Çizgi özerkliğini ilan ederse

Temel sanatın çıkış noktası ve tüm sanatsal yaratıların başlangıcı “çizgi”, Arter’deki sergide bir kez daha özerkliğini ilan etmiş olarak karşımızda. Kağıdın maddesel taşıyıcılığından ve tek boyutluluktan kurtularak bir olgusallık kazanmış

Çizgi özerkliğini ilan ederse
24 Haziran 2015 Çarşamba 11:54

Fatma Batukan Belge
İstanbul’da çağdaş sanat sergilerinin önemli mekanlarından biri olan Arter’in “Spaceliner” başlıklı sergisi, desen/çizgi ve mekan arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Doğrusu sergiyi düzenleyenlerin spaceliner’ın tam Türkçe karşılığını da kullanmalarını dilerdim. “Türkçe’de karşılığı yok, zaten İngilizce kadar zengin bir dil değil, İngilizce’de bilmem kaç bin kelime var Türkçe’de kaç” gibi safsataları bir kenara bırakalım. Kullanmaya kullanmaya yakında Türkçe’de hiç kelime kalmayacak zaten.
Gelelim sergiye; özenine alıştığımız Arter’in bu sergisi de beklentilerin altında değil. Belki en minimal ama içerik olarak yoğun bir seçki. Barbara Heinrich’in küratörlüğünü yaptığı sergi çoğunluğu Alman 17 sanatçının yapıtlarından oluşuyor. Bu sergideki yapıtların çoğu mekana özel üretilmiş bir kısmı da direk mekanın duvarlarına boyanmış/çizilmiş olduğu için sergi bittiğinde vardan yok olacaklar. 
Bu serginin en can alıcı noktası, “Desen gerçek uzama yayıldığında ne olur” sorusuyla ortaya çıkıyor. Desenin en temel unsurlarından çizginin kağıdın maddesel taşıyıcılığından kurtulduğunu, çok boyutluluğa ulaştığını ve bir olgusallık kazandığını görüyoruz. En çarpıcı yapıt mekanın girişinde yer alıyor. Almanya ve Japonya’da yaşayan Alman sanatçı Hans Peter Kuhn’un camdan dışarı fırlayan dev çizgisi bu: “Noktalı çizgi üzerinden kesiniz...” (2015). Kurumsal ve kamusal mekanlar için minimalist ışık ve ses yerleştirmeleri yaratan Kuhn’un buraya özgü ışık yerleştirmesi 1960’lardaki kaynağa dönüş gibi. Yine bir başka Alman sanatçı, kinetik sanatın önemli isimlerinden Harry Kramer’ın heykelleri kağıda karalanmış eskizleri andırıyor. Karalamalar üç boyutlu hale dönüşmüş. “Köşesi Olmayan Delikli Dörtgen” (1963), “Hiç de Araba Değil” (1964) bu tür çalışmalarının örneklerinden.
BAĞLAMINDAN KOPARILMIŞ NESNELER
Sergideki işlerin çoğu büyük boyutlu yerleştirmeler olsa da, bir sanatçınınkini görebilmek için yakın gözlüğümü kullanmak zorunda kaldım ki, Arter’e gözlüksüz gitmekten hep çok korkarım; minicik puntoyla basılmış sergi rehberini okuyabilmek pek az insanın harcı olmalı. Çizgiyi “düşüncenin izi” olarak tanımlayan Sandra Bœschenstein’in son derece incelikli desenleri sergi mekanının duvarlarına uygulanmış. Duvar boyunca uzanan ve gözümüzün önünden çok hızlı geçse filme dönüşebilecek imgeler, sanatçının ironik yorumlarıyla beraber yer alıyor. İplik, iğne, kurşun kalem, arı gibi küçük nesneleri de bu anlatıya dahil ederek gerçek bağlamlarından koparmış ve yeni anlamlar yüklemiş. Christiane Löhr’ün at kılı kullanarak oluşturduğu işleri ise Mona Hatoum’un saç telleriyle ürettiği yapıtları çağrıştırıyor. Bu incecik çalışmaların yanı sıra varlığını mekanda baskın bir biçimde ortaya koyan çalışmalardan biri Monika Grzymala’ya ait. Sanatçı, “Poyraz-Lodos” (2015) başlıklı yerleştirmesi için binlerce metre uzunluğunda siyah koli bandı kullanmış. Her an patlayacak bir fırtınanın habercisi sanki... Projeleri kağıt üzerine yaptığı desenlerle başlayan, daha sonra mekânsal üç boyutluluk kazanan Grzymala’nın bu yapıtı da ancak sergi sonuna kadar var olacak. Bu sergide “video-desen” kavramı da karşımıza çıkıyor. Zilla Leutenegger’in duvar desenleri, video projeksiyonları ve nesneleri bir araya getirdiği bu tür yerleştirmelerinden “Marcia’nın Mutfağı” (2011) insanın çevresiyle ilişkilerine eğiliyor. 
FARKLI BİR ARAYIŞIN PEŞİNDE
Nadja Schöllhammer’ın “Yankı” (2009) başlıklı çalışması da üzerinde durmadan geçemeyeceğim yapıtlardan. Artizanal boyutu ve sanatçının sabrının göstergesi olarak dikkat çeken bu çok büyük boyutlu çalışmada kağıt artık desenin üzerine çizildiği geleneksel bir malzeme değil; yakılmış, kesilmiş, boyanmış kağıtlarla farklı bir arayışın peşine düşen sanatçı çok katmanlı bir anlatı ortaya koymuş.     
Arter, 2 Ağustos’a kadar sürecek bu sergiyle yazı sonlandırıyor. Ardından İstanbul Bienali’nin mekanlarından biri olarak kapılarını açacak.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.