Mehmetçik Mehmet Başaran

Anlatılanlar Mehmetçik Mehmetlerin yenilgisi değildir. Bugünün yenilgilerinin başlangıç tarihidir. Siyasilerin halkın ayağına kurşun sıktıkları dönemlerin başlangıcıdır

Mehmetçik Mehmet Başaran
01 Temmuz 2015 Çarşamba 14:10

Osman Şahin

Kimi yazarlar yazdıkları anı-özyaşam türü romanlarda okur önüne çıkmaktan kaçınırlar. Kendilerini gizlerler. Oldukları gibi değil, istedikleri gibi görünmeye çalışırlar. Kendi “ben”lerini öne alırlar. Liberalizmi kendilerine, Marksizmi başkalarına uygularlar. Oysa anı-özyaşam türü roman ve öykülerde ana tema, yazarın çevresi ve kendisiyle hesaplaşması, yaşadığı döneme tanıklık etmesi, onu yargılamasıdır. Yazar kendi “ben”ini kıyasıya eleştirmez, çamaşırlarını okur önünde yıkamazsa zamana karşı üstlendiği tanıklığı, yargılaması da sağlıksız olacaktır.
Kimi yazarlar ise kendi kişisel yaşamlarıyla sınırlamazlar yapıtlarını. Yaşadıklarını, gördüklerini, çevreleriyle dengeli bir biçimde anlatırlar. Öğünmezler, söylev vermezler, olayların parlayan doruk noktalarına getirip kendilerini yerleştirmezler.

SÜRGÜN TÜMENLERİNDE
Mehmet Başaran’ın 1979 Orhan Kemal Roman ödülü almış “Mehmetçik Mehmet” romanı bu sıraladığım olumlu örneklerden biridir. 1945-47 yıllarında, İkinci Dünya Savaşı’nın sona erdiği, Alman, İtalyan ve Japon faşizminin çizmelerini Amerikan emperyalizminin giydiği, ülkemize Marshall yardımının başladığı, çok partili düzene geçildiği, dünyada ve ülkemizde yeni saflaşmaların belirdiği bir ortamda Cumhuriyet tarihimizin en önemli aydın kıyımlarından birinin romanıdır “Mehmetçik Mehmet”. Yetmiş kadar Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlı yedeksubay öğrencinin çavuş çıkartılarak sürgün tümenlerinde çektikleri sıkıntıların, dirençlerin öyküsüdür. Ankara’da Recep Peker hükümeti kurulmuş, Cumhuriyet tarihinin en başarılı Milli Eiğitim Bakanı Hasan Ali Yücel görevinden alınmış, “Köy Enstitülerini ıslah edeceğim” diyen “Hitler perçemli” Reşat Şemsettin Sirer getirilmiştir yerine. Büyük eğitimci Anadolu köylüsünün en büyük dostu İ. Hakkı Tonguç, o bozkıra yakışan dev yapılı boyuyla geri hizmete alınmış, bakanlığın ıssız bir odasında masabaşı kızağına çekilmiştir. Yılgın değildir ama, “rüzgar ne denli sert eserse essin, meşeler daima dik dururlar dağ başlarında...”
Üç bin yedeksubay öğrencinin içinde “kıtaya” çıkarılan yetmiş Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlı öğrenci, süngülülerin önünde, bilinmeyen bir karanlığa doğru götürülürlerken yemin ederler:
“Karada, denizde ve havada her zaman her yerde faşizmin kökünü kazımak için çalışacağıma...”
Anlatılanlar Mehmetçik Mehmetlerin yenilgisi değildir. Bugünün yenilgilerinin başlangıç tarihidir. Siyasilerin halkın ayağına kurşun sıktıkları dönemlerin başlangıcıdır anlatılan. Diğer bir deyişle, yıllardan beri ağır ağır su almaya başlayan, batma noktasına gelen Türkiye gemisinde deliklerin açıldığı yılların romanıdır.
Aydınların, sanatçıların “taş altında kurbağa gibi yaşamaya” mecbur edildiği yıllardı. “Mehmetçik Mehmet”, Başaran’ın ilk romanı. Yazar yaşadığı, tanık olduğu otuz yıl öncesinin olaylarına günümüzün soluğuyla yaklaşıyor. Olayları soğutup yormadan yapıyor bunu. Anı ve gözlemlerini zamanın öğütücülüğüne karşı dinlendirmiş, günlük, tutanak ve röportaj kokusunda uzak. Yazarlığının olgun bir döneminde, bir kalem süzülmüşlüğünde günümüze çekiyor. Çekilen acıları kendi yaşamlarının ahengine dönüştürüyor. Yıllar yılı şiire soyunmuş, incelmiş bir dil ustalığının getirdiği rahatlıkla anlatımını yer yer türkü, şiir ve deyişlerle besliyor. Okuru yadırgatmadan, aşırılığa kaçmadan. Dili temiz, akışlı...

YASAK BÖLGE KIŞLALAR
Romanda her bölüm ayrı bir öykü niteliğinde. Palaska Yusuf, Hikmet Kaptan, Meyhaneci, Yüzbirli... Birbirinden bağımsız gibi gelişiyorlarsa da genelde romanın dokusunu örüp bütünlüyorlar. Her bölümde tiplerin kısa yaşam öyküleri verilirken, topluma yönelik bir eleştiri görevi de yapıyor. Yazarın insanımıza bakşı sağlam, dünyası dürüst, aydınlık. Kaleminin sıcaklığı kadar, olayların yaşanılmış olması apayrı bir dirilik katıyor romana. Zorlama yok. Tiplemeler canlı, dokunaklı. Okuruetkileyip sarsıyor. Sanatın amacının etkilemek olduğunu da belirtelim bu arada.
M. Başaran’ın “Mehmetçik Mehmet” romanını ilginç kılan nedenlerden biri de konusunu şimdiye değin edebiyatımızın pek az girdiği bir ıssız alandan, kışladan almış olması. Kışlalar edebiyat ve sanatımızda her zaman bir yasak bölge olmuştur. Kışla üstüne kalemlerin gezinmesinden korkulur. “Orduyu küçük düşürdü”, “ordunun manevi şahsiyetini tahkir etti” gibi hazır suçlama kalıpları çıkar yazarın karşısına. İnsanın olduğu her yer, her alan edebiyat ve sanatın alanıdır oysa. Ama son yıllarda yazın yaşamımızda az da olsa bir kıpırdanış görülüyor. Mehmed Kemal’in “Sürgün Alayı”, Uğur Mumcu’nun “Sakıncalı Piyade”si ve “Mehmetçik Mehmet”...

YAZILMAMIŞ OLSAYDI...
“Mehmetçik Mehmet” yazılmamış olsaydı, bugünkü gibi ilerici, demokrat, devrimci basın ve kamuoyunun, sendikaların kitle örgütlerinin olmadığı, kitap okumanın suç sayıldığı, CHP faşizminin şaha kalktığı bir karanlık dönemde kışla koşullarında, sürgün tümenlerinde izlenen, horlanan, gözlenen aydınların Köy Enstitüleri üzerinde estirilen yalan makinesinin elinde suçlanan köy çocuklarının acılarını ve dirençlerini de bilemeyecektik. Romanda askerlerin “usta” diye saygıyla çağırdıkları, “gürül gürül şiirlerin” yazarı Hasan İzzetin Dinamo da var. Zihni Anadol var. Toydemirleri, Halil Basutçuları, Palaska Yusuf’u, Hikmet Kaptan’ı, Meyhaneciyi, Yüzbirli’yi, Elif’i Stafan’ı ve çektikleri sıkıntıları bilmeyecektik. Cehennemi gören insanlar bunlar. Acıları acımız, dirençleri mirasımızdır bizim. Unutmayalım; Ateş Yukarı Doğru Yanar.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
önder balta - 4 yıl önce
29.06 2015 tarihinde Mehmet BAŞARAN öğretmenimizi sonsuzluğa uğurlanmıştır. Lüleburgaz Ceylan Köy'de defnedilmiştir..önder balta