Kazanılacak bir dünyamız var bizim!

Genç Türk şairinin rakibi Türk Şiiri Antolojisi’nde yer alan 10-15 şairdir. Bir o kadar da dünya şairi... Şair (bütün sanatçılar), sıfırdan değil, dünya şiirinin (sanatının) ve kendi dilinin eriştiği düzeyden başlamak zorundadır

Kazanılacak bir dünyamız var bizim!
10 Temmuz 2016 Pazar 09:24

Seyyit Nezir
[email protected]

| Dünyanın gidişini nasıl görüyorsun? Teknolojinin insana her yerde her durumda her an yön verdiği bir dünyada Yeni Ortaçağ’ın basıncını sürekli duymak zorunda kalış insanda öfkeyi mi, yoksa ürküntü ve teslim oluşu mu körüklüyor sence?
Dünya teknoloji bakımından beni çok kaygılandırmıyor. Beni kaygılandıran bu teknolojileri yaratıp üretemeyen Müslüman ülkeler, Afrika ve Orta Asya. Katolik kilisenin çağdaşlaşma çabasında olduğu Güney Amerika da pek kaygılandırmıyor. Kilise artık özel hayata, bireyin kişiliğine, ifade özgürlüğüne karışmıyor, geri çekildi. Kilise kurum olarak çağa ayak uydurmaya çalışıyor.
Asıl sorun İslam dünyası... Bin yıldır benmerkezcilikten kurtulup kendisinin dışındaki dünyayı anlayamıyor, anlamaya çalışmıyor. Uyumsuzluğun yarattığı aşağılık duygusu yüzünden hep savunma halinde. Bütün sorun, “Son Din, Son Peygamber, Son Kitap” saplantısından kaynaklanıyor. Bu anlayış, “son” olduğuna göre, “en mükemmel” yanılsamasına götürüyor onu. Kuran’ın da Tevrat ve İncil gibi insan elinden çıkma olasılığını küfür sayıyor.
Güya her şeyin en mükemmeli kendisinde ama kendisi ve insanları, “en”i bırakın, mükemmel bile değil. Parası olan bastırıp teknoloji ürünlerini alıyor ama tekrara dayalı kendi bilgisinden başka özgür akla dayalı ilerleyen ve üreten bilgi istemiyor. Kendini kurtaracak çağdaş birey ve toplum bilincinden yoksun... Demokrasi ve laik devleti küfür sayıyor ve Tanrı’nın gölgesi peygamberimsi bir liderin peşinde, bizzat onun ifadesiyle, bir koyun sürüsü halinde yaşıyor. Din sanıldığı gibi birleştirici değil. Din kurumu ve kurumun din adamları yüzünden düşmanlaştırıcısı emperyalizmin, kapitalizmin yeni bir antitezi oluşabilir. İslam’daki disiplinsizliğin, başıbozukluğun ve feodalitenin şimdilik çaresi yok görünüyor. IŞİD gibi sapkınlara dayanak olan Hadis’siz, fetvasız bir İslam belki bir antitez olabilir. Fakat bu da olanaksız!

KENDİ DAMGAMI VURUYORUM
| Gazetede bize ayrılan günleri ve sayfaları doldurduk. Katılmadıklarım olsa da, doğru ve haklı şeyler söyledin. Sükût komplosu bize yakışmaz. Hepsini tartışacağız. Sözü şiirle bağlayalım. Bugün şiirde bir atılım olanağı var mı? Sen, şiirini bütün toplumsal dolayımlara açık tutan bir şair olarak bunu daha doğrudan duyumsuyor olabilirsin. Her şeyin bulanıklığa ve “rahimdeki ot” türünden metafor kirlenmesine uğratıldığı bir dünyada şiir yalınlığın lirizmine yönelik arayışlardan kaçabilir mi?

Şiir mühendislik, doktorluk gibi eğitim, görgü ve pratik işi. İnsanın vücudunda bilgi ve şiir salgılayan bir organ yok. Beyindeki aküyü doldurmak, yüklemek gerekir. Benim şiirim var olan her şeye açık, her şeyi şiir biçiminde algılamaya çalışıyorum. 60 yıldır her dilin şiirine açığım. Algıladığım her şeye kendi damgamı vurmaya çalışıyorum. Önce şunun anlaşılması gerek: Şiir yazmak ev yapmaya benzer: Salon, odalar, mutfak, banyo. Şiir bir anlam yaratma sanatıdır. Bir anlam deposu olan sözcüklerle belli bir anlam yaratılır. Şair (bütün sanatçılar) sıfırdan değil, dünya şiirinin (sanatının), kendi dilinin eriştiği düzeyden başlamak zorundadır.
Ben yıllardır bunu anlatmaya çalışıyorum. Şair, yazar, ressam, müzik bestecisi şunu mutlaka anlamak zorunda: Rakibi, dövüşmesi gereken fail, geçmiştedir. Genç Türk şairinin rakibi Türk Şiiri Antolojisi’nde yer alan 10-15 şairdir. Bir o kadar da dünya şairi... Öyle okuyacak ki okuduğu failin suyunu çıkartacak. Aklı varsa bunu yapar. Bunu yapmaz ise özgürleşemez, dünya karşısında aşağılık duygusundan kurtulamaz.

| Aydınlık’tan ayrılırken, “Yazılarımı okuyorlar, ama aynı gazete okurları kitaplarıma dönüp bakmıyor” dedin. Aydınlık okurlarına kırgın mısın?
O cümleyi her zaman, her yerde söylüyorum. Aydınlık’tan bu nedenle ayrılmadım. Aydınlık okurlarına kırgın da değilim. Kronik (süreğen, müzmin) hayal kırıklığı yaşayan bir insan kolay kolay kimseye kırılmaz. Ben insanları baştan çıkarmak için, rahatsız etmek, süsmek ve bizziklemek (dürtmek) için yazıyorum. Aydınlık okurlarının kendilerince baştan çıkmış olduklarını gördüm. Yazmam için en ideal gazete, şimdi de Hürriyet. Şu günler Hürriyet’te yazıyor olmak isterdim. Hürriyet’te, Kur’an’a insan elinin müdahale ettiğini yazdığım zaman kıyamet kopmuştu. Aydınlık okurlarının yüzde 90’ı bunun mümkün olduğunu düşünür.

BALIK KAVAĞA ÇIKACAK 
Aynı şey benim site okurları (beleşine 750 abone, birkaç bin izleyici) için de geçerli. Son aylarda Tekin Yayınevi tarafından üç kitabım yayınlandı. 1-TÜRKİYE’NİN SIRAT KÖPRÜSÜ: AÇILIM MASALI; 2- İMAM HATİP SALTANATI VE İMAMOKRASİ; 3-DİN İMAN MASA KASA. Okurların mutlaka ilgisini çekmesi gereken kitaplar. Hem de epeyce kafa yoracak, yeni bilgiler yüklü, üç tane “hazine” gibi kitap. “Cepheden Haberler” başlıklı yazımı şöyle bitirdim:
(özdemirince.com)’un abonelerinin ve izleyenlerin bir bölümü satın alsa, bugün bu iki kitap şırp diye biter. Bitmeyeceğini elbette biliyorum. Hürrriyet gazetesinin en çok okunan iki yazarından biri, en çok referans verilen yazarı olduğum zaman da, Aydınlık okurunu birkaç bin kadar çoğalttığım dönemde de böyleydi. Halim CHP’nin hali gibi, okur sayım bir türlü artmıyor. Doğrusunu isterseniz: Okurlar, izleyiciler, seyirciler, dinleyiciler benim umurumda bile değil. Ben yazmam gerektiği için, yazdıklarımı bir başkasının yazamayacağını bildiğim için yazıyorum. Her türlü tür için geçerli bu.
Bazan bana “Ne olacak bu memleketin hali?” diye soruyorlar. Bunun cevabını şimdi veriyorum: “Kurtuluş, benim kitaplarımın ilk baskıları 100 bin sattığı zaman!” O zaman balığın kavağa çıktığı görülecektir!

| Aydınlık’ta bir atılıma yöneldik. Bunu KültürSanat’ta başlattık. Okunaklı bir KültürSanat sayfası için neler öneriyorsun?
Başarılar dilerim. Fedakârlık, dayanışma ve inadı, ama tutucu olmamayı öneriyorum. Bana ihtiyacınız olursa, nasıl bulacağınızı biliyorsunuz.
1968 yılı aralık ayında yazdığım uzun “Duruşma” adlı şiirin son 6 dizesiyle bitirmek istiyorum ifademi:
Önemli olan güldür
Asya’da, Afrika’da, Güney Amerika’da açan güldür
allı turnam akça gülüm
kazanılacak bir dünyam var benim
kazanılacak bir dünyamız var bizim!
Suçsuzum ve kalkıyorum ayağa!..

| Teşekkür ederim. Son mektubunu ise antoloji soruşturmasına senin yanıtın olarak yayımlayacağım.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.