Fransa'da holiganlar IŞİD'i aratmıyor

Paris sokaklarında kan dökülüyor, bu kez fail IŞİD değil, futbol holiganları... Avrupa’da sistem, günü kurtarmak adına kendi temellerini dinamitliyor

Fransa'da holiganlar IŞİD'i aratmıyor
19 Haziran 2016 Pazar 11:44

IŞİD’den kaçarken holiganlara toslamak

Cüneyt Akalın

Avrupa, özellikle Fransa Avrupa Futbol Şampiyonası’na sahalardan çok emniyet bürolarında hazırlandı. Ne de olsa Paris, IŞİD’in kapsama alanındaki büyük merkezdi. Şampiyona öncesi kritik soru “sağ salim sonlanacak mı?” idi. Polis ufak tefek olaylara razıydı; Yeter ki Şampiyona’nın akışını etkileyecek saldırı olmasındı.
Fransa’nın varlıklı, bakımlı, çok turist çeken merkezleri bu kez futbol turizmine ev sahipliği yapmaya hazırlandılar. Biralar, türlü çeşitli yiyecekler vb. Ancak bu kez gelenler Eyfel’in önünde resim çektirmeye gelmiyorlardı. İnternet üzerinden öteki holigan grupları ile çatışmak için uygun meydanlarını bulup çoktan bulup çıkartmışlar, planları yapmışlardı. Karşıt gruplar arasında temas sağlanır sağlanmaz şişeler havalarda uçuşuyor, kafalar yarılıyor, kan akıyordu.

RUSLAR NASIL BU HALE GELDİ?
En sert çatışmalar Ruslarla İngilizler arasında yaşandı. Alman haber ajansına göre Rusya’nın önde gelen (CSKA, Zenit, Dinamo Moskova vb) takımlarının ülke içinde sık sık çatışan taraftarları Paris’e giderken aralarında anlaşmış, deyim yerindeyse “düşmana karşı birleşmiş”, her takım “en seçkin” yani en fanatik, en vurucu kırıcı yandaşlarını ortak amaç için seferber etmişlerdi. Berlin Duvarı öncesinde stadlarda tek bir olayın yaşanmadığı Rusya bu noktaya nasıl, kimin yüzünden geldi?
Herkes holiganları meşrebine göre tanımlıyor. Holiganlar günümüzün kerameti kendinden menkul “gladyatörleridir”. Arenaya maç seyretmeye değil kavga etmeye gelen, kendilerini çatışma ile tanımlayan bir garip kitledir. Diğer bir deyişle, Paris’in, Marsilya’nın sokaklarında çatışanlar bir anlık öfke ile taşkınlık yapan hareket eden garibanlar değildir. Uçaklarla, lüks trenlerle Paris’e, Lyon’a gelen, lüks otellerde kalan binlerce dolarlık harcamalar yapan kişilerdir. Organize suç şebekeleridir. Bunların olay çıkaracağı biliniyordu, tahmin edilebilirdi, buna rağmen Fransa’a taşındılar.
Piyasada çark dönsün de nasıl dönerse dönsün... Evet, “İçki şişede durduğu gibi durmuyor”. Ekranlara, bilbordlara taşıdığı masum görünümlü Messilerin, Ardaların arkasına gizlenen endüstriyel futbol hiç mi hiç masum değil. Her türlü dalavere dönüyor, rüşvet, yolsuzluk gırla gidiyor. Medya bu haberlerin üzerine neden atlıyor? Almanlar, İngilizler yeni keşfedilen Rus holigan gruplarını göstererek kendilerini temize mi çıkarmaya çalışıyorlar? İngilizleri biliyorduk, onlar sabıkalı; bu yılın sürprizi Rus holiganları. Olaylar sürerse Rusya’nın şampiyonadan ihraç edilmesi tartışılıyor. Nereden nereye...
TV’ler holiganların taşkınlıklarını, bir yandan da küçük bir maçta Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’ın hop oturup hop kalktığını ekranlara taşıyorlar.
Paris sokaklarında kan dökülüyor, bu kez fail IŞİD değil, futbol holiganları... Avrupa çaresiz, Avrupa şaşkın... Avrupa’da sistem, günü kurtarmak adına, kendi temellerini dinamitliyor. Şiddetle iç içe geçmiş toplumlarda kandan uzak duran stadlar kalmıştı. Şimdi onlar da artık şiddetin çekim alanının içinde...

12. Adam’ın yaşamı ve ölümü

Tunca Arslan

Futbol taraftarlığının, fanatizmin, tribün şiddetinin ve tüm bunlardan çok daha ötelere gidip uluslararası bir olgu haline gelen holiganizmin arkasında yatan pek çok sosyo-ekonomik nedenden ve psikolojik gerekçeden söz edilebilir bir çırpıda. Ama futbolun çok önemli bir boyutu, diğer tüm seyirlik sanatlardan ve spor dallarından farklı olarak sahip bulunduğu “12. Adam” gerçeği göz önüne alınmadan bu konuda söylenen her söz, yetersiz kalacaktır. Tiyatronun, operanın, tenisin, , atletizmin, su sporlarının, halterin, eskrimin, boksun seyircisi vardır; futbolda ise “taraftar” söz konusudur. 12. Adam, işte o taraftardır ve kendisini futbol kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak kabul ettirmiştir. Ve 12. Adam’ın kimi zaman “sahneye çıkması” da futbolun doğası gereğidir. İyi bir futbol taraftarı, kendisini takımın bir parçası kabul eder. Zaten tüm çabası da bunun herkes tarafından bilinmesine yöneliktir. O, “takım bu hafta çok iyiydi” demez genellikle, “Bu hafta mükemmel oynadık” der... “Bizimkiler fena yenildi” değil, “Hezimeti hak ettik” diye kurar cümleyi. “Şampiyon olduk” diyerek zaferi ilan eder, “küme düştük” diyerek acı gerçeği kabullenir.
Arjantin futbolundaki Boca Juniors-River Plate rekabeti, iki takımın taraftarlarının birbirlerinden ölesiye nefret ettikleri bilinir. Peki, ölüm döşeğinde yatan ve neredeyse ömrünün tamamını tribünde kendi takımını desteklemekle geçiren yaşlı bir Boca Juniors taraftarı, neden “Tabutumu River Plate bayrağına sarın ve tüm kentte dolaştırın” diye vasiyette bulunur? Eduardo Galeano’nun “Gölgede ve Güneşte Futbol” kitabından öğrendiğimize göre, yanıtı gene kendisi vermiştir: “Bizimkiler, onlardan biri daha gebermiş diye sevinsinler!”
İngiliz yönetmen Philip Davis’in 1995’te çektiği “I.D” adlı film, holiganları izlemek için aralarına sızan John adlı polisin öyküsünü anlatır. Güney Londra kulüplerinden Shadwell FC’nin (holigan gruplarıyla tanınan Millwall FC’ye gönderme yapılmış durumda) azılı taraftarlarının arasına girip barlardaki, otobüslerdeki, stadyum önlerindeki ve tribünlerdeki kavgalara karışır John. Kısa süre sonra orta sınıf yaşamından ve memuriyetten sıkılan kahramanımız gerçek bir holigan olup çıkar. Hastalığın kaynağını teşhis etmek isterken, arkadaşlarına bakılırsa bizzat kendisi “hastalanmıştır”. Futbol basit bir oyundur... Futbol taraftarının ruh hali de basittir. Holiganizm de sanıldığının tam tersine, polisiye tedbirlerle, yasalarla vb. önüne geçilmesi mümkün olamayacak kadar basit bir konudur. Karmaşık olan, sistemin kendisi ve bizzat yöneticiler, suyun başını tutanlardır.
Son yıllarda FIFA’da üst düzeyde yaşanan skandalları, rezaletleri, zimmete geçirilen paraları, mafyatik ilişkileri düşünün... Futbolun isyancılarından Maradona’nın da sıkça dile getirdiği gibi, asıl serseriler ve kravatlı gangsterler, FIFA gibi kurumların tepesinde oturanlardır. Rakip taraftara sandalye fırlatanlar, onlarla kıyaslandığında, inanın ki zemzem suyuyla yıkanmış gibi kalmaktadır.

Holiganizm ile çete savaşları karıştırılmamalı...

Metin Tükenmez

2016 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda İngilizler ile Rusların maç öncesi ve sonrasında birbirlerine girmesi dünya medyasında olduğu gibi Türkiye’de de “holiganizm” olarak algılandı. Stadyumların çevresinde ve içinde oluşan yandaş çatışmalarının tümünün medyada “holiganizm” olarak anlam bulması, tanımlanması holiganizmin ne olduğu konusunda karmaşa yaratmaktadır ki, çoğunluğun holiganizm olarak tanımladığı şiddet olaylarının önemli bir kısmı asparagas haber ve yorumlarla gazete ve görüntü satıp para kazanmak peşinde koşan bir kesim medyanın yarattığı kafa karışıklığından başka bir şey değildir. Bugün futbol alanları ve çevresinde örgütlü bir şekilde şiddet uygulayan toplulukların “holigan” olarak değerlendirilmeleri 1960’lı yıllarda başladı.
Futbol şiddetinin yıkıcı boyutlara ulaştığı ve hatta vahşete dönüştüğü iki büyük olay yaşadı Avrupa. 1985 ve 1989 yıllarında yaşanan Heysel ve Hillsborough olayları medyanın “holiganizm” olarak nitelediği olayların en uç noktası oldu. 1985 yılında Brüksel’de Heysel Stadyumu’nda Juventus ile Liverpool arasında oynanan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde çıkan kargaşada 38 kişi öldü. 15 Nisan 1989 yılında Sheffield Wednesday’ın Hillsborough Stadı’nda tarihin en acı verici futbol şiddeti yaşandı. Tam 96 kişi yaşamını yitirmiş, 776 kişi de yaralanmıştı.
Burada iki karşı grup yandaşın yüz yüze gelmesi söz konusu değildir. Olayın çığırından çıkmasının birinci nedeni polistir. Bu olaydan sonra soruşturma görevini üstlenen savcı Lord Peter Taylor 31 günlük bir soruşturma ve çalışmanın sonucunda futbol tarihine “Taylor Raporu” olarak geçen iki raporunun birincisinde tamamen polisin suçlu olduğunu saptamış, ikincisinde ise İngiltere’deki statların giriş, çıkışlarının futbol şiddetini tırmandıracak bir yapıda olduğunu belgelemiştir. Bu raporun ikincisinde ortaya çıkan gerçekler doğrultusunda İngiltere tüm stadyumlarını yenilemiştir. Belçikalılar ise Heysel adını değiştirerek bu büyük şiddet olayının belleklerden silinmesi için bir hamle yapmıştır.
İngiliz futbol yandaşlarının içinde dünyayı değiştiremediği için aşırı alkol tüketimi ile kendini değiştirmeye çalışan çok insan vardır ki şiddeti çıkartan bunlardır. Rusların davranışları ise daha farklıdır. Sosyalist disiplinden kopup sözüm ona özgürleştiklerini sanmalarından sonra alkol sınırlarını aşarak İngiltere İmparatorluğu’na karşı Çarlık bilinçaltını devreye sokmuş olabilirler. Ama olay her ne ise bu olayların holiganizm ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu olayların büyük şiddet içermesi çoğunlukla polis girişimiyle başlar.
“Hiçbir insanın ölmesini istemeyiz ama onlar da holigandı” diye söz başlayıp her şiddet olayını holiganizme bağlayan medya mensupları için şu kadarını söylemek yeterli olacak sanırım: “Holigan grupların çekirdeğinde şiddete açık bazı kişilerin bulunmasına karşın, holiganizm hareketinin temel olarak fiziksel şiddet içermeyen, daha çok rakip taraftarlara dönük sözel saldırı ve saldırı tehdidi ile korkutmaya dayanan ve (ne acıdır ki) gülmeyi, eğlenmeyi amaçlayan bir ritüel olduğudur.” Evet, yanlış okumadınız holiganizmin amacı insan öldürmek değil, rakip taraftarı korkutmak, ürkütmek ve onların korkup ürkmesinden büyük bir eğlence çıkartarak önemli bir iş başarmış olmanın verdiği gönenci yaşamak...  

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.