Müzisyen çoban Dafnis

Baştanrı Zeus’un postacısı tanrı Hermes’le birsüre birlikte yaşayan güzel perikızı Oreas, nur topu gibi bir oğlan çocuğu getirdi düyaya ve ona Dafnis adını verdi.

Müzisyen çoban Dafnis
05 Haziran 2016 Pazar 11:17

Yaşar Atan
[email protected]

Baştanrı Zeus’un postacısı tanrı Hermes’le birsüre birlikte yaşayan güzel perikızı Oreas, nur topu gibi bir oğlan çocuğu getirdi düyaya ve ona Dafnis adını verdi... Ne var ki bir tanrıdan çocuk edinmenin verdiği o ezici duygu ve çevre baskısıyla perikızı Oreas; içi yana yana bir ormana bıraktı bebeğini... Yöredeki çobanlar da bu güzel bebeği bulduklarında, onu öz oğulları gibi bağırlarına bastılar hemen ve “al bebek gül bebek” büyüttüler. Artık çobanlarn yanlarından hiç ayırmadıkları Dafnis; biraz daha serpilip gelişince, koyun keçi sürülerini tek başına otlatmaya başladı.
Bu arada tanrıça Artemis, ormanda avcılık üzerine dersler verdi iyi yürekli Dafnis’e. Çobanların tanrısı keçi ayaklı Pan, flüt çalmasını; tanrı Apollon ve teyzeleri olan öteki perikızları da şiir düzmenin, lir çalmanın inceliklerini öğrettiler...
Çoban Dafnis; keçi ve koyunlardan oluşan kendi sürüsüyle birlikte, güneş tanrısı Helyos’un inek sürüsünü de otlatıyordu severek. Çünkü güneş; en sevdiği, hiç ayrılamadığı bir varlıktı onun için...

YIRTICI HAYVANLAR DA DİNLERDİ ONUN EZGİLERİNİ...
Dafnis sık sık güneşin ışıklarıyla oynaşır, onlarla şekillendirirdi yaşadığı dünyayı. O yüzden sürülerini otlatırken günışığının tetiklediği coşkuyla kavalını çaldığında yada içinden gürleyip gürleyip gelen şiirlerini, tanrı armağanı flütü eşliğinde ezgilere dönüştürdüğünde, çevredeki yırtıcı hayvanlar bile hemen ona kulak kesilir, apar topar gelip onun çevresine doluşurlardı. Hepsi de can kulağıyla dinlemeye başlardı onun ezgilerini...
Üstelik hem yakışıklılığı, hem de coşkulu şiirlerinin ve ezgilerinin büyüsüyle, gençkızların ve perikızlarının gönlünde, de, her geçen gün daha fazla yer etmeye başladı...
Ne var ki çoban Dafnis; gönlünü çelmek isteyen, ona yaklaşan hiçbir gençkıza fazla yüz gönül vermiyordu! Çünkü bakir tanrıça Artemis’in ona aşıladığı bakir kalma tutkusunu, kendi günlük yaşamında da aynen uyguluyordu. Doğanın ve günışığının doyumsuzluğunu şiirlerine ve ezgilerine nakışlamak, onun yaşamının tek amacı gibiydi. Bu yüzden zamanının büyük kısmını, kırlarda ormanlarda sürüleriyle ve flütüyle başbaşa kalarak geçiren müzisyen çoban Dafnis’in bu mutluluğu, ne yazık ki pek uzun sürmedi... Aşk tanrıçası Afrodit; onun tanrıça Artemis’in etkisiyle kendini kadınlardan uzak tutmasına çok içerledi. Hele hele evren güzeli bir aşk tanrıçası olarak kendisini hiç umursamaması da haliyle çok ağırına gidiyor; kıskançlığı ve öfkesi her gün daha da şahlanıyordu. Sonunda tanrıça Afrodit; Nomia adlı güzel bir çoban kızına deli divane tutulması için, Eros aracılığıyla aşk okları saldı müzisyen Dafnis’in o katışıksız yüreğine. Çok geçmeden de güzel Nomia ile Dafnis; dağlarda, bayırlarda aşk dolu coşkulu günler yaşamaya başladılar. Dafnis öylesine mutluydu ki, bir başka kadına yüz gönül vermeyeceği konusunda sevgilisi Nomia’ya söz verdi. Hem de cehennemin Stiks ırmağı üstüne ant içerekten!..

ELİ ÇİÇEKLİ DAFNİS VE SEVGİLİSİ.
İşte böyle sırılsıklam aşk içinde yaşayan ozan ve çoban Dafnis; sevgilisi Nomia üstüne coşkulu ezgiler dillendiriyordu durmadan; yeni yeni şiirler üretiyordu. Ama birsüre sonra tanrıça Afrodit; bu kez bir perikızına tutulması için Eros aracılığıyla yeniden aşk okları saldı ozan Dafnis’in yüreğine!.. Hem de en yakıcı oklardan!

ONUN ÖLÜMÜNE HAYVANLAR BİLE AĞLADI...
Bu yüzden de Dafnis; haliyle sevgilisi Nomia’dan gün gün uzaklaşmaya, bir başka perikızıyla düşüp kalkmaya başladı. Olup bitenleri öğrenen Nomia da, sözünü tutmayan çoban Dafnis’in gözlerini kör etti!..
- Aşk okları salan yaramaz Eros.
Artık hem çok sevdiği günışığını ve sürülerini gözleriyle görememenin acısı, hem de ilk sevgilisine verdiği sözü tutamamanın ezikliği; ona yepyeni buruk şiirler, yanık yanık ezgiler esinliyordu. Bu yolla ürettiği şiirler de dilden dile dolaşıyordu... Ne var ki yitirdiği sevgilisinin ve gözlerinin yokluğuna daha fazla dayanamadığı birgün, yakınındaki bir dağın doruğuna tırmandı. Oradan da önüne çıkan büyük bir uçuruma bırakıverdi kendini!...
Bu olaydan sonra birçok ozan, özellikle Teokritos ve Vergillius; kavalıyla sürüleri bile büyüleyen Dafnis üstüne şiirler yazdılar. Bu tür çoban ve doğa şiirlerine de, onların ilk yaratıcısı olarak Dafnis’in adını verdiler. Örneğin Dafnis’in canına kıydığı günü dillendiren bir şiirinde;
“Bir tek çoban bile o acı günlerde,
Sürmedi boğalarını ırmaklara!
(...) Ey Dafnis, inledi o gün senin ölümüne
Afrika’daki aslanlar bile!”
diyordu Vergillius...

BABASI ONU GÖKYÜZÜNDE BİR YILDIZA DÖNÜŞTÜRDÜ
Dafnis’in Olimpos’taki babası tanrı Hermes de, oğlunun ölümüne çok üzüldü haliyle. Ve onu istediği zaman görebilmek için gökyüzünde parlak bir yıldıza dönüştürdü. Sonra da onun kendini parçaladığı uçurumun yakınındaki kayalıklara, bir pınar yerleştirdi. Sırf oğlunun anısına bu pınar hep aksın; akarken de şiirlerini, ezgilerini mırıldansın diye...
Binyıllar süresince Sicilya’daki bütün sürüler ve doğa âşıkları, zaman zaman bu çoban çeşmesinden kana kana su içtiler.
Ozanlar ve sanatçılar da oraya gidip susuzluklarını giderdiler; çeşmenin yanında uzun uzun oturup dinlendiler. Ve çeşmeden akan suyun söylediklerini de, şiirlerinde, yontularında, resimlerinde, binyıllardır hep dillendiregeldiler...

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.