Türk- Sovyet dostluğunun unutulmaz yardımlaşması

Sert geçen 1921-1922 yılı kışında, Rusya’da insanlar açlıktan ölürken sıkıntı içindeki Türkiye, dostluk elini uzattı ve buğdayını komşusuyla paylaştı.

Türk- Sovyet dostluğunun unutulmaz yardımlaşması
10 Temmuz 2016 Pazar 09:58

Ercan Dolapçı

Türk - Sovyet (Rusya) dostluğu zor günlerin komşuluğudur. Kurtuluş Savaşı yıllarında, biz onlardan silah, onlar da bizden buğday aldı. Sert geçen 1921-1922 yılı kışında, Rusya’da insanlar açlıktan ölürken sıkıntı içindeki Türkiye, dostluk elini uzattı ve buğdayını komşusuyla paylaştı. İç savaş içinde kıvranan Sovyetler Birliği, Sakarya Savaşı sonrası Ankara hükümetine elçisini gönderdi. Siyasi olarak tanıdı. Büyük Zafer öncesi de Ankara Hükümetine silah, cephane gönderdi, altın yardımında bulundu. Böylesine tarihi ve derin dostluk bağlarımız bulunan Rusya ile, uçak krizi ile bozulan ilişkilerin onarılması yüreklere su serpiyor. Eski dostluğun görkemini hatırlatıyor. Nazım’ın yaşadığı Rusya’daki açlık 1921 yılında Sovyet Rusya’ya arkadaşı Vâlâ Nureddin ile giden Nazım Hikmet, orada iç savaşın da verdiği büyük sıkıntıları yaşar. Acıları dizelerine döker.

BİR NESİLDE KURTULDULAR
Vâlâ Nureddin, anılarında Rusya’daki 1921-1922 kışındaki açlığı şöyle anlatır: “Rus iklimini devre devre kasıp kavuran bir kuraklık, inkılâbı baltalamak ister gibi, o yıl ortalığı kaplamıştı. Toprak dört parmak genişliğinde çatlaklar halindeydi. Bütün dünyayı ilgilendiren bir konuydu bu. Rusya’da 30 milyon insanın aç kalıp ağaç kabuklarını kemirmesi, kökleri, köpekleri, kedileri yemesi, derileri, köseleleri gevelemesi yakın tarihin feci olaylarından birini teşkil ediyordu. Ve açlar, evlerini, köylerini bırakmış, 10 binlik, 100 binlik sürüler halinde şehirlere doğru yaya akıyorlardı. Şehirlerin hali de berbattı ya... En şaştığım şeylerden biri, Sovyetler’in, o hazin durumdan bir nesil içinde kurtularak 20. yüzyıl medeniyetinde başa güreşen bir dev devlet olabilmesidir. Trenimiz istasyondan birinde durmuştu. Oluk oluk akıp gelen açlar, insanlıktan çıkmış manzaralarıyla, şişmiş karınları, yuvalarından uğramış gözleri, soluk benizleriyle, pıllım pıllım kılık kıyafetleriyle parmaklıklara dayanmış bizi seyrediyorlardı. Kafkasya’dan getirilmiş karpuzlarını yiyenler kabukları platforma fırlattıkça açlar sürü halinde koşuşuyor, aralarında savaşıp kabuğu kapmak, yemek istiyorlardı. Onlar birbirlerini tanımıyorlardı. Tabii bizleri de tanımıyorlardı. Fakat aç olanları ayrı bir millet, kendi seviyelerinde insanlar sayıyorlardı. Açlık, zihniyetlerini öyle hırpalamış, öyle yormuştu.

OTUZ MİLYON AÇ BİZİM
“Birbirlerinin lokmasını kapmak hakkını kendilerinde buluyorlardı. Ama biz terene binmiş toklar, nazarlarında bambaşka bir sınıftık. Bize saldırmak hakkını kendilerinde bulmuyorlardı. Oysa içeri bir hürya etseler, Ahmet Cevat’ın ambalajında bir tek şeker kalmaz. Heybeler, torbalar, gözle kaş arasında yok olur. Ömür boyu gördüğüm manzaraların en korkuncuydu belki de bu... Bu manzara Nazım’ı da dehşete salmıştı.
Meşhur açlar şiiri sonradan bu etki ile yazılmıştır. (Vâlâ Nureddin, Bu Dünyadan Nâzım Geçti, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1965, s.286-287.) Nazım’ın ‘açlar’ şiiri Bolşevik devrimini merak ederek Rusya’ya giden ve burada çok şeyler öğrenen büyük şairimiz Nazım Hikmet o acıları ‘Açların gözbebekleri’ isimli şiiriyle dizelere döker.

VE ATATÜRK’ÜN TELGRAFI GELİR
Atatürk’ün yardım telgrafı İşte bu sıkıntılı günlerde Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından, 3 Eylül 1921 günü Moskova’daki Büyükelçiliğimize Mustafa Kemal Paşa’nın, buğday yardımına ilişkin emirleri iletilir: “Memleket dahilinde mevcut olan bütün zahire depolarından yüzde kırkı milli müdafaa ihtiyaçlarına sarf edilmek üzere hükümet tarafından alınacaktır.
Rusya’daki açlığı hafifletmeye medar olur ümidiyle, hükümet, Karadeniz sahillerinde bu suretle elde edeceği hububatı Rus milletine hediye etmeye karar vermiştir.”

LENİN’E MEKTUP
Mustafa Kemal Paşa, Lenin’e 26 Nisan 1920 tarihli gönderdiği mektubunda, “Evvela, milli topraklarımızı işgal altında bulunduran emperyalist kuvvetleri kovmak ve gelecekte emperyalizm aleyhine vuku bulacak ortak mücadelelerimiz için dahili kuvvetlerimizi şekillendirmek üzere, şimdilik ilk taksit olarak beş milyon altının ve kararlaştırılacak miktarda cephane ve diğer fenni harp vasıtaları ve sıhhi malzemenin ve yalnız Doğu’da harekât icra edecek olan kuvvetler için erzakın, Rus Sovyetler Cumhuriyeti’nce temini rica olunur. Üstün ihtiramlarımızın ve samimi hissiyatımızın kabulünü rica eyleriz” der.

SOVYET YARDIMINDA NELER VARDI?
Sovyet resmi verilerine göre 1920 tarihli mutabakatlar uyarınca ve 16 Mart 1921 tarihli Antlaşması’nın gereği olarak 1920-1922 yıllarında Rusya’nın Novorossiysk, Tuapse ve Batumi limanlarından Türkiye’ye 39.000 tüfek, 327 makinalı tüfek, 54 top, 63 milyon fişek, 147.000 top mermisi vs., Türkiye’nin doğu sınırlarından ise, 1918 yılında eski Rus Ordusunun bıraktığı askeri malzeme sevkedilmiştir. 1921 yılında “Jivoy” ve “Jutkiy” adlı iki avcı botu hibe edilmiştir. Sovyet Hükümeti, Ankara’daki iki barut fabrikasının kurulmasında yardımcı olup fişek fabrikası için gerekli teçhizat ve hammadde sağlamıştır. Silah ve para yardımı Bunun yanı sıra 1920 yılında Müsteşar Y.Y. Umpal-Angarskiy başkanlığındaki Sovyet diplomatik misyonu, Moskova görüşmeleri sırasında Türk tarafına vaadedilen 200,6 kilo külçe altın TBMM temsilcilerine teslim etmiştir. M.V. Frunze, kimsesiz gazi çocukları için bir yetimhanenin kurulması amacıyla Trabzon’da Türk makamlarına 100.000 altın Ruble vermiştir. S.İ. Aralov, Nisan 1922’de seyyar basımevi ve sinema teçhizatının alınması için Türk ordusuna 20.000 lira hibe etmiştir. Aynı zamanda birkaç parti silah da teslim edilmiştir. 3 Mayıs 1922 tarihinde Sovyet Rusya’nın Ankara Temsilcisi S.İ. Aralov, 1921 Antlaşması’nın imzalanması sırasında vaadedilen 10 milyon altın Ruble tutarının son dilimi olan 3,5 milyon altın Ruble’yi Türk Hükümetine teslim etmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.