Direnişin tekniği


Yavuz Alogan

Yavuz Alogan

Okunma 23 Ağustos 2016, 09:20

15 Temmuz gecesi, CHP tabanı dahil solcular ve bütün sosyalistler sokaklarda yaşanan bir direniş gecesini belki de ilk kez evlerinde, televizyon başında geçirdiler. Ben de onlardan biriyim. Doğrusunu söylemek gerekirse, sokağa çıkmak aklımın ucundan bile geçmedi. Sol partilerin hiçbirinden kendi tabanlarına yönelik bu yönde bir çağrı da gelmedi.
Her sivil direnişin kendine özgü bir tekniği vardır. Kitlesel direnişler tamamen kendiliğinden olmaz; asgari düzeyde de olsa daima bir örgütlenme ve hazırlık evresi vardır. Bu özelliği, AKP’li kadroların, büyük şehir belediyesi işçilerinin, İHH türünden örgütlerin FETÖ darbesine karşı başarılı direnişinde gayet açık biçimde görüyoruz.
TRT’nin yaptığı direniş belgeseli, özellikle de Tvnet.’in “Direnişten Dirilişe” adlı programı, 15 Temmuz direnişinin tekniğini gösteriyor. Tanıkların değişmez ifadesi şöyle: Televizyondan duydum; sonra telefon ettim (ya da telefon geldi); bize “şurada toplanın” denildi; namaz kıldım, ailemle helalleştim ve söylenen yere gittim.
İstanbul’da insanlar, Erdoğan’ın “meydanlarda toplanın” çağrısından önce, orantılı biçimde dağıtılarak, Köprü’de, Üsküdar’da, Kısıklı’da, Vatan Caddesi’nde, Saraçhane’de (Büyükşehir Belediyesi) aşağı yukarı aynı saatlerde toplandılar. Görev dağılımı ve tatbikatı önceden yapılmış bir harekât gibi...

ESAS DİRENİŞ NOKTASI
Belirleyici direnişin Vatan Caddesi’ndeki emniyet binasının önünde olduğu anlaşılıyor. İHH Başkanı Bülent Yıldırım buradaki direnişi organize ediyor. Görüntülü bir mesaj hazırlıyor: “Bu darbeyi durduracağız, herkes Vatan’a gelsin.” Mesaj cep telefonları ve sosyal medyayla yayılıyor. Bosna’dan Çeçenistan’a kadar her yerde faaliyet gösterdiğine bakılırsa, kendisi silahlı çatışma tecrübesine sahip bir “mücahit.” Durumu şöyle açıklıyor: “Emniyeti vursalardı, polis başka yerlere müdahale edemeyecek ve darbe başarıya ulaşacaktı.” Çok doğru! “Vakıf Gureba’nın yan tarafına” helikopterler indiğinde komutayı ele alıyor: “O zaman polislere dedik ki, gidip onları durdurun.” Polisin fiilen bu noktada çatışmaya girdiği anlaşılıyor. Daha önce polisin genellikle asker ile kendi arasına direnişçileri yerleştirdiği, askerle doğrudan çatışmaya girmediği görülüyor (çatışmanın yayılmaması için akıllıca bir taktik). Fakat Vatan Caddesi’nde durum değişiyor.
Bir tanık şöyle diyor: “Nevzat Çiçek [gazeteci], trafiği durdurdu, belediye araçlarıyla çaprazlama yolu kapattı” (belediye araçları hareket halinde!). FETÖ’cü olduğu için görevden alınan ve olay sırasında sağa sola ateş eden polis şefi Mithat Aynacı’nın içinde bulunduğu tank ele geçiriliyor ve saat 01.30’da diğer tanklar bölgeden çekiliyor. Aynı örgütlü kitle oradan Saraçhane’ye geçerek başarılı direnişi sürdürüyor. Tanıklardan biri şöyle diyor: “Şehadetin ne olduğunu, direnişin ne olduğunu tüm dünyaya göstermiş olduk.” Sivillerin silah kullanmamaları bile başlı başına bir disiplin göstergesidir. Önceden hazırlanmış sağlam bir örgütlenme ve disiplin görüyoruz.
Bu aşamada cüppeli sarıklı ahali ortalarda görünmüyor. Onlar çatışma bittikten sonra, “Demokrasi nöbeti” tutmak için tekbir getirip göbeklerini çıkararak uygun adım meydanlara yürüyorlar.
Ankara’da da benzer bir kitle hareketi var, fakat İstanbul’daki kadar örgütlü değil. Polis, TRT binası ve sivilleri içeri soktuğu Genel Kurmay binası ve çevresi dışında çatışmaya mesafeli duruyor. Darbeci alçakların Saray’ın önünde toplanan sıradan insanlara helikopterden ateş açmaları panik yaratıyor.

SON TAHLİLDE...
Konda’nın, 26 Temmuz gecesi 1875 kişiyle yaptığı yüz yüze görüşmeye göre, katılımcıların yüzde 27’si (büyük oran!) Erdoğan’ın çağrısından önce sokağa çıkıyor; yüzde 84.1’i ilk seçimlerde AKP’ye oy vereceğini söylüyor; yüzde 44’ü bir siyasi partiye üye, yüzde 19’u sivil toplum kuruluşu üyesi.
Son tahlilde, elbette kışlalardaki yurtsever subayların direnişi belirleyici oldu. Ancak AKP’nin gerektiğinde farklı amaçlarla kullanılabilecek, hareket halinde işlevsel olabilen bir militan güce sahip olduğunu iyice anlamak gelecek açısından önemlidir. Öte yanda, bir bütün olarak TSK’nin ideolojik ve siyasi (evet, ideolojik ve siyasi!) yapısına ilişkin, geçmişten gelen varsayımlarımızı gözden geçirmemiz gerekir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.