‘Herkesin bir mayını var’

Önünde 90 asker yürüyordu ancak mayın ona denk geldi, ayağını kaybetti. Zap suyu her gün gözlerinin önünde akıp gitse de banyo yapamamak, çay ve bisküvinin lüks olduğu Doğu’da askerliği, Gazi Feridun Aktı’dan dinledik

‘Herkesin bir mayını var’
21 Mart 2016 Pazartesi 12:43

Gazi Erol Ayhan
1995 yılında acemi eğitimi için Eğridir Dağ Komando Taburuna gittiği ilk gün yapılan sağlık kontrolünde, vücudundaki bir yara izi yüzünden Komando olamayıp Isparta 40. Piyade Alayına oradan da İstanbul Hasdal’a usta birliğine giden Gazi Feridun Aktı, Doğu’ya nasıl gittiğini Aydınlık’a anlattı.

| İstanbul’dan Doğu’ya nasıl gittin?
Eğridir Dağ Komando Okulunda Refüze olduğum için çok üzülmüştüm. Hasdal’a da bu duygularla gitmiştim. Gittiğim ilk gün “Doğu’ya gönüllü gitmek isteyen var mı?” diye sorulduğunda, komando olamadım bari Doğu’da askerlik yapayım, diye düşündüm ve kendimi gönüllüler arasında en önde buldum.
Yaklaşık üç hafta sonra Hakkâri, Çukurca, Zap Suyu yakınındaki Ormanlı Üs Bölgesine gittik. Bir tarafı İran, bir tarafı Irak, önümüzde de Zap Suyu vardı. Her tarafı dağlarla ve küçük bodur ağaçlarla, dik tepelerle çevriliydi.

| Üs bölgesinde zaman nasıl geçiyordu?
Ömrüm boyunca hiç görmediğim bir coğrafyada, ne zaman yatıp, ne zaman ve ne şekilde kalkacağımız belli değildi ve biz orada askerlik yapıyorduk.
Önümüzde kocaman Zap Suyu akıyordu ama biz banyo yapamıyorduk. Çünkü genellikle Zap Suyu kenarlarına pusu atarlardı. Haftada bir gün yıkanırsak iyi diyorduk. Çoraplarımı çıkardığım zaman botumun şeklini alırdı.
Üs bölgesine geceleyin çıkıp sabah gün doğarken dönerdik. Elimizin, yüzümüzün tozunu toprağını yıkayıp kahvaltı yaptıktan sonra şöyle ağız tadıyla bir sigara içip saat 7-8 gibi yatağa uzandığımda, kendi kendime “Bu gece de kazasız belasız geçti!” derdim. Genellikle yatakta tedirgin olduğum için uykuyla uyanıklık arasında dönüp dururdum. Özlemini duyduğum her şeyin hayalini kurardım. Uyku denirse iki, üç saat, en iyi zamanlarda tahminen dört saat kestirirdim. Sonra birileri silah bakımı ya da eğitim için gelip kaldırırdı. Tek lüksümüz çay ve bisküviydi. Öğle konservesini yedikten sonra çabucak akşam olurdu.
Akşam vakti gelince tekrar hazırlıklar başlardı. Sırt çantamı gerekli malzemelerle doldurur, cephaneyi kontrol eder, varsa eksiklerimi tamamlardım. On altı kişi safta toplandıktan sonra tim komutanımız gelir, yüksek tutuşta tam dolduruş yaptıktan sonra gece boyunca pusu atılacak tepeye doğru önümüzdeki ve arkamızdakiyle aramızdaki mesafeyi koruyarak yol alırdık. Tepeye ulaşınca mevzilenip, zifiri karanlıkta gözlerimizi ve kulaklarımızı dört açardık. Böylece zorlu bir gece daha başlamış olurdu.

| Şırnak’a ne zaman geçtiniz?
Hasdal Taburu'nun bir taburu Hakkâri Ormanlı’da, diğeriyse Şırnak Keçi Dağında bulunan Akçay Köyü yakınındaydı. Ormanlı’da yaklaşık 2 ay kaldıktan sonra Akçay’a gittik. Akçay’da imkânlar daha iyiydi, en azından sıcak yemek ve banyo imkânımız vardı.
Keçi Dağının arazi yapısı da Ormanlıya göre daha düzdü. Teröristler buradan Cudi Dağına ve Gabar Dağına geçiş yaparlardı. Bu yüzden teröristi daha fazlaydı. Biz sık sık Akdizgin’e, Gabar’a, Seslice’ye operasyona giderdik.

| Nasıl vuruldun?
1996 yılının mayıs ayında Gabar tarafında Karageçit diye bir köy vardı, oraya gittik. Bu köy daha önce teröristler tarafından basıldığı için güvenlik nedeniyle boşaltılmıştı. Karageçitten bakınca Gabar çok ürkütücü görünüyordu.
Bir gün Gabar Dağı tarafında terörist görüntüsü aldık. O tarafa doğru 5 Tim operasyona gittik. Biz en arkadaki timdeydik. Gabara doğru çıkarken mayına bastım. Önümde yaklaşık 90 asker vardı ama bana denk geldi. Orada öğrendim “herkesin kendi mayını olduğunu”. Mayına basmamla teröristlerin ateşi başladı. Yani aynı zamanda pusuya düşmüştük.
Orada çok kan kaybettiğim için bayılmışım. Gözümü açtığımda helikopterdeydim. Sonrada Ankara, GATA’ya geldim.

EN BÜYÜK SIKINTIM
Benim en büyük sıkıntım ayağımın olmamasından ziyade gazilere gösterilen saygı ve sevginin azalması. 1996 yılından beri gaziyim ve herkes benim gazi olduğumu bilmesine rağmen insanlar çekinmeden “Bana mı gazi oldun?” diyebiliyor. Fakat bu durumda siyasilerin çok payı var. Çünkü terörün bu kadar artmasına sebep oldular. Terörden para kazananlara, PKK’ya haraç verenlere karışmadılar. Bence terörün bu noktaya gelmesinde siyasilerin terör, güvenlik, istihbarat gibi konuları bilmemesi de büyük etken. Bu konularda yetersiz ve kararsız görünüyorlar.

YÜKÜ ASKERE BIRAKTILAR
Çözüm süreci boyunca PKK hem güçlendi hem de meşruiyet zemini buldu. Bugün AB’ye üye pek çok ülke gizli ya da açık, PKK’yı terör örgütü olarak değil bir özgürlük hareketi ve Kürtlerin temsilcisi olarak görüyor. Ben, Türkiye’nin sonuna kadar haklı olduğu terörle mücadele konusunda hükümetlerin, uluslararası kamuoyunu etkileyebildiğini düşünmüyorum. Bütün yükü askere bırakmışlar ama PKK’nın dış desteğini engelleyemiyorlar. Bu da terörle mücadeleyi zorlaştırıyor.

Etiketler; #Erol Ayhan

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.