Engelliler sadaka değil eşit yaşam hakkı istiyor

Toplumsal yaşamın engelli bireylere uygun şekilde inşa edilmediğini belirten Şükrü Boyraz engellilerin zor şartlar altında eğitim sürecini tamamladığını ancak çalışmak istediklerinde ise ciddi sorunlarla karşılaştıklarını söyledi

Engelliler sadaka değil eşit yaşam hakkı istiyor
24 Mayıs 2016 Salı 11:15

Tarık Tekgözli
Türkiye İş Kurumu, “Bedensel, zihinsel veya ruhsal sorunları nedeniyle çalışma gücünün en az yüzde 40’ından yoksun olduğunu sağlık kurulu raporu ile belgeleyen kişiyi” engelli olarak tanımlıyor. Ancak son yıllarda raporların kasıtlı olarak düşük verildiği öne sürülüyor. Bu nedenle engelli olmasına rağmen birçok birey devletin sosyal hizmet haklarından yararlanamıyor. Çalışarak hayatlarını devam ettirmeleri için ise yasal düzenlemeler yeterli değil. İş Kanunu’na göre işverenler, 50 veya daha fazla işçi çalıştırılan özel sektör işyerlerinde yüzde 3, kamu işyerlerinde ise yüzde 4 oranında engelli çalıştırmak zorunda. Ancak bu kapsamdaki işyeri sayısı az. Devlet Memurları Yasası’na tabi olan kamu işyerlerinde de yüzde 3 oranında engelli istihdamı zorunlu tutuluyor. Buna rağmen kamuda 22 bin engelli kadrosunun boş olduğu belirtilirken özel sektörde ise işverenlerin yasaların arkasından dolandığı ifade ediliyor. Türkiye Sakatlar Derneği Genel Başkanı Şükrü Boyraz ile engelli bireylerin çalışma hayatında yaşadığı sorunları konuştuk.

‘ENGELLİ EĞİTİMDEN YOKSUN’
| Türkiye’de engelli istihdamında ne gibi sorunlar var?

Ülkemizde halen engelli sayısının tespiti yok. 2002’nin verileri var elimizde. Bu verilere göre ülke nüfusunun yüzde 12.29’unun engelli olduğu söyleniyor. Bugünkü nüfusa oranladığımızda 9 milyon 600 bin engellinin yaşadığı belirtiliyor. Ama sokaklara, sosyal, eğitim ve istihdam alanlarına baktığımızda böyle bir rakamı bulamıyoruz. Neden? Aslında bu sayı daha fazla. Çünkü biz engellimizi eve hapsetmişiz, onları sadece baştacı edip beslemekle yetinmişiz. Okula götürememişiz. Çünkü okula gidiş yolu bize göre değil. Okula götürsek bile kapısından içeri giriş bize göre değil. Okulların sınıflarını, binaları kullanamıyoruz. Kullanamadığımız için engelli eğitimden yoksun. Bugün engelliler arasında okuma yazma oranı yüzde 7. Üniversitelilerin oranı yüzde 2. Hal böyle olunca istihdamda da engelli arkadaşlarımızı görmek çok zor.

‘YASALARA UYULMADI’
| Peki yasal düzenlemeler yeterli mi?

1990’lı yıllardan bu yana engellilerin hayata atılması, eğitimde, istihdamda ve sosyal hayatta fırsat eşitliği konusunda mücadele ettik. Zaman zaman kanun hükmünde kararnameler çıkarıldı. Yeterli miydi? Belki o zaman yeterliydi ama bugüne baktığımızda yeterli olmadığını gördük. Çalışmalar neticesinde 2005 yılında çıkarılan 5378 sayılı engelliler yasasının 2. ve 3. geçici maddesi şunu emrediyordu: “Ülkemizin tamamında 2005 yılı tarihi öncesinde yapılan yollar, kaldırımlar, toplu taşımalar, eğitim binaları, kamu binalarının tamamı engelliye göre onarılacak. Engellinin giriş çıkışına ve hayata katılması için gerekli düzenlemeler yapılmak zorunda.” 7 yıl süre konuldu. 2012 yılına geldiğimizde dağ fare doğurdu; 2005 yılı öncesi ve sonrasında inşa edilen yapıların engelliye uygun olmadığını herkes gördü. Sürenin bitimine 2 ay kala AKP’nin Adana ve Amasya milletvekillerinin önerisiyle bu yasa adeta rafa kaldırıldı. Yasa iptal edildi gibi bir şey... 3 yıl süre uzatıldı ama 4’üncü yılın içerisine girdik yine dağ fare doğurdu diyoruz, hiçbir sonuç alamadık.

‘KAMU BİNALARINA ERİŞİM YOK’
| Engelli kişilerin herkes gibi eşit koşullarda çalışma hayatına katılması için neler yapılmalı?

Çalışma yasasının ilgili maddeleri gereği kamu kurum ve kuruluşları yüzde 4, özel sektörde ise yüzde 3 oranında engelli çalıştırma zorunluluğu var. Kamuda şu an 22 bin engelli kadrosu açığı var. Özel sektörde yüzde 80 civarında kadro boşluğu var. Neden? Eğitim alamadığımız için ne iş yapacağımızı bilmiyoruz, yeteneğimiz yok. Birçok öğretmen veya okul “Mezun edelim gitsin” diyerek ilkokul seviyesinin bile çok altında olan arkadaşlarımıza lise diploması veriyor. Ama engelli arkadaşlarımız evinden çıkıp yine de işe gidemiyor. Çünkü kamuda çalışsa kamu binalarının içerisine erişim yok. Ne çalıştığı masanın başına ne yemekhaneye çıkabiliyor ne de tuvaleti kullanabiliyor. Yap dediğiniz zaman birçok devlet kurumlarında ilginç sözlerle karşılaşıyoruz.

‘ASANSÖR YOKSA İSTİFA ET’
Örneğin, Çanakkale’de Orman Bölge Müdürlüğü’nde çalışan bir mühendis kaza geçiriyor ve tekerlekli sandalyeye mahkum oluyor. “Binayı bana göre dizayn edin. Ben 3. katta çalışıyorum asansör yok, tuvalet yok. Yemekhaneye gideceğim asansör yok” diyor. Kendisine söylenen şu: “Napalım yoksa, istifa et.” Onu diyeceklerine, Orman Bakanlığı’na rapor yazıp “Böyle bir elemanımız var. Ancak bundan sonra yaşamını tekerlekli sandalyede yürütüyor. Binanın buna göre dizayn edilmesi için gerekli ödeneğin gönderilmesi talep ediyorum” demesi yeterli diye düşünüyoruz. Önemli olan onu iş edinmesi... Ama mühendis olması da, avukat olması da, doktor olması da bir şey ifade etmiyor. Çünkü engelli toplumun gözünde işe yaramayan sadece beslenen, sadece vicdanlarımızı rahatlattığımız, acıdığımız bir kesim olarak görülüyor.

‘İŞVERENLER KOTAYA KARŞI’
| Kamu ve özel sektörde engelli çalıştırma zorunluluğundan bahsettiniz. Ancak sadece 50 ve üzerindeki işyerleri bu kapsamda...

Çalışma yasasındaki kotanın kaldırılması için işverenler mücadele ediyor. Gerekçe ne? “Ben engelli çalıştıracak yer bulamıyorum. Engelliye göre binam uygun değil, engelli verimli değildir” diyor. Çok büyük cezaları var. Dolayısıyla bu yasanın kaldırılması için mücadele ettiler, biz örgütler olarak bastırdığımız için Meclis buna çok sıcak bakmıyor. Günün birinde inanıyorum bu yasa da lağvedilecek. Neden? Çünkü işlerlik kazanamıyor. Adam 50 kişi çalıştırıyorsa 49 kişiye düşürüyor, iki şirket kuruyor, işin kolayını buluyor. Bunu yapan oldukça çok.

‘ DEVLET GEREĞİNİ YAPMALI’
Biz kimsenin sadakasıyla değil kendi alınterimizle yaşam hakkımızı istiyoruz. Bu eğer olmuyor ise sosyal devlet engelliyi, birilerinin sadakasına muhtaç etmeden, birilerinin sızlayan vicdanı haline getirmeden gereğini yapmalı. Nedir bu gereği? 1976’da çıkarılan 2022 sayılı yasayla, çalışarak hayatını kazanamayan ya da iş bulamayan engellilere sosyal devlet 3 aydan 3 aya bir destek veriyordu. 13 Mart 2013 tarihinde bu yasa iptal edildi. Aile bireylerinin gelirleri gözönüne alınarak engellilere verilen sosyal devlet hakları iptal edildi. Kişiyi sen baz al. Benim gelirim varsa bana yardım yapma. Ama kardeşimden, anamdan, babamdan bana ne? Ben bireyim. Ben bireysem, siz de sosyal devletseniz beni bir başkasının sadakasına muhtaç etmeden yaşam hakkımı vermek zorundasınız. Siz beni eğitmediyseniz, siz bana iş bulmadıysanız devlet olarak bana bakmakla yükümlüsünüz. Değilseniz sosyal devlet ibaresini kaldırın, sadaka devleti deyin, biz de gidelim her bir köşede oturalım ve karnımızı doyuralım!

DOKTORLARA ‘RAPOR’ BASKISI
| Engelli raporlarına ilişkin ne tür sorunlar yaşanıyor?

Benim ayağım yok, protez. Ya da çocuk felçiyim. Ya da tekerlikli sandalye mahkumuyum. Kesinleşmiş artık düzelme şansım yok. Ayağım yerinden çıkmayacak, felçim de düzelmeyecek. Dünyada da yok bir örneği her seferinde benden rapor isteniyor. Aynı devletin a hastanesi bana yüzde 70 rapor veriyor, b hastanesi yüzde 30 rapor veriyor. Ne alaka şimdi ben bunu anlamıyorum, neye göre kriter? Buradaki amaç engelliye yapılan sosyal hizmetlerin engellenmesi... Bana göre bu bir tuzaktır. Hatta bu konuda birçok hastanenin yönetiminde bulunan doktor arkadaşların aynen ifadesi şu: “Kardeşim bize baskı geliyor, ‘Rapor vermeyin’ diye. Biz de yüzde 40’ın altında rapor veriyoruz.” Yüzde 40 rapor verse engelli bütün haklara sahip olacak.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.