Yılmaz Özdil ‘Badem’ler kadınlardan korkuyor’

Samimi duygularımı paylaşmam gerekirse, ancak kızım doğduğunda toplumda kadınların başına neler geldiğini veya neler gelebileceğini algıladım. Erkek egemen angut toplumun kadınların başına hangi çoraplar ördüğünü (ki kadınların en özgür yaşayabileceği bir kentte, İzmir’de doğdum) kadınlara yönelik tehditleri maalesef kız babası olduğumda öğrendim.

Yılmaz Özdil ‘Badem’ler kadınlardan korkuyor’
31 Ekim 2015 Cumartesi 14:57

Rozerin Doğan

Samimi duygularımı paylaşmam gerekirse, ancak kızım doğduğunda toplumda kadınların başına neler geldiğini veya neler gelebileceğini algıladım. Erkek egemen angut toplumun kadınların başına hangi çoraplar ördüğünü (ki kadınların en özgür yaşayabileceği bir kentte, İzmir’de doğdum) kadınlara yönelik tehditleri maalesef kız babası olduğumda öğrendim.
O zaman gazeteciydim, kendi adıma, (duyarlı erkek babalarını tenzih ederek) kız babası olduğumda bunu fark ettim. O günden beri kadınların başına gelenlerden kendini suçlu hisseden ve utanan biriyim.

- Kitabınız Türkiye’yi, AKP iktidarları yıllarına damga vuran, iz bırakan kadınlar üzerinden tanımlıyor. Olumlu yaklaştığınız portreler ve olumsuz yaklaştığınız karakterler var. Bu yıllarda “kadın” kimliğinin sizin açınızdan altı çizilmesi gereken özelliği nedir?
Kadın bu topraklarda her zaman ikinci sınıf insan muamelesi gördü. Aslında biz 1919’da başlayan mücadele ve 1923’te başlayan devrimlerle bu durumu yendik. Bu kitabın arka kapağında belirtildiği gibi 1924 yılından 1936 yılına kadar, siyasette, hukukta, eğitimde kadınlarımıza tanınan haklar, o dönemin Avrupa ülkelerinden bile ileri seviyedeydi. Bu ivme AKP iktidarına kadar hep böyle gitti. Bütün sıkıntılarına rağmen, her yıl bir öncekinden daha iyi durumda oldu kadınlarımızın hak mücadelesi. Ama ben bir gazeteci ve popüler yazılar yazan biri olarak görüyorum ki, 2002’den itibaren bu tablo tersine yürümeye başladı. 2007’de cumhurbaşkanın değişmesinden itibaren de bu erozyon ivme kazandı.

- AKP iktidarları döneminde durumun tersine dönmesiyle, kadın mücadelesi de ivme kazandı diyebilir miyiz?
Tabii ki… Kadınlara karşı düşmanlık geliştikçe kadınların başarısı da artıyor. Etki tepki meselesi. Ama görünen o ki, AKP iktidarında kadının doğal haklarıyla ilgili kavramlarda müthiş bir düşmanlık, özgürlüğünden korkan ve bu yüzden kadın özgürlüğüne müdahale eden bir anlayış var. “Kadın” kitabı, iyi kadın kötü kadın kavramından ziyade, kadının başına gelen iyi şeyler ve kötü şeylerden yola çıkarak, etnik ya da mezhepsel bir ayırıma tabii tutmadan kaleme alındı. Kadınların sahip oldukları görüşlerden ziyade, yaşadıklarını ortaya koyan bir portre kitabı bu. Ve kadınların yaşadıklarını ortaya koyduğumuzda görüyoruz ki, AKP döneminde kadına “sus” diyebilecek kadar “ileri” gitmişiz. Nihayetinde, “kadın erkek eşit değildir” denecek kadar Atatürk kültüründen bedevi kültürüne sürüklenmişiz. Ben bir erkek olarak bundan utanıyorum. Bu yüzden de kitap kadın mücadelesinde bir damla olabilirse, ne mutlu bana. Bunu da naçizane bir çaba olarak görmenizi isterim.

- Peki, iktidar bunu neden yapıyor? Kadınlardan korkuyorlar mı?
Evet, “bademler” kadınlardan korkuyorlar. Devamlı onlarla uğraştıklarına göre… İnsan korktuğu tehdide karşı önlem alır. Bunlar da devamlı böyle önlem aldıklarına göre kadınlardan korkuyorlar.

- Son yıllarda Türkiye’de çok fazla kadın cinayeti işleniyor. Bu da kadın sorununu daha çok gündeme getiriyor. Sizce cinayetlerin bu kadar çoğalmasında iktidarın rolü var mı?
Bence yüzde yüz iktidarla ilintili. Bu soruya elbette konuyla ilgili sivil toplum örgütleri veya barolar daha iyi cevap verebilir. Ama gazeteci olarak benim gördüğüm şu; kadını eve mahkûm etmek isteyen zihniyet, birtakım hukuksal boşluklar bırakıyor veya kadına yönelik suçlarda birtakım hoşgörü alanları yaratıyor. Yani ağırdan alarak bir anlamda kadına yönelik şiddete yol açıyor.
Nihai hedef sokağa çıkamayan kadın
Aslında bana sorarsanız, varmak istedikleri nihai hedef kadını sokağa bile çıkmaktan korkan, duygularına pranga vuran, kocasına hayır diyemeyen, hatta kocasız yaşayamayan, babasından kocasına hatta belki de kendi oğluna bile mahkûm bırakılan, toplum içinde tek başına var olamayan bireyler haline getirmek istiyorlar. Magandaların bir türlü önüne geçilmemesinin sebebinin de silah lobisinin TBMM’ne hâkim olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü silah taşımakla ilgili hukuki boşluklar bırakırsanız, neticede magandalar oluşur. Ve maçlardan sonra insanlar balkonlarda ölür. Aynı şekilde kadınlara yönelik şiddeti cezalandırmada da boşluklar bırakırsanız, kadına yönelik şiddet artar.

- Kitapta da bundan örnekler görüyoruz
Evet. Mesela Amerikalı kadını raylara yatırıp tecavüz edip öldürdüler. Gazetelerimiz, gazetelerimizin köşe yazarları dâhil, toplumun verdiği ilk refleks, “kadının orada ne işi vardı?” şeklinde oldu. Aynı raylarda bir erkek öldürüldüğünde erkeğin ne işi var demiyoruz. Biz şehrimizi her santimetrekaresinde kadınların özgürce yürüyebileceği bir yer haline getireceğimize, kadınların sadece bazı semtlerinde gezebileceği bir şehir haline getiriyoruz. Kadın dünyasını bir takım gettolara mahkûm ediyorlar.

- 152 kadına ilişkin değerlendirmeniz var kitapta. Geneline baktığınızda ilk sırada “acı” duygusu yayan kadınlar ön planda sanki. Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan ya da Serpil Öğretmen gibi… Sonra, düşündüğümüzde, duyulan saygıyla birlikte “öfke”yi de çoğaltan kadınlar geliyor. Türkan Saylan ya da Kuddusi Okkır’ın eşi Sabriye Okkır gibi… Buna katılır mısınız ve üçüncü sıraya hangi duyguyu yerleştirirsiniz?
Size samimiyetle söyleyebilirim ki, eşim de basılmadan önceki halini okuduğunda aynı değerlendirmeyi yaptı. Ama benim böyle bir çabam olmadı. Yazıları kendimce bir tesadüf silsilesiyle yerleştirdim. Birinci yazı, yirmi sekizinci yazıdan daha değerli ya da daha az değil benim açımdan. Hepsi bir arada ve aynı değerde olduğu için ben dizin veya indeks de koymadım. Yani kadınları zaman ve mekân sıralamasına da sokmadan, gelişigüzel yerleştirdim. Belki de erkek duygusunun bilinçaltı mıdır bilemiyorum, böyle bir sıralama oluşmuş. Bu tamamen tesadüfi…

KADINLARIN BAŞINA GELENLERDEN SUÇLULUK VE UTANÇ DUYUYORUM
- Erkek okurlarınız ne bulacak bu kitapta? “Erkek egemen” bir toplumun insanları olarak neler düşünecekler sizce?
Ben kız babasıyım. Samimi duygularımı paylaşmam gerekirse, ancak kızım doğduğunda toplumda kadınların başına neler geldiğini veya neler gelebileceğini algıladım. Erkek egemen angut toplumun kadınların başına hangi çoraplar ördüğünü (ki kadınların en özgür yaşayabileceği bir kentte, İzmir’de doğdum) kadınlara yönelik tehditleri maalesef kız babası olduğumda öğrendim. O zaman gazeteciydim, kendi adıma, (duyarlı erkek babalarını tenzih ederek) kız babası olduğumda bunu fark ettim. O günden beri kadınların başına gelenlerden kendini suçlu hisseden ve utanan biriyim. Bu duygularla yazdım. Dolayısıyla bu kitabı okuyacak olan erkeklerinde bu duygularla okuyacağını düşünüyorum.

- Belleğimizde trajik olaylarla iz bırakan çocukları da görüyoruz kitabınızda. Bu çocuklardan bahseder misiniz biraz? Devlet ve toplum olarak çocuklara nasıl bakıyoruz?
Biz göçebelikten gelen bir toplumuz. Evinin içiyle ilgilenen kapısının önüyle ilgilenmeyen bir toplumumuz. Biz, Tayyip Erdoğan gibi sarayda da yaşasak gecekonduda da yaşasak, aslında yaşadığımız o alan bizim çadırımızdır. Çadırın içiyle ilgilenen çocuklarız. Çadırını önündeki ne kadar pislik olursa olsun bizi ilgilendirmiyor. Kapının içinde boş vita kutusunu bile atmıyoruz, ama memleketin Telekomlarını el âleme versinler hiçbir aidiyet hissetmiyoruz. Bizim maalesef en büyük sorunlarımızdan bir bu. Dolayısıyla bu çocuklarımıza da yansıyor.

SADECE KENDİ ÇOCUKLARIMIZ ENDİŞELENİYORUZ
Sadece kendi çocuklarımız endişe ediyoruz, sadece kendi çocuklarımız için mutlu oluyoruz. Hâlbuki o kaybettiğimiz çocukların tamamı bizim çocuklarımız. Başarılı çocukların başarısı da bizim, başarısız oluyorlarsa onların başarısızlıkları da bizden kaynaklanıyor. Tabii bu göçebe kültürü bize bir de unutmayı getiriyor. Unutuyoruz. Üzülmeyenleri zaten saymıyorum, ama herhangi bir evladımızın başına gelen bir felaketi bile üç buçuk saniye sonra unutuyoruz.

- Bunda medyanın da rolü var mı sizce?
Tabii ki. Bunu ahlaksız medya sağlıyor. Çünkü sonuçta yurttaşlar da işinde gücünde. Sokaktaki hiçbir insan bir akademisyen ya da bir gazeteci duyarlılığıyla gündemi takip edemez, gündemi diri de tutamaz. Böyle bir gücü de yoktur. Ama medyanın böyle bir gücü vardır. Dolayısıyla unutmamız için medyanın hatırlatması lazım. Bu dünyada da böyle yürüyor. Türkiye’de tam tersine. Medyanın, toplum alıklaşsın, ahmaklaşsın, unutsun diye çaba sarf ettiğini görüyoruz. Bu yüzden toplum giderek daha fazla, kadın ölümlerini, çocuk ölümlerini, faciaları kanıksıyor.

- Biraz önce göçebelikten henüz kurtulamadığımızı söylediniz. 92 yıllık Cumhuriyet tarihimiz var. Hâlâ çadır toplumundan çıkamadıysak vay bizim halimize…
Bu soruyu sormanız çok iyi oldu. Söylediklerimiz karamsarlığa yol açtığına mutlaka peşinden bu açıklamayı yapma gereği duyuyorum. Mesela Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da o vapura bindiğinde 15-20 kişiydiler. O gün Türkiye’nin nüfusunun 10 milyon olduğunu varsayarsak, onu tanısa da tanımasa da ideallerine inanan insan sayısı taş çatlasa yüzde bir. Bizim çağdaşlaşma ya da aydınlanma olarak tabir ettiğimiz Mustafa Kemal’in yaşama biçimine inanan insan sayısı yüzde ellinin üzerinde. Dolayısıyla zaman bizim lehimize işlemiş. Bu çağdaşlaşmanın dışında kalmış ya da kalmak isteyen bir kitle de var. Bunların da zamanla kaybolacağını düşünüyoruz. İletişim araçlarının da gelişmesiyle her türlü felaket ve karamsarlıktan haberdar olduğumuz için toplum kötüye gidiyormuş gibi algılıyoruz. Sadece AKP döneminde toplum kötüye gitti. AKP iktidarından kurtulur kurtulmaz uzun atlamacı gibi her konuda sıçrama yapacağından eminim.

- Türkiye’nin en çok okunan köşe yazarlarından birisiniz. Medya eskiden de içeriden ve dışarıdan çok eleştiri alırdı ama bugün durum daha farklı sanki. Günümüz medyasına baktığınızda neler söyleyebilirsiniz? Geçmişe ve yakın geçmişe kıyasla bugünün temel farkı, belirleyeni nedir medya açısından?
Medyada ahlaksız insanlar her zaman vardı. Mütareke basınında da vardı. Ali Kemaller bu topraklarda yaşadı. İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Amerikan Mandacaları… Mustafa Kemal’e “başı ezilesi yılan” diyen Ali Kemaller vardı. Demokrat Parti iktidarı döneminde de devletten nemalanan, parayla kalemini satan bir sürü “lavuk” vardı. Biz bu güne kadar bu sorunlarımızla yüzleşmediğimiz, göğüs göğse gelme cesareti göstermediğimiz için ahlaksız sayısı artıyor. Bugün de biz eğer medyada var etmeye devam edersek ben eminim ki on sene sonra bugünkü tetikçi medyayı mumla ararız.

AHLAKSIZ GAZETECİLER OKUNMASIN
- Nasıl temizleyebiliriz bunları?
Birincisi ahlaksız gazeteciler okunmasın. Ahlaksız gazeteler satın alınmasın. Benim içimi çok acıtan bir örnek vermek istiyorum. Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında birçok insanın hayatı kaydı. Ölümler oldu, canına kıyanlar oldu, ailesinden birileri feci şekilde hayatını kaybedenler oldu. Bu sadece onlarda değil, toplumda da müthiş bir travma yaşattı. O dönemde benim de arkadaşlarım hapisteydi. Televizyonlarda hapiste olup cevap veremeyecek insanlara akla hayale gelmeyecek iftiralar atıldı. CNN Türk’te, NTV’de, HaberTürk’te (yandaş ve imam medyasını zaten saymıyorum) ama kendini özgür bağımsız ilan televizyonlarda birbirinden ahlaksız tipler hapisteki insanlara iftira üstüne iftira attılar.
Sonra Anayasa Mahkemesi kararıyla dışarı çıktı. Dışarı çıkanların bazıları ilk olarak bu ahlaksız insanlara konuk oldu. İftira ile müebbet hapis alan adam, ona iftira atan adama konuk oluyorsa, bence o iftira az bile. Biz gazeteciye ahlaksız diyorduk, ama ona konuk olan adam da ahlaksız. Biz bu ahlaksızlık meselesini halletmezsek bunlar böyle devam eder.

- Burada yine bir çıkar mı var acaba?
Yok yok, burada bir yüzsüzlük, arsızlık geri zekâlılık var. Mesela, “başörtülü başımıza saldırdılar, yerlerde tekmelediler gördüm ben” diyen gazeteci hâlâ bu ülkede gazetecilik yapıyorsa, Ergenekon’dan Balyoz’dan müebbet almış general kendisine iftira atana konuk oluyorsa, zaten o generali bizim sokağa salmamamız gerek. Çünkü o artık topluma da zararlı. Ahlaksız gazetecileri, mağdurla bile ödüllendiriyor. Bu tabloyu değiştirmezse biz bu işin içinden çıkamayız.

- Peki, nasıl düzelteceğiz?
Ben hayata gülümsemeye inanıyorum. Gülümseyerek çözeceğiz. Çağdaşlık bizim lehimize akıyor. Tayyip Erdoğan farkında değil ama Tayyip Erdoğan dönemi de bitecek. Medyayı organize ederek, tek sesli hale getirerek, medyayı düzene sokmaya çalışarak bir yere varamazsınız. Bunu Pravda da yapamadı. Gazeteyle olsaydı, Sovyetler Birliği bugün hâlâ ayakta olurdu.
Gazetecilik için de şunu söyleyebilirim; ben AKP dönemin de beş ya da altı kez işten atıldım veya istifa ettim. Bu dünyanın sonu değil. Gider başka yerde yazarsınız. Gazetecilik böyle. Çok güvenli bir iş istiyorsanız, gider tapu dairesinde memur olursunuz. Veya parayı çok seviyorsanız gider borsada çalışırsınız. Gazeteci olup, “ben neden işten atıldım” diye ağlamak bana komik geliyor. Gerçekten gazeteci olup, işten atılan arkadaşların tamamı gazeteciliğe devam ediyor. Sansür tek kanallı TRT döneminde belki geçerliydi, ama günümüz teknolojik ortamında artık mümkün değil.

- Son olarak kitabınızda hangi kadınlar yer aldı?
Bana soruyorlar “bütün kadınlar var mı?” diye. Böyle bir şey mümkün değil. Kadınlar konusunda bir erkeğin dört dörtlük olması zaten düşünülemez. Ama her kesimden kadın var. Türkiye’nin ilk canlı bombacısı olan kadın da var. Bu ülkenin yurttaşları, bir kadın neden bomba olur diye kafa yormuyorsak, o zaman Milli Mücadele’de Kara Fatma’nın verdiğin mücadeleyi de anlayamayız. Neden bir kadın yurtsever olurken, diğer neden Cumhuriyet’e karşı kendini silah yaparak dikilir. Bizim bunları konuşmamız gerekiyor. Ben bir adam kitabı yazsam herkes adam değil. Herkes erkek ama herkes adam değil. Ama kadınlar için böyle bir şey söz konusu değil. Ben kitapta bir Türkiye panoraması çıktığını ummak istiyorum.

Kadın
Yılmaz Özdil
Kırmızı Kedi Yayınevi
368 s. 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.