Almanya’yı ‘soykırım’ kararına götüren süreç

2000’li yılların başlarında Almanya’da yapılan sözde Ermeni soykırım etkinlikleriyle başladı Türkiye aleyhine işleyen süreç. Kısa sürede Alman Parlamentosu, 1915 olaylarından Osmanlı hükümetini sorumlu tutan kararı aldı.

Almanya’yı ‘soykırım’ kararına götüren süreç
29 Haziran 2016 Çarşamba 11:16

Ali Erdinç / General (E.)

2000 yılının kasımında ilk defa Almanya’da sözde Ermeni soykırım etkinlikleri düzenlenmesi kararlaştırılmış ve bu arada Alman Parlamentosu’nda soykırım kararı alınması amacıyla Ermeni Yazarlar Birliği onur üyesi, Ermenistan Koordinasyon Grubu yöneticisi ve Taner Akçam’ın hamisi Tessa Hoffman tarafından imza kampanyası başlatılmıştır.
16 Haziran 2005 tarihinde Alman Parlamentosu bugünkü karara giden yolu açan bir kararı kabul etmiştir. Bu karara göre özetle Alman Parlamentosu, 1915 olaylarında kendi rolüne de gönderme yaparak o dönemdeki Osmanlı hükümetini yaşanan olaylardan sorumlu tutmuştur. Almanya’nın müttefik olarak tarihi hadiselerdeki rolüne dikkat çekilen bu önergede pek çok tarihçi, parlamento ve uluslararası kuruluşun Ermenilerin tehcir ve yok edilmesini kabul ettiklerine de vurgu yapılmıştır.
Takip eden yıllarda ilk defa geçen yıl Papa 24 Nisan dolayısıyla yaptığı konuşmada 1915 olaylarını soykırım olarak nitelemiş ve Almanya Federal Meclisi’nde “Ermeni soykırımı” ifadesi ilk olarak geçen yıl 1915’in 100. yıldönümü dolayısıyla yapılan anmada açık biçimde kullanılmıştır. Gerek Meclis Başkanı Norbert Lammert, gerek Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, İttihat ve Terakki yönetiminin 1915’te başlattığı tehciri ‘soykırım’ diye nitelemişlerdir.Bu arada Türkiye’yi suçlayan Almanya’nın 1904-1911 yıllarında Namibya’da yaptığı Namama ve Herero soykırımı 1948’de kabul edilmiştir ve geriye doğru işlemez gerekçesi ile parlamentosunda gündeme almaması dikkat çekicidir.

2000’Lİ YILLARDAN SONRA
Siyasi alanda bu gelişmeler yaşanırken Almanya’da özellikle 2000’li yıllardan itibaren kaleme alınan ve Ermeni tezlerini destekleyen kitaplarda Türkiye ve Türkler “Ermeni soykırımı”na ilave olarak Anadolu ve Pontus Rum ile Süryani soykırımları ve etnik temizlik yapmakla suçlanmıştır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ile kurucusu olan Ulu Önder Atatürk, Naziler ve Hitler ile aynı kapsamda değerlendirilerek Atatürk’ün Hitlerin hocası ve 1923-1945 arasında görev yapan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin ise Nazilerle işbirliği yapan hükümetler olduğu iddia edilmiştir. Yine aynı kitaplarda Nazi soykırımının nedeni ve gerekçesi olarak sözde Ermeni soykırımı gösterildi. Hatta bu konu o kadar abartıldı ki Nazilerin Auswitz gibi toplama kamplarını açma ve işletme yöntemlerini Ermeni tehciri sırsında Suriye ve Mezopotamya’da açılan kamplardan esinlenerek uyguladıkları iddia edildi. Buna örnek olarak da 1940-1943 yılları arasında Auswitz kamp komutanlığı yapan ve burada bir milyon Yahudi’nin gaz odaları ve fırınlarda yok edilmesine neden olan Rudolf Hœss isimli Alman subayının Osmanlı ordusunda ve Suriye cephesinde görev yaptığı sırada buradaki kamplardan aldığı gözlemlere dayanak benzer yöntemleri uyguladığı iddia edildi. Aslında toplama kampları açma ve işletme yöntemi bir Alman klasiğidir.
İkinci Dünya savaşı sırasında açılan Nazi toplama kamplarının atası ve ilki yine Almanlara aittir. Afrika’da, Namibya’da 1904 -1911 yılları arasında Namama ve Hererolara soykırımı sırasında 80 bin kişi hayatını işkence ve zulüm altında bu kamplarda kaybetti. Hatta bu kamplar Auswitz Kampı’nda yapılanlar gibi insanlar üzerinde yapılan tıbbi deney ve araştırmalara sahne oldu. Yahudi holokostu sırasında canlı çocuklar üzerinde tıbbi araştırmalar yapan ünlü Nazi doktor Mengele’nin hocası olan diğer bir ırkçı doktor Eugen Ficher, aynı ve benzer antropolojik araştırmaları burada yaptı. Bu adam 400’den fazla kafatasını Almanya’ya yanında götürerek çalışmalarına devam etti ve “İnsan kalıtım öğretimi ve ırk hijyeni”adlı kitabını yazdı.
Ermeni terörü ve sorunu ile Türkiye’nin planlı mücadelesi 1984 yılında itibaren başlamıştır. Bu tarihten itibaren Türkiye’nin uluslararası alanda kazandığı en önemli başarı Perinçek davasıdır. Aslında bu dava ve sonuçları yürütülecek mücadele için bir milat ve yeni bir başlangıçtır. Pasif mücadele dönemi sona ermiştir. Artık harekete geçme ve proaktif mücadeleye başlama zamanıdır. Zira bu arada boş geçen 65 yıl içerisinde karşı taraf kendi tezleri ve görüşlerini dünya kamuoyunda kabul ettirmek üzere yoğun bir kampanya yürütmüş ve bu konudaki yüzlerce kitap ve propaganda malzemesini dünya kamuoyunun dikkati ve bilgisine sunmuştur. Bu hususta uluslararası alanda çalışmaların süratle artırılması, yabancı yazar ve akademisyenlere Türk tezlerini desteklemek üzere her türlü imkânların sağlanması şarttır.
Ermeni sorunu üzerinde çalışma yapan özel ve resmi kurumların belirli koordinasyon ve işbirliği merkezi altında toplanması ve güç birliği yapılması elzemdir. Bu işbirliğine yurt dışında bu amaçla teşkilatlanan kurumlar ve hatta dost ve kardeş ülkeler de dahil edilmeli, ayrıca diğer yabancı ülkelerde de benzer teşkilatlar oluşturulmalıdır.
Bu kararla birlikte Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımı ile ilgili mücadele stratejisini ve hatta Genel Güvenlik stratejisini yeniden gözden geçirmesi bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Zira aslında bu karar sözde Ermeni soykırımının ötesinde büyük bir planın parçası olarak mütalaa edilmeli ve gün geçtikçe maksatlı çevrelerce her fırsatta ortaya konulan, Türkiye’nin ulusal bütünlüğü ve üniter yapısına yönelik bu tür adımlara karşı gerekli tedbirler alınmalıdır.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.