O bir derya, deniz değil bir okyanustu adeta

Türk Sanatının üzerine kocaman kanatlarını geren bir Simurg idi o... Ansızın o koca kanatlarıyla sonsuzluğa uçtu gitti... Acımız tarifsiz... Onun öğrencileri olan bizler ve aydınlattığı tüm okurları öksüz kaldık şimdi.

O bir derya, deniz değil bir okyanustu adeta
21 Ağustos 2016 Pazar 11:11

Nur Çiçek
Türk Sanatının üzerine kocaman kanatlarını geren bir Simurg idi o... Ansızın o koca kanatlarıyla sonsuzluğa uçtu gitti... Acımız tarifsiz... Onun öğrencileri olan bizler ve aydınlattığı tüm okurları öksüz kaldık şimdi.
O, TSB’nin varlığından onur duyduğu ilk üyelerindendi. Bu bağlamda Türkiye Sanatçılar Birliği’nin ilk kazancı ve ilk kaybı oldu. TÜSAK’a birlikte direndik. Kaya Hocamızı böylesine değerli kılan, devrimci aydın oluşu ve son nefesine kadar bunun hakkını verişiydi. Devrimci aydınlar ölse de diri kalırlar, çünkü onlar tüm gayretleriyle bina ettikleri tarihin taşıyıcı kolonlarıdır.
Yurtdışındaki sanat olaylarının bilgisini de ülkesinin insanlarına taşıdı. Dünya çapındaki birçok sanatçıyı da onun adil gözleriyle tanıdık.

İŞLEYEN BEYİN IŞILDAR
Onun yazılarını okurken, derin bilgisini katarak kullandığı eleştirel zekâsını ve analitik düşünme yetisini ne denli geliştirdiğini öylesine hissederiz ki, deyim yerindeyse “beyni kas yapmış’’ diye düşünmekten kendimizi alamayız. Elbette ki çok çalışan, çok egzersiz yapan beyinler kas yapar. Bu bağlamda 78 yaşına kadar aktif yazabilen, düşünce üretip üniversitede hocalığı devam ettiren nadir kişiler vardır ve işleyen beyin ışıldar gerçeğini bize kanıtlarlar.

KAYA HOCA KLONLANMIŞ MIYDI?
O eleştiri yazılarında daima çok yönlü bakar ve bize de baktırırdı. Öylesine ki okuyan bizler, her yanı küçük pencerelerle bezeli, dönen bir kürenin içinden baktığımızı, çok açılı gördüğümüzü hissederdik. Kendi kalp atışı kadar önemsediği, Türkiye’deki sanat ortamının nabzını öyle bir azimle tutup kaydetmişti ki, neredeyse hiçbir sanat olayını kaçırmamak için kendini klonlamıştı adeta... Hocamızı sanki aynı anda Türkiye’nin her yerinde birden görürdük. Kimi zaman Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyükşehirlerdeki sanat olaylarının içinde, kimi zaman Mardin’de Uluslararası Resim Sempozyumu’nda, Kimi zaman Kuşadası’nda Çarşamba toplantılarında veya kitapçı vitrinlerinde...
Onun öğrencileri olan bizler, şimdi bayrağı ondan devraldık ve bundan böyle mücadelemizi Türkiye Sanatçılar Birliği çatısı altında sürdürmeye devam edeceğiz. Aydınlıklar, güzellikler içinde kal hocam...
 
Kaya Özsezgin kendisiyle son söyleşiyi yapan Meriç Aktaş Ateş’in sanat eleştirisi üstüne sorusunu şöyle yanıtlamıştı:

Eleştiri nedir? Eleştiriye neden ihtiyaç vardır? Kimler yazmalıdır, yazmaktadır? İlk eleştiri yazarları kimlerdi? Eksiklikler neydi?
Sanatın ayrılmaz bir bileşenidir sanat eleştirisi. Çünkü sanatın yoruma ve değerlendirmeye ihtiyacı vardır. Aksi halde değer yargıları yerini bulmaz. Ancak bu alana yönelecek olanların sanat tarihi eğitiminden geçmeleri ve sanat gelişmelerinin içinde olmaları gerekir. Sanat eleştirmeni, öncelikle yazarlık vasfına sahip olmalıdır. Bizde bu anlamda eleştirmen kuşağının yetişmesi 1960’lı yıllara doğrudur. Daha önce sanatçı kimliklerinin yanı sıra eli kalem tutan ressamlar, bu boşluğu doldurmaya çalışmışlar. Şair ve yazarlar arasından da eleştiri alanında verimli olmuş kişiler vardır.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.