhaus okulu ya da akımı, sanat ve zanaat / üretim yabancılaşmasına son veren, sanat, tasarım ve sanayi, yani sanatla üretim arasında bağ kuran bir programa sahipti.

BAUHAUS VE KÖY ENSTİTÜSÜ ÖRNEKLERİ
Bauhaus programının en etkin uygulandığı ülkelerin Sovyetler Birliği ve Türkiye olması şaşırtıcı değildir. Sovyetler’de sanatla üretim ve devrimci kuruluş / inşa sürecini birleştiren Proletkült, Fütürizm ve Konsrüktivist akımların yapıta yansımaları, zanaat ve üretimle sanatı, yaratıcılığı birleştiren bu modelin Sovyet özgüllüğünde uygulanmasıdır.
Türkiye’de ise, çok daha geniş bir alanda bu sanat-üretim ilişkisi. Köy Enstitüleri ve Gazi Eğitim (Resim-İş), Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi vb programları bu akımdan doğrudan ve dolaylı esinlenmiştir. İ. Hakkı Baltacıoğlu ve İ. Hakkı Tonguç, bizzat yerinde eğitim görerek, felsefesini benimseyerek Bauhaus modelini Türkiye pratiğine uygulayan öncü eğitimcilerdir.
Ali Artun’un deyişiyle, “Bauhaus sıklıkla bir okul, bir pedagoji, avangart bir akım, bir estetik, bir stil vb gibi ele alınır. Oysa bunların çok ötesindedir. Olsa olsa bir kavrayış, anlayış ve anlamlandırma stilidir. (...) Toplumun bir ulus olarak yapılanmasının gerektirdiği bir yurttaş eğitimi projesidir. Bauhaus, bir kültürel, ekonomik ve toplumsal yenilenme tasarısını ifade eder. Bu yolda gerekli olan iradeyi, kudreti ve yaratıcı dehayı sanatçıların temsil ettiğine inanılır.
Bauhaus, yaratıcılık ile tekniği, sanat ile bilimi, devrimcilik ile yapıcılığı bir araya getirmesiyle, Cumhuriyet aydınları için kendi gerçeğine uygulayabileceği en özgün ve devrimci modeli sunuyordu. Bu modelin, Tonguç’un yönetiminde bütün ruhuyla uygulandığı süreç, benim de bu büyük heyecanı Öğretmen Okulu yıllarındaki sönümlenmeye yüz tutarken yaşadığım Köy Enstitüleri geleneğidir”*.
Türkiye’nin son kırk yıldır kültür ve sanat hayatına egemen olan liberal -postmodern anlayış, sanatı, üretimden / zanaattan, toplumdan, hayattan, insani değer ve ideallerden kopardı. Mafyalaşmış emperyalist sistem, gerici, yıkıcı ve çürütücü niteliğini son noktasına vardırırken karşıtını da yarattı; devrimci, üretici, birleştirici ve yapıcı bir kültürün gerekliliğini dayatan koşulları oluşturdu. Bu nedenle, evrensel nitelikteki Bauhaus ve Köy Enstitüsü modellerinin 21. yüzyılın gerçekliğinde çok daha gelişmiş olarak yeniden canlandırılması kaçınılmazdır, zorunludur.

*Daha geniş bilgi için bkz: Bauhaus: Modernleşmenin Tasarımı, Derleyen: Ali Artun, Esra Aliçavuşoğlu, 2. Basım, İletişim Yayınları, İstanbul 2011.

Etiketler; #Mehmet Ulusoy

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.