Gene Anıt-Heykel konusunda


Kaya Özsezgin

Kaya Özsezgin

Okunma 03 Temmuz 2016, 09:03

Hızlı bir artış gösteren nüfusumuzla birlikte toplumsal yapımızdaki dönüşümler, özellikle büyük kentlerimizde gökdelen mimarlığının başını alıp gitmesi, korumakta aciz kaldığımız geleneksel yapılar sorununu ve kentin kimlik profilini açmaza sokuyor. Oysa korunup geliştirildiği sürece, kimliksel görüntümüz kalıcı olma özelliğini koruyabilir. Öte yandan kent alanlarına kimlik kazandıran etkenlerin başında, o alanlara dikilmiş olan anıtlara soluk aldıracak düzenlemeler gelir. Bizde ise tam tersine, o anıtların yanına yöresine imar planları uyarınca yeni konutlar ve iş yerleri açtıkça, onların varlığını neredeyse silmekteyiz. Yeni açılan alanlara anıt koymak ve bu anıtlar için düzenlenecek yarışmalarla, kalıcı eserler üretilmesine fırsat tanımak aklımızdan pek geçmiyor.
Bu bağlamda güncel bir konu gazete sütunlarını işgal etti son günlerde. Önünden her geçişimde yöreye kattığı değere tanık olduğum İMÇ’nin duvarındaki Kuzgun Acar’a ait “Kuşlar” heykeli, bir süredir restorasyon için 1967’de konulduğu yerden alınmıştı. Acar’ın 40. ölüm yıldönümü nedeniyle SSM’nde düzenlenen sergide bir süre yer aldıktan sonra eski yerine konulacak.
***
Aynı sanatçıya ait Türkiye’yi temsil eden bir metal rölyefin, yıllar önce Ankara Kızılay meydanını süsleyen yerinden sökülüp hurdaya atıldığını unutmayalım.
Anıt-heykel konusundaki bu sorumsuzluğa karşın, cumhuriyetin kurulduğu yıllara dönerek, tazeliğini yitirmemiş bir olaya yeniden ışık tutmanın sırasıdır. İtalya’dan 1926’da davet edilen Pietro Canonica’nın, İstanbul’a dikilecek anıt-heykel nedeniyle kaleme aldığı anılarına dönmek ve nereden nereye geldiğimizi bir kez daha gözden geçirmek yararlı olacaktır.
Prof. Semavi Eyice’nin 1986’da yayımladığı bir kitapçıkta konu ediliyor İtalyan sanatçının Türkiye ve bu anıtla ilgili izlenimleri. 1926’da Türk hükumetinin isteği üzerine İtalya dışişleri bakanlığı, Canonica’nın büstlerini içeren fotoğrafları ülkemize göndermiş, ilk bağlantı da böylece kurulmuş. Canonica’nın ilk durağı İstanbul’dur. Deniz boyunca uzanan zeytinlikleri geride bırakarak Anadolu yaylasından Ankara’ya doğru ilerlerken, İtalyan heykeltıraşın Türkiye hakkındaki görüşleri, bu yöreyi ilk kez gören bir batılının buruk izlenimleridir. Ankara’da mütevazı bir saraycık diye nitelediği Kemal Paşa’nın ikametgâhında “sade” bir şekilde karşılanır ve hemen çalışmaya koyulur. İlk büst çalışmasını dört günde tamamlar. Yunan savaşından sonra giymek istemediği üniforması ile ata binerek ünlü heykel için model durur Atatürk. Heykel taslağı bittikten sonra Canonica, Torino’ya dönerek çalışmalarını tamamlar. Engin bir kültüre sahip olduğunu itiraf ettiği, konulara ve olaylara nüfuz etme yeteneğini yüksek bulduğu Atatürk’ü yakından tanımış olmaktan memnundur.
Türkiye’ye ikinci gelişinde başka anıtlar yapmak için gittiği Sıvas, Samsun ve İzmir’de renkli izlenimler edinir. Başka kentleri de ziyaret etme ihtiyacını duyar. Oralarda tanık olduğu karşılamalar ve Anadolu doğasının çorak toprağı, çok etkiler Canonica’yı. Anılarında bu yöreleri kendi ülkesiyle karşılaştırır ve yeni bir ülkeyi, insanlarını tanımaktan duyduğu mutluluğu dile getirir.
***
Bütün bu ve benzeri olumlu izlenimlerin arkasında, kentleri anıt heykellerle süslemek gibi Doğu ülkelerinde fazla tanık olmadığımız bir eğilimi, erken dönemde ülkemizde görmenin şok yaratan öyküsü vardır kuşkusuz.
Denebilir ki Canonica, yeni kurulan cumhuriyeti ülkemizde anıtlarıyla geleceğe bağlayan köprüyü kurmakta etkili olan isimlerin başında gelir. İstanbul’da Taksim meydanındaki anıtı yapmakla, bizi ulus olarak çağdaş kimliğimizle buluşturanlardan biri olmuştu bu İtalyan heykeltıraş. Bizde ilk kadın heykeltıraş olan Sabiha Hanım (Bengütaş) da Canonica’nın Türkiye’ye geldiği tarihte, Sanayi-i Nefise’nin heykel bölümünü bitirmiş ve büyük bir olasılıkla onun özendirici etkisi sonucunda Canonica ile birlikte İtalya’ya giderek uzmanlık eğitimi görmüştü.
Canonica, Türkiye’den yapılan anıt önerisini kabul ettikten sonra, dönemin devlet başkanı Mussolini’ye yazdığı Atatürk ve Türkiye hakkındaki olumlu görüşlerini içeren mektubunda Kemal Paşa’yı, Lombardia ve Piemonte bölgelerinin “eski asil askerlerine benzeyen davranışlarıyla çok seçkin bir insan” olarak tanımlamıştı.
Onun Ankara ve İstanbul için gerçekleştirdiği anıtlar, bu kentlerimizdeki anıt ihtiyacı için atılmış ilk adımlardır ve bugün bile onların benzer ya da yakın örneklerini bulmakta ne yazık ki zorlanmaktayız.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.