İstiklâl Savaşı’nı çizgi senaryo yaptılar

Gerçek olaylardan hareketle kurgulanmış ve senaryolaştırılmış bir ‘çizgi-senaryo’ Uçak Gemisi. Dünyanın ilk çizgi-senaryosu olma özelliğini taşıyan kitap, Sovyet limanlarından Büyük Taarruz’a uçak taşıyan kahraman Türk denizcilerinin hikâyesini anlatıyor

İstiklâl Savaşı’nı çizgi senaryo yaptılar
08 Mayıs 2016 Pazar 10:46

Ece Kırbaş
“Büyük Taarruz’un meçhul denizcileri” Kulağa biraz ilginç geliyor değil mi? “Büyük Taarruz’da denizcilerin ne işi var?” diye sorabilirsiniz. Ama “Uçak Gemisi” tam da buna ışık tutuyor işte. Gerçek olaylardan hareketle kurgulanmış ve senaryolaştırılmış bir “çizgi-senaryo” Uçak Gemisi. Aynı zamanda dünyanın ilk çizgi-senaryosu olma özelliğini taşıyan ve Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan kitap, Sovyet limanlarından Büyük Taarruz’a uçak taşıyan kahraman Türk denizcilerinin hikâyesini anlatıyor.
Tarihçi-yazar Dr. Mehmet Perinçek ve Alper Pala’nın kaleme aldığı, uzun yıllar İtalya’da çalışmış, dünyaca ünlü çizer Yıldırım Örer’in resimlediği “Uçak Gemisi” raflardaki yerini alır almaz hem konusu hem de sıra dışı konseptiyle yoğun ilgi gördü ve her yaştan okurun dikkatini çekmeyi başardı. Üstüne bir de fragmanı çıktı; başarılı tiyatrocuların seslendirdiği tanıtım videosunda kitabın önsözünü de kaleme alan İlber Ortaylı sunuşuyla desteğini sundu. Biz de Aydınlık okurları için Mehmet Perinçek, Alper Pala ve Yıldırım Örer ile bir araya geldik.

| Kurtuluş Savaşı denince akla kara savaşı gelir, hele Büyük Taarruz tam anlamıyla öyle. Ama siz denizcileri konu ediyorsunuz?
M.P:
İstiklâl Savaşı’nın deniz cephesi pek bilinmez. Kağnılarla cephane taşıyan kadınların görüntüsü hemen gözümüzün önüne gelir. Fakat o cephanenin nereden getirildiği pek bilinmez. O yüzden “Büyük Taarruz’un meçhul denizcileri” diyoruz. O kahraman denizciler olmasaydı 30 Ağustos da olmayacaktı. Dolayısıyla Büyük Taarruz, evet, kara savaşıdır ama arkasında Büyük Taarruz’a nefes borusu olan denizcilerin kahramanlıkları yatıyor.

| Nereden çıktı böyle bir çizgi senaryo işine girmek
A.P:
Aslında 8 sene öncesine dayanıyor diyebiliriz.
M.P: Evet hatta 2005’e... Şöyle; ben ilk kitabımı yazarken Kurtuluş Savaşı’nın deniz cephesiyle ilgili anıları, belgeleri vs. okuyordum. Onları okurken acayip heyecanlanmış ilk o zaman düşünmüştüm “Ya bunun filmi çekilse ne güzel olur” diye... Sonradan Alper’le oturduğumuzda da konuştuk. O zaman başladık yazmaya. 5-6 sene çalıştık üzerinde. Bitince de “Şimdi yapımcılara götürmesi vs. uzun sürecek. En iyisi biz bunu farklı bir şekilde yayınlayalım” dedik.
Tabi ilk başta bunu senaryo metni olarak basıp içinde de birkaç çizime yer veririz diye düşünüyorduk. Fakat sonra işin rengi değişti.

| Peki Alper sen nasıl giriştin bu işe?
A.P:
Biz bunları konuştuktan sonra Mehmet beni aldı Trabzon’a götürdü. Hikâye orada geçtiği için. Orada herhangi bir olay motive ediyor seni. Örneğin; Ganita diye bir mahalleye gittik Trabzon’da. Eski bir deniz feneri var orada. Türk-Rus Savaşı sırasında Ruslar kaçırmış onu. 15 Trabzonlu çıkmış demiş ki: “Biz bu feneru getururuz.” 3 kişi dönmüşler geri, getirmişler ama feneri... İşte bunları dinleye dinleye geldik.
M.P: Bu arada senaryonun üzerinde de çok değişiklikler oldu, Sevinç Erbulak okudu, emekli Amiral Cem Gürdeniz okudu. Sevinç, senaryonun dramaturjisi açısından çok katkıda bulundu. Neredeyse senaryoya ortak sayılır. Cem Amiral de zaten deniz tarihi uzmanı. Zaten mesleği deniz...

| Fakat sizin başta düşündüğünüzün çok üzerinde bir iş ortaya çıkmış.
A.P:
Orada Yıldırım Örer etkeni var tabi.

| Kitapta yalnızca birkaç çizim olacakken nasıl oldu da çizgi-senaryo haline geldi?
M.P:
Bir gün Yıldırım Örer ile oturduk anlattık hikâyeyi. Yıldırım Örer “Benim aklımda bir şeyler canlandı. Ama bana biraz zaman verin” dedi. “Peki” dedik biz de ama 15 gün de geçmek bilmiyor tabi.
Y.Ö: Ortak arkadaşım projeden ilk bahsedip “Aslında sen tam da bu işin adamısın” dediğinde başta ne olduğunu anlamadım. Buluşup bana anlattıklarında hâkim oldum. Başta senaryonun boşluklarına çizimler ekleyeceğiz diye konuşuyorduk. Fakat hikâyeyi dinledikçe heyecanlandım, her sayfada çizim olmasının daha iyi olacağını düşündüm.

İLBER ORTAYLI SÜRPRİZİ
| Fragmanın müzikleri de çok etkili...
A.P:
Evet. Müzikleri alanında çok başarılı işlere imza atmış olan Temel Zümrüt yaptı. Onun da komik bir hikâyesi var aslında; biz Mehmet’le birbirimize “Benim film müzikleri yapan bir arkadaşım var onla konuşalım fragman için” diyorduk ama ismini geçirmeden “bir arkadaşım” diye bahsetmişiz hep. “Sen mi arkadaşını ararsın ben mi benimkini arayayım” derken aslında uzun süredir ikimizin de aynı kişiden bahsettiği ortaya çıktı...

| O zaman Temel Zümrüt’ü ikna eden hanginiz oldu bu durumda acaba?
A.P:
İşte orası hala muallak. Bu arada İlber Hoca büyük sürpriz oldu tabi. Düşün İlber Ortaylı gibi değerli bir hocamız, ki kolay kolay proje kabul etmeyen bir isim, Uçak Gemisi’nin hem önsözünü yazdı hem de fragmanın sunuşunda konuştu.

| Alper Pala’nın senaryodaki karakterlerle ayrı bir bağı daha var değil mi? Anlatır mısın?
A.P:
Evet büyük dedem Murat Pala da var senaryoda. İlk mebuslardan. Erzurum ve Sivas kongrelerinde 7000 altın bağışlamış. O da senaryoda Meclis kürsüsünden sesleniyor.

| Okurların tepkileri nasıl?
M.P:
Olumlu tepkiler aldık. Tabi bunun bu ülkenin hikâyesi olması ilgi çekti. Hele bir de şimdi içinden geçtiğimiz bu süreçte, bu milletin en olumsuz, en kötü şartlarda bile neler yapabildiğini anlatıyor olması da Uçak Gemisi’nin bu kadar ilgi görmesinin sebeplerinden biri. Diğer yandan okur kitlesi de sadece çizgi roman okurlarıyla sınırlı kalmadı. Ya da sadece tarih okurlarıyla da. 7’den 77’ye tabiri tam uygun aslında. Toplu sipariş veren liseler de var...
Y.Ö.: Annem evde yaptığı günde bile dağıttı. Diğer taraftan çizgi roman okuyucuları açısından da sürpriz oldu. Alışılmadık bir tarz.

| Peki bundan sonrası?
Y.Ö.:
Tabii ki filminin çekilmesi. Ne de olsa storyboard’u hazır...

HITCHCOCK KURNAZLIĞI
| Böyle bir “çizgi-senaryo” dünyada daha önce hiç yapılmamış bir iş değil mi?
Y.Ö:
Evet, dünyada başka yok. Basılı senaryo, storyboard vs. var ama. Çalışırken de başta kurşun kalemle başladım fakat sonra o bana biraz basit geldi. Bende onu biraz dijital ortamda besledim ve ortaya farklı bir şey çıktı. Bu arada çalışırken o dönemin teknolojisini vs. de hesaba katarak dikkatli bir şekilde yaptım çizimleri. Hatalara yer vermek istemedim açıkçası. Sonuçta bu adamlar da görüp bayıldılar.

| Peki hikayedeki karakterleri oluştururken neye göre belirledin?
Y.Ö:
Ben aslında bunu söylemeyi çok istiyordum. Siz “Adil Kaptan”ı kim olarak düşündünüz bilmiyorum ama ben örneğin teğmeni Burak Özçivit olarak görüyorum dedim. İlerde bakarsınız bu rolde o oynar. Adil Kaptan’a gelince... Onun için de Ali Sunal’ı düşündüm. Eskizlerimin temelinde o karakterler var yani.

| Bir de “Türk Subayı” var kitapta. Sanki Mehmet’e çok benziyor...
Y.Ö:
Ah evet. Biliyorsunuz bu kurnazlığı Hitchcock’tan beri yaparlar. Kendilerini filme dâhil eden yönetmenler yazarlar vardır hani, onlarınki de o hesap, yazarlar kendilerini de dâhil ettiler. Alper de başka bir rolde.

| Bir de fragmanı çıktı Uçak Gemisi’nin? Başta böyle bir şey düşünüyor muydunuz?
Y.Ö:
Hem de ilk günden beri. Yani ilk konuştuğumuz zamandan beri Mehmet ve Alper’in aklında böyle bir şey yapmak varmış.
M.P: Madem bu bir film senaryosu ve çizimler de olacak. Bunun bir de fragmanını yapalım diye konuştuk. Seslendirmelerde arkadaşlarımız Sevinç Erbulak, Ercü Turan, Berke Üzrek gibi önde gelen oyuncular yer aldılar. Ve fragmanda seslendirme yapan tüm oyunculardan teknik ekibe kadar herkes çok sahiplendi bu işi. Beraber bir beyin fırtınası yaparak, fikir üreterek çıkarttık bu videoyu da. Youtube vs’de izlemek mümkün.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.