Asya Çağı’nda şairin görevi - 3

Asya Çağının öncüleri Vladimir Lenin, Atatürk ve Mao Zedung insanlığın kurtuluşu olarak aynı düşüncede buluştular:

Asya Çağı’nda şairin görevi - 3
31 Mayıs 2016 Salı 11:24



Hüseyin Haydar

Asya Çağının öncüleri Vladimir Lenin, Atatürk ve Mao Zedung insanlığın kurtuluşu olarak aynı düşüncede buluştular: 21. yy Yükselen Asya yüzyılı olacaktır. Saldırgan Atlantik’e karşı şairin vicdanı haklı savaşın temsilcisi Asya milletlerinin yanı olacaktır.

ABD, İNSANLIĞA VE ASYA’YA GÖZDAĞI VERİYOR
Ünlü İngiliz düşünürü John Berger, Amerika’nın 2003 Martı’nda başlattığı Irak saldırısından hemen önce, İstanbul’da verdiği bir konferansta, şu anlamda bir şeyler söylüyordu: “Küresel güçlerin saldırısını bugün için durdurmak olanaksız görünüyor. Umarım yaşanacak acılar insanlığın çekebileceği boyutlarda olur!”
Bu çaresizlik ifadesinden sonra, milyonlarca insanın öldürülmesini, çoluk çocuğun hunharca katledilmesini engelleyemedik. Bakın, çığlık atmadan, isyan etmeden “milyonlarca insanın öldürülmesinden” söz ediyorum. Sorun buradadır! Ve tam da bu noktada şiire görev düşmektedir.

RUSYA BÖLGEYE DERİN NEFES ALDIRDI
Bugün Amerika’nın Suriye’deki “iş listesinin” başında “Kürt Koridoru”nun tesisi gelmektedir. Bu, bir yandan Türkiye’nin parçalanması ve felaketlerin bütün Asya’ya yayılması anlamını taşırken, öte yandan, Asya güçleri içinde saf tutacak olan İran, Irak ve Suriye’nin bacaklarının kırılıp sakat bırakılması anlamına gelmektedir. Rusya’nın müdahalesi bu nedenle hukuki, vicdani ve daha önemlisi Asya milletleri için hayati olmuştur.
Bu hamleler bölge halklarına derin bir nefes aldırdı, moral verdi. Amerika’nın insanlığa karşı tehditleri, başladığı yerde darbe yedi. Bu anlamda Rus Hava Kuvvetlerinin terör gruplarına karşı gerçekleştirdiği hava operasyonları en çok da Türkiye’nin güvenliğine yaradı.

MİLLETLERİN HASRETLERİ ENGELLENEMEZ
Atlantik’in ikinci Irak işgali bütün zalimliği, yıkıcılığıyla sürerken, Ankara’da 2004 Aralık ayında düzenlenen Avrasya Sempozyumu’na Rusya seçkin bir heyetle katılmıştı. Heyette Aleksandr Dugin, Albert Çernişev ve Anatoli Zaitsev vardı. Sempozyumun açılış konuşmasını Dugin yaptı. Özetle şöyle dedi: “Bugün modern dünyanın yüksek değerleri postmodern saldırganlıkla yıkılmak isteniyor. Aynı aydınlanma döneminde olduğu gibi buna karşı savaşacağız. Ve Sosyalistler ile muhafazakarların yan yana gelmesi mümkün kılınacak. Bugün Rusya’nın içinde bulunduğu duruma sessiz kalmamız mümkün değildir. Ancak olumlu gelişmeler de görüyoruz: Putin sonunda Putin oldu!”
Sempozyum’un ardından, İşçi Partisi (Bugün Vatan Partisi) Genel Başkanı Doğu Perinçek, Sayın Dugin onuruna Boğaziçi’nde benim de katıldığım bir akşam yemeği verdi. Avrasya sorunlarını konuşuyorduk. Sohbet sırasında, pek adetim olmamasına karşın, rica üzerine, konuklar için bir şiir okudum ve spontane çeviri yapıldı.
Şiirin coşkusu içinde bir de mucize gerçekleşiyordu: Karşımızda, Boğazın kıyısından güneye doğru ışıltılı sular üzerinden bir Rus yatı şenlik içinde iniyor. Defne dallarıyla, bayraklarla süslü yatın güvertesinde kadın erkek yolcular kendini Kalinka’ya kaptırmış. Ateşli müzik hepimizin kanını kaynatıyor: Ka-ka-lin-ka, ka-lin-ka! Oradan birisi haykırıyor: “Volga’dan geliyoruz heeey! Akdeniz’e gidiyoruz, Akdeniz’e, hurraa!”
O da ne! Bu kez Boğazın öte kıyısından kuzeye doğru kayıp giden bir Türk teknesi beliriyor. Yeni gelin gibi süslenip taçlanmış. Birlikte Zeybeğe kalkmış onlar da. Birisi bağırıyor yine: “Akdeniz’den geliyoruz heey, Volga’ya gidiyoruz Volga’ya!” Ağır Zeybek havası bize kadar kanatlanıyor:
“Sarı zeybek şu dağlara yaslanır,
Yağmur yağar silahları ıslanır,
Bir gün olur deli gönül uslanır.”

Bütün masa, aynı Asya ruhunun 21. yy’daki dostlarına el sallıyor, votka, rakı, kadeh kaldırıyoruz, şerefe! O güzelim İstanbul akşamında, “Doğu Tabletleri- Avrasya” şiirini yürek dolusu kardeşlik duygularıyla okumuştum:

Şimdi, doğacak güneşe bakın, doğudan.
Gövdelerinizi uyandırın, gözlerinizi açın.
Kalkın yataklarınızdan, koltuklarınızdan doğrulun,
Güneşe bakın! Doğu’dan yükselen güneşe!
Hani, ihanet eden kardeş büyük kapıyı açmıştı,
Hani, ülkemiz dört bir yandan kuşatılmıştı ya!
Haydi, kalkın ayaklarınızın üstüne, yurttaşlarım,
Bahçelere çıkın, sokaklara çıkın, meydanlara çıkın.
Güneşe bakın! Doğu’dan yükselen güneşe!
1 Düşman kargıları yel gibi odalarımıza dalardı,
2 Cesetlerimiz kirli, bayraklarımız yerde yatardı,
Ot bitmez denilirdi toprağımızın üstünde...
Yanıldılar! Bakın nasıl da fışkırıyor badem ağaçları.
Heeyy, yüreklerinizin kabuğundan çıkıp da bakın,
Bozkırdan yükselene, çölden yükselene...
Güneşe bakın! Doğu’dan yükselen güneşe,
Bizim güneşimize!

Yarın: Atatürk niçin ve ne zaman “Rus insanının yüreği altından değerlidir,” dedi? İnönü’ye, “Sanayinizi kuramazsanız sizi yeryüzünden silerler” kim dedi? Asya Çağı şairleri manifestosuna doğru, şairlere düşen görevler nelerdir?  

Etiketler; #Hüseyin Haydar

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.