‘İşçiyi savunarak milli devleti savunuruz’

Vatan Partisi İstanbul’da işçi önderlerini buluşturdu. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, arkada kalan 36 yıla baktıklarında emeği savunmanın milli devleti savunmak olduğunu saptadıklarını söyledi

‘İşçiyi savunarak milli devleti savunuruz’
03 Temmuz 2016 Pazar 11:30

Tarık Tekgözli / Deniz Bilici
Vatan Partisi İstanbul İl Başkanlığı, “İşçi sınıfının sorunları ve görevler” konulu bir toplantı düzenledi. İstanbul Fatih’teki Su Gösteri Sanatları Merkezi’nde yapılan toplantıda hükümetin çalışma hayatına yönelik saldırıları ve emekçilerin sorunları masaya yatırıldı. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Vatan Partisi İşçi Sendika Bürosu Başkanı Yıldırım Koç, büro üyeleri Mehmet Akkaya, Kamil Dede ve Hüseyin Karanlık’ın konuşma yaptığı toplantıda vatan ve emek mücadelesinin bir bütün olduğu vurgusu yapıldı.
Toplantının açış konuşmasını yapan Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, vatan ve emek mücadelesinin bu kadar örtüştüğü bir dönemin belki de İstiklal Savaşı’ndan bu yana Türkiye’de yaşanmadığına dikkat çekti.

‘MİLLİ DEVLET HEDEFTE’
1980’den bu yana küresel merkezlerden dayatılan programın vatanı, milli devleti hedef aldığını hatırlatan Perinçek, şunları söyledi: “Belki o zaman hedefin milli devletin olduğu, vatanın olduğu tam görünmüyordu, bilinmiyordu. Daha çok emeği hedef alan bir programla başladılar, ‘Dünya ekonomisiyle bütünleşeceğiz’ dediler. Dünya ekonomisiyle bütünleşme adı altında bize 5 yoksullaşma dediğimiz programı dayattılar. Birincisi neydi; ‘Gümrükleri kaldıracaksınız.’ Gümrükleri kaldırdığınız zaman hem sanayide yoksullaşma hem de tarımda yoksullaşma... Yani Türkiye’yi yalnız Mehmetçik beklemiyor, gümrükler de bekliyor.
İkinci dayatma neydi; ‘Paranın giriş çıkışını kaldıracaksınız.’ Dolar, avro Türkiye’ye serbestçe elini kolunu sallayarak girecek, İstanbul Borsası’nda fil gibi şişecek Türkiye’nin kaynaklarını, emeğini, alınterini alıp götürecek.
Üçüncü dayatma neydi; ‘Tarıma destekleri kaldıracaksınız.’ Türkiye’nin geleneksel köylüyü, çiftçiyi destekleyen, Cumhuriyetin getirdiği çok önemli ‘Köylü milletin efendisidir’ ilkesi feda edildi ve tarıma destekler kaldırıldı. Köylü ülkenin sırtında kambur ilan edildi.
Dördüncü olarak; ‘Devleti küçülteceğiz’ dediler. Bakın bu o kadar güzel her şeyi anlatıyor ki, devlet ne? Milli devlet. Devlet küçültülecek. Devletin hangi tarafı küçültülecek? Topluma destek olan, sosyal haklar, Cumhuriyetin halkçılık ilkesiyle emekçilerin kazandığı haklar, emeklilik hakları, kıdem tazminatları vs...
Ve belki de en önemlisi ‘Kamu iktisadi teşekküllerini özelleştireceğiz’ dediler.

‘KÂR İLKESİ: İŞÇİYE AZ VERMEK’
Bizim milli ekonomide temel prensibimiz nedir? Toplumun kârı, milletin kârı, kamunun kârı. Yani bir devlet işletmesini kâr esasına göre mi yöneteceğiz yoksa milletin kârı için mi? Bu da tabii sonuç itibarıyla o işletmede kâr esası olduğu zaman, kârın bir tane ilkesi var. İşçiye çalışana daha az vermek, ücreti düşürmek, işgücü maliyetini düşürmek ve kârı artırmak.
Bu beş yoksullaştırma programı aynı zamanda özgürlükleri daraltarak, bastırarak uygulanabilirdi. Buna bağlı olarak sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma uygulamalarını arkada kalan 36 yıldır yaşıyoruz. Tüm bunlar büyük sınıf mücadelesi içerisinde gerçekleştirildi.
O sınıf mücadeleleri aynı zamanda milli mücadeleydi. Partimiz TEKEL’e gittiğinde ‘Türkiye’nin T’si TEKEL’dir’ dedi. O iki T’deki birleşmenin, partimiz özelleştirmenin ve 1980’den beri uygulanan programın aynı zamanda vatana, milli devlete karşı program olduğunu anlatmaya çalıştı.

‘KARŞI DEVRİMLE HESAPLAŞMA’
1980’den bu yana 36 yıla baktığımız zaman şunu görüyoruz; bu dayatılan program bir borçlanma ekonomisi yarattı. Sonuç itibarıyla bu 5 madde halk açısından bir yoksullaştırma programı. Ama ekonomi açısından da şunu gördük; üretimi zayıflatan, üretime darbe indiren sonuç itibarıyla da Türkiye yeteri kadar üretemediği için de borçlandıran. Tabi borçlar da sürekli faizleriyle birlikte büyüdü. Bir borçlanma ekonomisi oluşturuldu. Bu borçlanma ekonomisi aynı zamanda vatanı bölme girişiminin aleti olarak kullanıldı. ‘Ben sana borç veririm.’ Borcun şartı neydi? ‘Sen de özerkliği Güneydoğu’da kabul edeceksin.’
Arkada kalan 36 yılın denklemi şudur: ‘Borçlanma ekonomisi ama borçlanmanın şartı olarak bölünmeyi kabul edeceksin.’ Burada ekonomiyle, uluslararası merkezlerin, emperyalizmin siyasi programının nasıl birbirleriyle ilişkili olduğunu, bütünleştiğini görüyoruz. Türkiye’nin arkada kalan 36 yılın özeti borçlanma artı bölünme. Bunun bittiği noktaya geldik. Bugüne döndüğümüz zaman 36 yıl sonra Türkiye’nin bu karşı devrimle hesaplaştığı bir döneme girdiğimiz gözüküyor.”

‘EMEK CEPHESİNDE ADIM ATMA ZAMANI’
İşçi hareketinin 1980 sonrası döneminin incelendiğinde işçi sorunlarının arkasında emperyalizm olduğunu gördüklerini belirten Vatan Partisi Merkez Karar Kurulu Üyesi Mehmet Akkaya da toplantıda şöyle konuştu: “12 Eylül Darbesi olduktan sonra karşımıza 24 Ocak İstikrar Programı çıktı. Neydi bu program? Ücretler daraltılacak, sendikal haklar ve toplumdaki diğer özgürlükler kısıtlanacak ve yabancı sermayeye sınırlar açılacak. Özal’ın Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemlerde emperyalist merkezlere açık çağrısı şuydu: ‘Türkiye artık ucuz işçi cenneti olacak. Artık gözünüz arkada kalmadan yatırım yapabilirsiniz.’ Ücretler bastırıldı ve bu koşullarda yabancı sermayeye imkan sunuldu. Sene 1980 Türkiye’deki yabancı şirket sayısı 78. Ekonomi Bakanlığı’na ait rakamlar bunlar. Ecevit-Bahçeli-Yılmaz hükümeti dönemine gelindiğinde yabancı şitket sayısı 6 bin küsüre çıktı. Sene 2015, AKP iktiarı döneminde yabancı şirket sayısı 45 bine çıkmış. Türkiye’de bugün işçi sınıfının karşısına çıkan sorunların hangi programın devamı olarak ortaya çıktığının bir özetidir. 1990 kırılma tarihidir.
Cumhuriyet ekonomisinin tasfiye edilmesi, emperyalizmin Türkiye’nin ulusal ekonomisini yıkmak için başlattığı o büyük atak, bunu iktidarlar aracılığıyla uygulamaya soktuğu süreç... Bu süreç işçinin günlük hayatına da işten atılması, fabrikasının kapanması olarak yansıdı. Bugün de SGK’yı ortadan kaldırma girişimleri var, bireysel emeklilik şirketleri vasıtasıyla. Kıdem tazminatı fonu tartışılıyor. Toplumun her alanına yansıyacak bir esnek çalışma modeli denilen bir düzenleme getirildi.
Sendikalaşmanın olanaklarının ortadan kaldırıldığı bu modelin her kesime yansıtılması için bir program yürütülüyor. Özel istihdam büroları, taşeron sistem... Hükümet bütün işçileri hedef alıyor. Vatan Partisi’nin emek cephesinde derhal adımlar atması gerekiyor.”

‘EMEKÇİ BİR MİLLETİZ’
Perinçek, arkada kalan 36 yıla baktıklarında emeği savunmanın milli devleti savunmak olduğunu saptadıklarını belirtti. TEKEL, Sümerbank, KİT’ler ve Telekom’un özelleştirilmesine karşı verilen mücadeleleri hatırlatan Perinçek, “Emek ne kadar direnirse milli devlet o kadar direnir. Emek ne kadar çaldırtmam, aldırtmam, alınterime, emeğime sahip çıkıyorum derse milli devletin mevzisi o kadar sağlam olur. Onun için emeğin direnmesiyle, milli devletin direnmesi, emeğin direnmesiyle milli ordunun direnmesi, emeğin direnmesiyle milli ekonominin direnmesi bunların hepsi bağlantılı. Hatta şunu bile söyleyebiliriz. Milli devletin, milli ordunun, milli ekonominin direncinin özü, emekçilerin direnmesidir” ifadelerini kullandı.
Emekçi bir millet olduğumuzu vurgulayan Perinçek, “Onun için milletin haklarını savunmak aynı zamanda işçilerin haklarını savunmak, milli devleti savunmak aynı zamanda emeği, işçiyi savunmak. İşçiyi savunarak milli devleti savunuruz, milli devleti savunarak da işçiyi savunuruz” dedi.

KOÇ: VATAN VE EMEK MÜCADELESİ BİRLEŞİYOR
Vatan Partisi İşçi Sendika Bürosu Başkanı Yıldırım Koç da konuşmasında işçi sınıfındaki enerjiyi bağımsız ve demokratik bir Türkiye, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya doğrultusunda değerlendirmemiz gerektiğinden bahsetti. Bölücülerin işçi sınıfına yöneldiğine dikkat çeken Koç, “İşçi sınıfının enerjisini onlar emperyalizmin ve bölücülüğün çıkarları doğrultusunda değerlendirmeye çalışıyorlar. Cemaatçiler de sendikalar kurdular. Türkiye tarihinde ilk defa FETÖ dediğimiz Fethullah Gülen Terör Örgütü, kamu çalışanlarını Cihan-Sen diye bir konfederasyonda örgütledi. 20 tane de işçi sendikası kurdu, ‘Pak’ ön adlarıyla. Onları da Aksiyon-İş diye bir konfederasyonda birleştirdiler. İşçi sınıfının hayatın zorlamasıyla harekete geçecek olacak enerjisini biz kullanmazsak FETÖ’cüler devletimize ve milletimize karşı kullanır, bölücüler devletimize ve milletimize karşı kullanır” dedi.

‘YENİ DÖNEME DOĞRU’
Krizin derinleştiği koşullarda ücretlerin ödenmesinde ciddi şekilde gecikmeler olduğunu kaydeden Koç, şöyle konuştu: “Tazminatını alamıyor işçi, işten çıkarılıyor. Tüketici kredileri ve kredi borçları sınırlara geldi.
Sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi başta insanların hoşuna gitti ama şimdi bunun ne kadar pahalı ve yanlış bir yöntem olduğunu birçok hizmetin ve ilacın sağlık paketinden çıkarılmasıyla ve insanların ek sigortalara zorlanmasıyla bunu görüyoruz. Çocuklar üniversiteyi bitiriyor ama iş bulamıyorlar. İnşaat mühendislerinin muavinlik yaptığına tanık oldum. Yani yeni bir döneme doğru gidiyoruz. Türkiye tarihinde ilk defa vatan mücadelesiyle emek mücadelesi birleşiyor. Türkiye tarihinde ilk defa partimiz halk arasında vatan mücadelesi konusunda verdiği büyük başarılar nedeniyle büyük sempati ve desteğe sahipken sınıf mücadelesinin ön plana çıkarılmasının şartlarına kavuşuyoruz.”

İŞÇİLER PARTİMİZE!
Kapitalizmin 3. Küresel krizini yaşadığımıza dikkat çeken Koç, “Sonbahar’da gündeme gelecek krizle daha da büyüyecek bu. Türkiye ekonomisi her an çökebilir. Çöktüğünde hazır olmamız lazım. Peki sendikalar bu durumda ne yapıyor? 18 milyon ücretli var bunun 14 milyonu örgütlenebiliyor. Ancak bunun sadece 1 milyonu sendikalarda örgütlü. Onun için diyoruz ki işçiler Vatan Partisi’ne. Türkiye tarihinde ilk kez emperyalistlerin ülkemize milletimize saldırıları işçi haklarına saldırıları ile örtüşüyor” ifadelerini kullandı.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.