Kadın şiddetin tam da odağında

Kadın ve erkek... Her iki cins, sanatta, sporda, siyasette yaşamın her alanında eşit olduğu sürece toplumsal olarak çağdaşız. Cumhuriyet kültüründen uzaklaşıp muhafazakarlaşan Türkiye’de, kadın ikincilleştiriliyor. Ekonomik, psikolojik ve cinsel şiddette maruz kalıyor

Kadın şiddetin tam da odağında
14 Şubat 2016 Pazar 14:53

Özlem Konur Usta
Özgecan’ımızı yitireli tam bir yıl oldu. 2015 yılında 276 Özgecan daha yitirdik. Pekçoğu gazetelerin üçüncü sayfalarından sessizce geçip gitti. Üniversiteli bir genç kızın İstanbul’un göbeğinde Bağdat Caddesi’nde tecavüze uğraması, ardından yaşanan tartışmalar canımızı bir kere daha yaktı. Bu hafta, toplumsal, hukuksal ve psikolojik boyutlarıyla cinsel saldırıları konu aldık. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü’yle yaşanan tartışmayı ve kadın erkek eşitliği için atılması gereken adımları konuştuk. Av. Hülya Gülbahar, hukuksal ve toplumsal boyutunu anlattı. Uzman psikolog Nesli Albayrak Zağlı ise, cinsel saldırıların psikolojik temelini ele aldı.



| İki hafta önce Bağdat Caddesi’nde üniversiteli bir genç kız tecavüze uğradı. Bu olayı ilk duyduğunuzda ne hissettiniz?
Canan Güllü: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’nun kadını şiddetin odağına koymayın sözünü bir kere daha hatırladım. Tıpkı Özgecan olayında olduğu gibi, toplumda kadına yönelik şiddetin belli bölgelere özgü olduğu tereddütü varken şiddetin aslında ne kadar yakın olduğu kanaati oluştu.

| Ya sonra yaşanan tartışmalar? Gecenin yarısı orada ne işi vardı diyenler oldu...
C.G: Bu söylemleri duymak bile insanın canını acıtıyor. Erkek ve kadın eşittir diyoruz. Anayasamız bunu kabul ediyor. Bu eşitliğin eksik olan yerlerinde de 10. maddeyle pozitif ayrımcılığı getiriyor. O halde tecavüzü hayata geçiren failin evli ve iki çocuklu olduğu halde o saatte sokakta ne işi vardı diye sorsam ne hissedersiniz?

| Kadın evde kalsa saldırıdan korunmuş oluyor mu?
C.G: Kadını eve hapsetmek ya da kadını evde koruma altına almaya kalkışmaya hakkımız var mı? Her şeyden önce kadın korunacak bir varlık değil. Hükümetin yapabileceği, o insanın o saatte evine güvenli bir şekilde ulaşmasını sağlamak. İngiltere’de gece parkta tacize uğramış bir genç kız için hakimin verdiği ceza 7 yıl 7 aydır. Hakim 7 yıl cezayı, o vatandaşın parkta yürüme özgürlüğünü elinden aldı diye, 7 ayı ise tacizde bulundu diye veriyor. Bunu düşündüğümüzde olayın “o saatte sokakta ne işin vardı?” cümlesine indirgenmesi gelişmemişlik endeksi.

| İstanbul’un göbeğinde gece elimizi kolumuzu sallayarak dolaşabildiğimiz bir yerde bunu yaşadık. Daha içe kapalı toplumlarda durum ne?
C.G: Her yerde böyle. Bağdat Caddesi’ndeki de vücudunun her yeri kapalı olan kadın da beşikteki bebek de tacizi yaşıyor. Ensest ve tecavüz son yıllarda daha fazla arttı. Bu sadece Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın söylediği gibi “görünür hale gelmesi”yle ilgili değil. Bacağı görünüyor diye annesinden tahrik olan nesiller yetiştirdik. Mini etek giydiğinizde tecavüze uğrarsınız diyen bir ilahiyat profesörü gördük. Kırmızı rujlarımızdan tahrik oldular. Kadınların olduğu her yerde zihniyet değişmediği sürece bu tür cinsel saldırılar gelecektir.
Bunun toplumun yapısıyla özgürlüklere erişebilme durumuyla ilgisi var. Özellikle büyük şehirlerde kadın, ekonomik koşullar gereği çalışma hayatına girmek zorunda. Çalışma hayatına giren kadının yaşamında giyim tarzından düşünce yapısına kadar mutlaka değişiklikler oluyor. Geri kalmış ve kendini yenileyememiş zihniyet ise kadını ikincil görüyor. Dolayısıyla da kadına dokunmayı kendine hak görüyor. Çocukluğunda, müdahale edilmediği, eğitim almadığı için o geri yapıyı geleceğe taşıyor. Buradaki sorun kadında değil. Biz geri düşünceyi eğitimediğimiz ve dönüştüremediğimiz için sorun yaşıyoruz. Gazete başlıklarına bakın, kadının cinselliği önplana çıkarılıyor. Dizilerde de öyle, tecavüz edildi, darp edildi, silahla vuruldu... Eril zihniyet güçlenirken kadın hep ikincil planda. Kadın güçlenmeye çalıştıkça darbe yiyor.

| Burada Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın rolü ne?
C.G: Bu aslında kadın bakanlığı değil miydi? Kadını getirdik aile bakanlığının içinde engellilerin, yaşlıların en sonuna oturttuk. Sonra kadın korunması gereken bir varlık gibi öldürülürken aklımıza geldi. Hatta öyle ki, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı kadını şiddet odağında görmeyin diyor. Hadi ben görmeyeyim. Sadece 2015 yılında 276 kadın sevdikleri insanlar tarafından öldürüldü. Buna sevdi de okşadı mı diyeceğiz.

DEVLET KORUYACAK
Kadının çağdaşlaşma mücadelesini ona layık görmeyen zihniyet ortalarda dolaşıyor. Ben gece 3’te eğlenceye de giderim, işe de giderim, hastaneye de giderim. Burada hükümetin görevi ne? O sokakların güvenceli olması. Bağırdığımız anda yetişebilecek bir mekanizmaya ihtiyaç var. Biz çocukken bekçiler vardı. Sonra bekçilerin yerini polisler aldı. Şimdi kamera sistemleri var deniyor. O zaman o sistemin sürekli takip edilmesi gerek. Ama en önemlisi zihniyeti değiştirmek. Kadına benimdir her şeyi yaparım düşüncesi değişecek. Bunu yapıyorsa cezasını alacak ki örnek teşkil etsin. Özgecan’dan sonra bir sürü davada tahrik indirimleri, ceza indirimleri yapıldı. Rızası var denildi. Yargıtay’dan bile bu davalar cezası indirime uğrayarak çıktı. 16 yaşındaki bir kızın nasıl rızası olabilir. Diyelim ki rızası vardı. Siz devlet olarak diyecesiniz ki, “BM’nin yasasına göre 1 ila 18 yaşındakiler çocuktur. Bu nedenle de bu tecavüzdür”. Koruyacaksınız. 35 kişi birden tecavüz ediyor nasıl rıza olabilir?

| Denildi ki, “Kadınlar, erkekleri kudurtacak giyisiler giydiği için tecavüzler arttı”...
C.G: Dünyanın birçok ülkesine gittim. Cinsel saldırılar her yerde var. 2002’den beri cinsel saldırılardaki bu artışı nasıl yorumlayacağız. Dini uygulamadığımız için bunlar başımıza geldi diyor bir kesim. Bu çok yanlış. Dinen önemli olan iyi ahlaklı insan olmak. Biz soygunların, rüşvetin, şiddetin ayyuka çıktığı bir ülkede yaşıyoruz. Adalet kavramının zihinlerde yeri olmayan bir sürecin içindeyiz. Her şeyi bir kenara koyalım. Biz Türkiye’de ve dünyada kadın olmanın zor olduğunu biliyoruz. Bu zorluğun üstesinden eşitlik kavramını benimseyerek gelebiliriz. Ben istemediğim sürece evliysem de bekarsam da yapılan taciz ve tecavüzdür. Hele sokaktan geçerken canı çekmiş, şeytana uymuş... Bunlar için kat be kat suçtur. Bunu zihinlere yerleştirmeliyiz.

| İktidar, önlem almakta neden bu kadar yavaş?
C.G: Aslına bakarsanız 2002’den 2007’ye kadar Avrupa Birliği’ne uyum için de olsa iyileştirme anlamında birçok adımlar atmış bir hükümetimiz var. 2007’den sonra kadını ikincilleştiren bir söyleme girdiler. Kuran’da yazan ritüeller önem kazandı. Kadının erkeğini memnun etmesi gerektiği, erkeğin karar verici olduğu söylenegeldi. Hatta çalışma hayatı ona göre düzenleniyor. Bu eylem, kadını çağdaşlık aşamasından, sosyal alandan geriye çekiyor. Çok çocuk yapma yönünde politikalar geliştiriliyor. Nüfus artsın iyi ama arttırdığınız nüfus kültürlü olmazsa geleceğimizi nasıl şekillendireceğiz. Bu durumda geleceğimizi başkaları şekillendirecek. 2007’ye kadar zorunluluk nedeniyle yapılan değişikliklerden sonra görüldü ki, topluma- kadına hakim olunamıyor, politikaları elden geçirdiler.


Av. Hülya Gülbahar
KARŞI CİNSLE CİNSELLİKTEN BAŞKA İLİŞKİ KURAMAZSIN DİYOR
Cinsel saldırıyı suç olarak görmeme ya da hafif bir kusur olarak görme eğilimi yaygın. Suç dosyaları çoğunlukla dava aşamasına gelemeden rafa kalkıyor.
Cinsel saldırılara yönelik cezai indirimler can yakıyor. Kimi zaman mağdurun rızası kimi zaman sanığın mahkemede kravat takması indirime neden oluyor. Bu alanda çalışma yürüten Av. Hülya Gülbahar’la yargıdaki cezai indirimleri ve bunun nedenlerini konuştuk. Gülbahar’a göre cinsel saldırıyı suç olarak görmeme ya da hafif bir kusur olarak görme eğilimi yaygın. Kadın ikincil görüldüğü için sözü değersizleştiriliyor. Suç dosyaları çoğunlukla dava aşamasına gelemeden rafa kalkıyor. Kadın, eğer dava açmayı başardıysa bu kez de yargıdaki cinsiyetçi önyargılar devreye giriyor. Kadının dellileri çok sağlam olduğunda bu kez haksız tahrik ya da iyi hal indirimleri uygulanıyor. Gülbahar, “Bu indirimlerle hem sanıkların suçu hafifletiliyor hem de kadınlar değersizleştiriliyor. Üstelik de kadınlara karşı işlenen suçların mazur görülebileceği bunu kabullenmeyip konuyu yargıya taşıyan kadınların cezalandırılacağı propaganda edilmiş oluyor” diyor.

CİNSELLİK TABULAŞTIRILIYOR
Hülya Gülbahar’ın döne döne vurguladığı bir şey var: Siyasi iktidarın genel ahlak, muhafazakar İslami yaşam kuralları ve benzeri gerekçelerle topluma empoze ettiği yaşam biçimi umulduğunun ya da iddia edildiğinin tersine toplumdaki cinsel suçların artmasına neden oluyor.
Gülbahar bunun nedenlerini şöyle açıklıyor:
Tüm dünyada şiddette ve cinsel suçlarda bir artış var. Fakat Türkiye’de bu çok daha fazla. Türkiye’de kadın cinayetleri AKP iktidarında yüzde bin dört yüz arttı. Cinsellik toplum yaşamı açısından eğitim kurumlarından aileye, sanattan politikaya kadar üzerinde tartışılması ve konuşulması tabu olan bir konu haline getiriliyor. Oysa uluslararası sözleşmeler gereği anaokullarından başlayarak kız ve erkek çocuklarına cinsellik eğitimi verilmesi gerekiyor.
Eğitim kurumlarının tüm aşamalarında karma eğitime son veren kız ve erkek öğrencilerin aynı sırada aynı sınıfta ve hatta giderek aynı okulda okumalarını yasaklayan bir politika yürütülüyor. Kıyafeti islami kurallara uygun bulunmadığı için “fahişe gibi giyinmekle” suçlanan kadınlara sokağa çıktıklarında tecavüz edileceğinin propagandasının yapılması, kızlar ve erkeklerin birbiriyle hem toplum içinde hem aile içinde eşit, karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı ilişkiler kurmasını engelliyor. Birbiriyle cinsellik içermeyen her hangi bir ilişki kuramayacağı telkin ediliyor. Kadınlara özel plajlar, kadınlara özel otobüsler gibi harem selamlık uygulamalarla her iki cinsin birbirinden uzaklaştırılması toplumsal ilişkilere zarar veriyor.
Böyle harem selamlık uygulamalar varken son derece riyakarca camilerdeki sohbetlerde, diyanet internet sitesinde, radyo televizyon programlarında ve gazete köşelerinden sürekli olarak erkeklerin cinselliği ne kadar özgür yaşayabilecekleri ve kadınlar hatta kız çocukları üzerinde hangi cinsel eylemleri gerçekleştirebilecekleri, kadınların bunların hangilerine razı olmaları gerektiği dini bir emirmiş gibi öğretiliyor.

ÜREME ARACI OLARAK GÖRÜYOR
Hülya Gülbahar, bütün bu politikaların sonucunda geri zihniyetin, kadını mecliste politikacı, iş yerinde amir, otobüsü kullanan şoför olarak görmek istememesine neden olduğunu söylüyor. Bu sistem içinde kadına yüklenen yegane rol: Cinsellik ve üreme.
Kapalı toplumlarda aile içinde hiyerarşi ve biat kültürü olduğunu belirten Gülbahar sözlerine şöyle devam ediyor: Siz eşler arasında sevgi, saygı ve güven ilişkisine dayalı bir aile değil de otoriteye ve biat kültürüne bağlı bir aile ve toplum modeli yaratırsanız, çocuklar da dahil olmak üzere güçlü olan kendi egemenlik alanında gördüğü kişiye şiddetin ekonomik, psikolojik, fiziksel ve cinsel biçimlerini uygulamakta sakınca görmez. Sanat, spor ve hayatın tüm alanlarında kolektif bir paylaşım olmadığı sürece çocuk cinsel istismarı dahil, cinsel suçlar artar.

‘MEDYA DAVALARIN PEŞİNİ BIRAKMASIN’
“Medya kadın muhabirlerin artmasıyla birlikte bu tür olaylara daha fazla ilgi duymaya, haberi yaparken kelimelerini daha iyi seçmeye başladı. Ama yine eksiklerimiz var. Örneğin Ayşe Paşalı bizim için bir millattır. Ama bu kadını öldüren adamın kaç yıl ceza aldığını kim biliyor? Medya önce takip etti, sonra peşini bıraktı. Oysa Özgecan’da olduğu gibi sonunu getirmeli.
Medya toplumsal cinsiyet eşitliğinde algı yönetiyor. Karikatürüyle, dizisiyle, koyduğu haberle... Eğer dizilerde bu tür konuları işleyecekse, en azından ekrana o sırada şiddete uğrayan kadının nereye başvurması gerektiğini yazmalı. Ama en önemlisi toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili eğitici yayınlar yapılmalı. Bu İstanbul Sözleşmesi’nde var. Medyanın haftada en az iki saat bu konuda eğitim vermesi gerekiyor. RTÜK’ün bunu denetlemesi gerekiyor. Kontrolsüz bir medyamız var.”

Uzman psikolog Nesli Albayrak Zağlı
TECAVÜZCÜ GÜCÜNÜ ATAERKİL İNANÇTAN ALIYOR
Cinsel saldırganlık her yaş, cinsiyet ve sosyo-ekonomik kişinin gerçekleştirebildiği bir şiddet türüdür. Tecavüzü gerçekleştirenlerin yüzde 95’inden fazlası erkeklerden oluşur. Cinsel saldırılar sanıldığı gibi sadece antisosyal kişilik özelliği gösteren, alkol ve madde bağımlısı veya şizofreni gibi ağır bir psikiyatrik bozukluğu olan kişilerde gözlemlenmez. Tecavüzü gerçekleştirenlerin davranışlarını açıklama adına bir başka yaklaşım erkeklerin biyolojik ve hormonal sistemlerinden kaynaklı bir cinsel dürtü olarak görülmesidir. Diğer tecavüz mitinde olduğu gibi bu görüş de dünya genelinde yaygın kabul görmemiştir.
Öncelikle tecavüzü gerçekleştiren kişilerde en belirgin özellikler cinsel saldırıyı destekleyen tutum ve inançlardır. Bu inançlar, ataerkil bir sistem içinde erkekliği ve erkek gücünü pekiştiren genel görüşlerin bir temsili gibidir. Toplumsal normların ve politik ortamın erkek üstünlüğünü ve cinsel ayrımcılığı ön plana çıkardığı durumlarda cinsel saldırganlığın arttığı söylenmektedir. Bu açıdan bakıldığında tecavüz suçu bireysel düzeyde ortaya çıksa da mevcut erkek egemen sistem özelliklerinin tetikleyici olduğu görülebilir. Bu noktada en önemlisi tecavüz suçlusunun psikiyatrik açıdan hasta bir bireyden önce güç kullanmaya yönelik altyapısının fazla olmasıdır. Her toplum içinde olduğu gibi tecavüz suçlularının da arasında alkol veya madde kullanan; ya da ruhsal bir bozukluk tanısı olan kişiler olacaktır. Ancak bunların geneli temsil etmediği akılda tutulmalıdır.

MAĞDURLARIN ÇOĞU AYIPLANMA KORKUSU YAŞIYOR
Tecavüze uğrayan kişiler hem tıbbi hem de ruhsal anlamda büyük tehdit altındadır. Öncelikle tecavüz eylemi sırasında yaralanma ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar gibi nedenlerle zarar görme olasılığı fazladır. Psikolojik açıdan da mağdur, depresyon, kaygı bozukluğu, uyku bozuklukları ve en yaygın olarak da travma sonrası stres bozukluğu riski altındadır. Kişi, kendine ve dünyaya güvenini yitirebilir, intihar eğilimleri ortaya çıkabilir. Bu nedenle mağdurun desteklenmesi çok önemlidir.
Tecavüz mağdurlarının önemli bir çoğunluğunun olayı kimseye söyleyemediğini, bireysel ve toplumsal anlamda ayıplanma, hor görülme korkularını yaşadığını biliyoruz. Bu nedenle kişilerin mutlaka olay hakkında idari ve hukuki bildirimleri yapması gerekmektedir. Bu yaşanan durumun kendi suçları olmadığı ve yapan kişinin cezalandırılması gerektiğine ikna edilmelidir.

EN ÇOK DAVA İSTANBUL’DA EN AZ VAN’DA
Kadınların ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durabildiği ve şiddete itiraz edebildiği yerlerde yargıya başvuru sayısı daha yüksek. Ama töreyle ya da ekonomik nedenlerle bastırıldığı yerlerde dava sayısı az. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre, Marmara Bölgesi 2 bin 320 sayısıyla cinsel suçlarda açılan dava açısından birinci. En az dava 273 dosyayla Doğu Anadolu’da. İstanbul’da 2013 yılında cinsel saldırılarla ilgili açılan davadaki suç sayısı bin 375, Van’da ise 38.

Etiketler; #Kadın #şiddet

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.