Bir ağaca dönüştü Defne

Saldığı aşk oklarıyla gerek insanların, gerekse tanrıların yüreklerini yakıp tutuşturan yaramaz tanrı Eros, aralarında geçen bir tatsızlık yüzünden, müzisyen tanrı Apollon’a çok öfkelendi...

Bir ağaca dönüştü Defne
03 Temmuz 2016 Pazar 11:09

Yaşar Atan
[email protected]

Saldığı aşk oklarıyla gerek insanların, gerekse tanrıların yüreklerini yakıp tutuşturan yaramaz tanrı Eros, aralarında geçen bir tatsızlık yüzünden, müzisyen tanrı Apollon’a çok öfkelendi... Bunun üzerine Eros, yayını gerdi ve en yakıcı o ünlü aşk okunu, tanrı Apollon’un yüreğine saplayıverdi! Ayrıca onun ileride yanıp tutuşacağı sevgilisinin yüreğine de, “aşktan uzaklaştırıcı” bir ok saldı!...

DEFNE’YE BİRDEN VURULDU APOLLON...
Aradan çok zaman geçmemişti ki müzisyen tanrı Apollon; gene kavalını çala çala dolaşırken güzeller güzeli su perisi Defne’yi bir ırmakta yıkanırken gördü. Ona hemen deli divane tutuluverdi!.. Irmak tanrısı Pene’nin kızı Defne; yaşamının amacı olarak, sonuna dek özgürce yaşamayı seçmişti. Ama babası Pene; onu bir an önce başgöz etmek, bir torun yüzü görmek istiyordu. Ne var ki Defne; tanrı Eros’un gönlünü her türlü aşka kapatan oklarıyla yaralı olduğundan her damat adayına olmaz da olmaz diyordu. Ormanlarda hep tek başına gezip tozuyordu.

DEFNE, APOLLON’DAN KAÇMAYA BAŞLADI!
Bu arada Defne’ye deliler gibi abayı yakan tanrı Apollon da; onu büyüleyebilmek için gece gündüz demeden en yakıcı aşk ezgileri döktürüyordu flütünden. Bir gün yakışıklı güzel bir avcı delikanlı kılığına bürünen Apollon, Defne’nin yanına gidip onunla konuşmak istedi... Ne var ki onun niyetini anlayan Defne de hemen koşar adım kaçtı oralardan... Gene de umudunu yitirmeyen tanrı Apollon, pek çok kez, değişik kılıklara bürünüp bürünüp onunla arkadaş olmanın yollarını aradı. Ama Defne de her seferinde kaçtı... Özgürlük diyordu, bakir kalmak diyordu durmadan kendi kendine... Artık Apollon bu inatçı kız yüzünden uykularını bile unutmuştu... En kötüsü bulutların üstünde kurulu Olimpos tanrılar ülkesine de uğramaz olmuştu! Babası Baştanrı Zeus; oğlunun bu karşılıksız aşkına çok üzülüyor ama derman da olamıyordu... Gene de tanrı Apollon Defne’nin aşkını kazanabilmek için yapılabilecek belki de tek şey kaldığını düşünüyordu: Kendini tanıtmak, yani tanrısal kimliğini ona açıklamak!

TANRISAL KİMLİĞİNİ AÇIKLAMAK İSTEDİ...
Ama bunu da kendi tanrısal gururuna pek yediremiyordu! Kala kala yakıcı mı yakıcı şiirler yazıp bunları yedi delikli flütünden ezgilere dönüştürmek kalıyordu... Evet bu inatçı kızı aşk egileriyle büyüleyip kendisine yakınlaştırmak tek çıkar yoldu! Bu amaçla Apollon; geceleri yıldızların denizlerde yıkandığı saatlerde, dağ çobanlarının kavallarından döktürdükleri o yoksul ezgileri çalıp söyleyebilirdi. Hatta bunları kendi tanrısal ezgileriyle harmanlayıp bütünleştirebilirdi... Bunun üzerine Apollon Defne’nin yüreğini yumuşatabileceğini sandığı en güzel çoban ezgilerini öğrendi. Bunları, kendi yazıp besteledikleriyle mayalandırdı. Bir eylül öğle sonrasında, Defne avdan dönmüş gene babası ırmak tanrısının pırıl pırıl sularında yıkanıyordu her zaman olduğu gibi... Ama çevrede koşup sıçrayan geyiklerin birdenbire oldukları yerde pusup kaldıklarını, ağaçlardaki kuşların sustuğunu, Akdeniz göklerindeki yorgun güneşin bile döngüsünü durdurup kulak kesildiğini gördü... Kendine yüz vermeyen bir sevgiliye yakılmış, yalnız ve umarsız, mahzun Anadolulu bir çobanın kavalından dökülen ezgilerdi bunlar. Gerçekten de Defne; bir ara bu yoksul çoban ezgisine dağ başlarındaki ayılar ve kartallarla birlikte kendini kaptırıverdi!.. Ne var ki az ötesinde kendine doğru gelen aynı avcı delikanlıyı da gördü birden... Hemen koşmaya başladı. Avcı ve çoban kılığındaki tanrı Apollon da onun ardına takıldı koşaraktan... Defne koşuyor çobana dönüşmüş tanrı da koşuyordu! Sonunda müzisyen tanrı Apollon, soluk soluğa Defne’yi yakaladı:”Ben ne bir avcı ne bir çobanım” diye diller dökmeye başladı hemen sevgilisi Defne’ye: “Ben Zeus’un oğlu tanrı Apollon’um! Kavallara, flütlere, sazın tellerine en güzel esinleri ben veririm. Doğanın bitkilerinden her derde deva ilaçlar yapmasını bilirim. Ama hiçbiri derdime derman değil!”

ADIN, DEFNE AĞACI OLSUN ARTIK...
Defne, hiç yanıt vermeden koşmaya başladı yeniden. Apollon da haliyle takıldı arkasına. Her ikisi de koşuyor, koşuyordu! Sevginin ışıklarıyla parlayan kanatlar takmış gibi koşuyordu tanrı Apollon... Artık neredeyse soluğu kesilen Defne babası ırmak tanrısına ulaşabildi sonunda. Apollon’un elinden kurtarmasını diledi ondan soluk soluğa. Ve yorgunluktan olduğu yere de yığılıverdi! Tanrı Apollon onu sevinçle kucağına aldı hemen... Bir süre sevip okşadı. Ama o da ne? Bir değişiklik, bir sertleşme oluşmaya başladı Defne’nin bedeninde... Çok geçmeden göğsü kolları, başı yapraklanıp bir ağaca dönüşüverdi... Artık yüreği hop hop atan bir ağaç vardı avcı Apollon’un kollarında!
Ve tanrı ilk kez umarsız kaldı;sessizce ağlamaya başladı... “Artık bundan böyle” dedi Defne’ye, “benim ağacım ol ve adın da ‘defne ağacı’ olsun. Ezgilerde, şiirlerde yan yana adlarımız anılsın!”
Ve tanrı Apollon’un bu dileği yerine geldi.
İşte o yüzden binyıllardan beri defne ağacına dönüşen güzeller güzeli bu peri kızı Defne’nin serüveni; sayısız ozanlara, sanatçılara esin kaynağı oldu. Nice müzisyenlerin çalgılarında en yanık aşk ezgilerine dönüştü...
Ve de nice kahramanların alınlarını süsledi o defne ağacının dalları, yaprakları...  

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.