Edebiyat ortamı kuram yoksa alaylısına kalır

Şair, sanatçı, yarattığı eserden başka bir efendi tanımaz. Çünkü o bir tür epitkendir. Dünyayı kendince düzenler. İyi ve iyilik, güzel ve güzellik adalet ve eşitlik yönünde değiştirir. Türkiye’de insan şair ve yazar olarak işte burada durmakta ve eylemekteyim. Ahlak ve davranış olarak hep soldayım

Edebiyat ortamı kuram yoksa alaylısına kalır
07 Temmuz 2016 Perşembe 23:52

Seyyit Nezir
| ​Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi’nde senin için şunu da söylüyor Memet Fuat: “Şiirde toplumsal sorunlara yönelmenin belli bir anlayışa bağlanamayacağını biliyordu. Onun için de, düşünce dünyasındaki gelişmeler, şiirinde bir uçtan öbür uca savrulmasına neden olmadı.” Şiirinizin erken yaşlarda olgunluk düzeyine ulaşmasında bu saptamalarda işaret edilen verilerin rolü oldu mu?


Sadece şiir bağlamında değil siyasal doğrultuda da savrulmadım. 1950’lerde ahlak ve davranış olarak soldaydım. 60 ve 70’lerde Marksizm’in ne olduğunu öğrendim. Haramzadelerin ve birtakım ‘zedeler’in dediği gibi, bir dinozor olarak aynı otlakta otluyorum.

SAĞLAM ELEŞTİRİ OLMALI
Felsefeciler, eleştirmenler, estetikçiler, edebiyat kuramcıları dünyada ve özellikle de Batı kültür alanlarında Üniversite’den çıkar. Bunların çoğu üniversite hocasıdır. Bu insanlar ülkelerinin felsefi, sanatsal ve yazınsal kanunlarını oluştururlar. Şairler, yazarlar, sanatçılar bu kanunlara uyarlar ya da uymazlar ama hiza ve istikamete bakılacak yazılı kanunlar vardır. Cumhuriyet’in Darülfunun yerine bu amaçla kurduğu Üniversite ne yazık ki özellikle felsefe ve edebiyat alanlarında modern medrese olmanın ötesine geçemedi. Bu alanlarda çalışan akademisyenler (gene ne yazık ki) “hoca” ama bilim insanı değiller. Bu nedenle ortam edebiyat alanında alaylılara kaldı. Bunlar arasında bilim insanı kimliğinde Hüseyin Cöntürk ve Bedrettin Cömert’ten başkası yok. Biraz da Aziz Çalışlar. Memet Fuat da bugün ve gelecekte referans olabilecek bir edebiyat insanı. Bir zamanlar edebiyat ortamının egemenleri olan Ataç, Tahir Alangu, Adnan Benk, Vedat Günyol, Rauf Mutluay, Asım Bezirci, Fethi Naci ve Mehmet H. Doğan’dan geriye ne kaldı? Bir hiç! Sadece kişi ve kitap eleştirisi ve değiniler. Kuram olmadan sağlam eleştiri de olmaz. Sağlam eleştiri yoksa ortaya deforme ve yığma yapıtlar çıkar.
Örneğin, Necip Fazıl Kısakürek her yerde şiirin amacının Allah arayışı olduğunu söyler ve yazar. “Benim ‘pœtik’ anlayışımda sanat, Allah’ın sırlarına doğru ebedî bir arayıcılıktır. Allah ki, mücerredin mücerredi; iş, onu gayeleştiren şiirde...” der. O zamanlar bir Allah’ın kulu çıkıp, “Şair sadece Allah’ı değil, evreni ve dünyanın her şeyini arar!” demiş midir? Sanmıyorum. Memet Fuat, benimle ilgili olarak, “Şiirde toplumsal sorunlara yönelmenin belli bir anlayışa bağlanamayacağını biliyordu. Onun için de, düşünce dünyasındaki gelişmeler, şiirinde bir uçtan öbür uca savrulmasına neden olmadı” derken N. F. Kısakürek’e de karşı çıkmaktadır. Şiirde, edebiyatta ve sanatta ne teolojik, ne siyasal, ne toplumsal, ne de ekonomik varsayımların kanun olamayacağını söylüyor. Bunlar kendi özel kanunlarına uyar.

| Tam burada bir araya girme sanırım yerinde olur: Memet Fuat’ın antolojisi, daha sonrakiler için kanon işlevi yüklendi. Nitekim, Yazınsal Söylem Üzerine kitabında (Can Y., 1993), “Gelenek ve Şiir” adlı kapsamlı tartışmaya girerken, sen de zaten geleneği antoloji anlamında kullandın. Onun belirlemesini dikey ve yatay uzanımlarıyla değerlendirmeni istemekle, Türk şiirinin serüveni içinde durduğun eğimin de doğru tanımlanması kaygısını taşıyorum.
Bu demek ki, Memet Fuat’a göre ben sadece şiirin özel kanunlarına önem vermişim, ki doğrudur. Dikkatle bakanlar, benim, ilk kitabım olan Kargı’dan bu yana bu kurala uyduğum görürler. Bu yüzden benim şiirlerimde büyük bir tema ve konu zenginliği vardır. Her şiir bir heykel gibi somut olmalıdır. Soyut sayılan heykeller bile somuttur.

| Memet Fuat Aydınlar Sözlüğü’nde şöyle diyor senin için: “Özdemir İnce şair olmasaydı da, yalnızca üç deneme kitabı yayınlamış olsaydı, nasıl değerlendirilirdi? Hiç kuşkusuz, eleştiri dünyasında saygın bir yer edinirdi, başarılı bir eleştirmen olarak anılırdı.”
| Evet, iyi anımsadın... Neredeydik? Gelenek... Hilmi Yavuz ve tilmizleriyle tartıştığım “Gelenekten Yararlanmak” sorunu son derece önemlidir. Çünkü şair ve şiiri, gelenek de aralarında olmak üzere, her şeye karşı özgür ve anarşiktir. Bu özelliği en iyi Nâzım Hikmet’te ve İkinci Yeni’de görürüz.

ŞAİRİN EFENDİSİ ESERİDİR
Yazınsal ve sanatsal ürün veren “fail” de öteki bütün meslek insanlarının yaşadığı ortak bir tarihsel ve toplumsal ortamda yaşar. Atipik olanlar (dinbazlar, saltanatçılar, kavimciler, etnikçiler, cemaatçiler) dışında kalanlar laiktir, özgürlükçüdür, cumhuriyetçidir, demokrattır, eşitlikçidir, hümanisttir, insan ve canlı ve cansız dünyanın adalet içinde haklarına saygılıdır. Fauna (hayvan dünyası) ve flora (bitki dünyası) sanatsal yaratının en temel öğelerindendir. Çağının çağdaşı olması gereken estetik yapıt yaratıcısı barışçı ve dünya dostudur. Bu nedenle 2016 yılında bilimin, sanatın ve edebiyatın Tanrı’yı araması atipik ve marjinal bir durum ve konum.
Durduğum yeri sormuştun: Şairin, sanatçının, yarattığı eserden başka bir efendisi olamaz. Çünkü o bir tür epitkendir. Karşısında “var” olarak duran dünyayı kendince düzenler. Taşındığı döşeli evdeki eşyaların yerini değiştirir gibi dünyanın düzenini iyi ve iyilik, güzel ve güzellik, adalet ve eşitlik yönünde değiştirir. Türkiye’de insan, şair ve yazar olarak işte burada durmaktayım.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.