Çipras, kangrenli kolu kesemedi

‘Bugün yapmaları gereken şeyi, yani kangrenli kolun kesilmesini, hastalık bünyeyi daha çok sardıktan sonra yapmak zorunda kalacaklar’ diyen Bartu Soral, bunun gerçekten üzücü ve zor bir durum olduğunu söyledi

Çipras, kangrenli kolu kesemedi
19 Temmuz 2015 Pazar 12:27

Ruhsar Şenoğlu / Söyleşi
Ekonomist Bartu Soral, üç yıl önce, 2012 yılı Mayıs-Temmuz aylarında Aydınlık’ta art arda yayımlanan yazılarında, o gün yine gündemde olan Yunanistan’ın borç krizini, AB’nin içinde bulunduğu krizi değerlendirmişti. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) eski Türkiye Müdürü Soral’ın yazılarını yeniden açıp okuduk, bugün aynen yayınlansa, değerinden bir şey kaybetmez! Soral, 6 Mayıs 2012 tarihinde yapılan Yunanistan seçimlerinden sonraki ilk yazısında da Haziran’da tekrar seçim olacağını, kemer sıkma programına karşı çıkan, para birliğinden de çıkarız diyen sol ittifak Syriza Partisi’nin yükseleceğini yazmıştı. Çünkü Almanya’nın dayattığı Ortodoks politikalar, içinde bulunulan ekonomik durumda tek kelimeyle “halkı fakirleştirme” programıydı... Bakalım Bartu Soral bugün neler söylüyor...

‘BİRAZ DAHA YOKSULLAŞACAKLAR’
- Yunanistan’ın geldiği durumu, yapılan anlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
BARTU SORAL: 2012 yılında kurtarma paketlerini yeni kurtarma paketi izleyecek demişim. Geçen Pazar günü üstünde anlaşılan da yeni bir paket. Ama yine sonuç getirmez. Çünkü paket yeniden üretmeyi, ekonomik kalkınmayı hedefleyen bir programı içermiyor. Dış açığını dengelemek için rekabetçi bir kur ve üretim mekanizmalarını devreye almak zorunda olan Yunanistan’a bu izni vermiyor. Zaten avro para birliğinde kalarak bunun gerçekleşmesi imkansız. 
Paketin hedefi; 1) sonuç olarak egemen güç olan finansal sermayenin devam etmesini istediği sistemi sürdürmek. 2) Alacakları mümkün olduğunca tahsil etmek. 
Dikkat buyurunuz paketin kapsamında “insan” yok. Beş yıldır uygulanan Ortodoks politikalar sonucu işçi, emekli, memur gibi dar ve orta gelirli sınıfların gelirleri eridi. İşsizlik oranları yüzde 30’ların üstüne çıktı. İnsanların gelecek, yaşlılık, zor günler için biriktirdiği paralar kullanıldı. 
Bu paket tekrardan üretimi, ekonomik kalkınmayı mı içeriyor? Krize kadar sürdürülen hatalı politikaların zararlarını finansal sermaye ile emekçi sınıflar arasında bölüşmeyi mi içeriyor? Hayır. Yeni pakette de kemer sıkma var. Zaten Ortodoks politika bu, dar ve orta gelirlinin gelirleri kısıtlanacak. Finansal sermaye alacağını tahsil edecek. Sadece bölüşüm yönü ile değil, ekonomik büyüme yönü ile de hiç bir ciddi öneri taşımıyor. Zaten avro para birliğinde kalınarak, tek merkez bankası ile yeniden rekabetçi duruma gelebilmek Yunanistan ve diğer zor durumda olan ülkeler açısından mümkün değil. 
Burada olan, Yunan halkının yüzde 60 oranında “yeter artık” diyen kısmına oldu. Zira bu paketle biraz daha yoksullaşacakları gibi işin daha vahim kısmı, iki-üç sene sonra da düzlüğe çıkamayacaklar. Ve bugün yapmaları gereken şeyi, yani kangrenli kolun kesilmesini, hastalık bünyeyi daha çok sardıktan sonra yapmak zorunda kalacaklar. Gerçekten üzücü, gerçekten zor bir durum. 

‘YUNANİSTAN BİRLİKTEN ÇIKARSA...’
- Yazılarınızda “Yunanistan para birliğinden çıkıyorum derse, bugün şahin olan Almanya, güvercine dönüşür. Çünkü bu çıkışın maliyeti AB’ye çok ağırdır” demiştiniz. Yunanistan yönetimi birlikten ayrılırsa AB yönetimi ne yapar?  
Maliyeti yüksek. Sistem Almanya ve onun etrafında vücut bulan finansal sermaye lehine çalışıyor. Bu sebeple “bu güç” sistemin devamını istiyor. Yunanistan’ın çıkışı diğer ülkelere de örnek teşkil edebilir. Portekiz ve İspanya da çıkabilir, sonrasında da para birliği dağılır. Ayrıca böyle bir olay gerçekleşmeden önce alacakların mümkün olduğunca tahsili hedefleniyor. Zira Yunanistan avrodan çıktıktan sonra borçları ödemiyorum restiyle gelebilir. Bu sebeple alacakların bir kısmından vazgeçip geri kalanın tahsil edilmesi finansal sermaye açısından tercih edilebilir bir durum. Onların da stratejisi bu.  Çipras baskıya direnemedi. Sisteme teslim oldu. Avrodan çıkışın zorluklarına katlanmaktansa statükonun zorluklarını tercih etti. Bunu daha yönetilebilir buldu. Bence siyaseten de bitti. Zira yüzde 60 oranında bir oyu arkasına almıştı. Yani sistemin üstüne yürüyebilir, resti çekebilirdi. Bakın bu paketten iki sene sonra bir referandum yapılsın sonuç yüzde 70 veya üstü çıkar. 

‘GEMİ SU ALIYOR DELİKLERE BAKAN YOK’
- Üç yıl önceki yazılarınızdan birinde, mali desteği “Batmakta olan gemiden su tahliyesine” benzetmiş ve şöyle demiştiniz: “Sorunu yaratan koşullar yerinde dururken, onlar değişmedikçe bu yapılan; su alan gemiden acil su tahliyesine benziyor.” Borcunu ödemesi için Yunanistan’a kredi açılması neyi çözer? 
Borcu ödemen için kredi açıyorum demiyor, halkın baskısını hafifletmen için sana bazı küçük desteklerde bulunuyorum. Sen yine ödeme yapmaya devam et diyor. 
Delik dediğim Yunanistan’ın rekabet gücünü kaybetmesi. Bakınız Avronun başlangıcı olan 1999’u 100 kabul ederek kimi ülkelerde yaşanan fiyat artışlarına bakalım: 1999 yılından 2011 yılına kadar Almanya’da kümülatif olarak fiyat artışı yüzde 22 olurken, bu oran Yunanistan’da yüzde 47, İspanya’da yüzde 41, Portekiz’de yüzde 36, İtalya’da yüzde 32 olmuş. Bir başka anlatımla rekabet ettikleri Almanya karşısında avroya girdiklerinden beri rekabet gücü kayıpları Yunanistan’da yüzde 25, İspanya’da yüzde 19, Portekiz’de yüzde 14, İtalya’da yüzde 10 olmuş. Bir örnek olarak, 1999 yılında Yunanistan ve Almanya’da üretilen bir sandalyenin maliyeti bir birine eşitse, örneğin 10 avroysa, 2011’de Yunanistan’da bir sandalyenin maliyeti 14,7 avro, Almanya’da ise 12,2 avroya ulaşmış. Şimdi söyleyin bakalım hangi ülkenin fiyatta rekabet gücü daha yüksek? Hangi ülkede üretilen sandalye tercih edilir? Tabi ki Almanya. İşte bunun sonucunda Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi ülkelerin dış ticaret açıkları her yıl büyürken, Almanya’nın dış ticaret fazlası her yıl artmış. 

‘İSPANYA DURDU MU FRANSA’YA BİLE SIÇRAR’
- Yunanistan’a sağlanacak bir geçici çözüm, AB’yi kurtarır mı? Öteden beri Güney Avrupa ülkeleri, özellikle de İtalya ve İspanya üzerinde duruyorsunuz. 2012’de bankalara 1 trilyon avro para enjekte edildiği halde söz konusu paranın ekonomiye girmediğini, yatırıma dönüşmediğini, çarkların dönmediğini yazdınız. Yine İtalyan ve İspanyol bankalarının 300 milyar avrodan fazla batık krediyi bilançolarında taşıdıklarını belirtmiştiniz. Hatta İspanya için “durumu en az Yunanistan kadar korkutucu, büyüklüğü ise onun üç katı” demiştiniz. Bugün söz konusu ülkeler ne halde? 
Şimdi işi komplike yapan durum bu. Avrupa bankalarının bilançolarına bakarsanız verdikleri kredilerin diğer Avrupa ülkelerine olduğunu görüyorsunuz. Yani zor durumda olan İspanyol bankaları yine zor durumda olan Yunanistan’a kredi vermiş. Yunanistan çıkıyorum avrodan, kredileri de gecikmeli ve kesintili ödüyorum dediği anda zar zor ayakta duran İspanya da durma noktasına gelecek. O durdu mu iş bırakın İtalya’yı, Fransa’ya bile sıçrar. Bu durumda bir tek Almanya mı tutacak sistemi ayakta? 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Pinatubo Volkani - 4 yıl önce
Dsp nin araç savurganlığı örneğin de,bir hafta servisle gid,sonrası bin makam araçları
na.Sonuç olarak enkaz edebiyatıyla yuttur yutturabildiğince.Bizden önce battı,bizmi kur
taracağız.Birazda biz saltanat sürelim.Sonrası Allah Kerim.Biz de vergi ile kaz gibi yolu
nmamıza rağmen,borçlar uzaya fırlıyor.