Tek miyav, ne çok anlam

Kediler hakkında ne yazarsak yazalım kendimize göre mi yorumluyoruz? Şu yazdıklarıma, pek çok kedici bıyık altından gülmüştür: “Ah çocuğum... Sahiplenmek ve kedi... Sen daha yolun çok başındasın belli!” Ben sözü, yılların kedicilerine bırakayım en iyisi.

Tek miyav, ne çok anlam
27 Kasım 2015 Cuma 15:07

Nurgül Ateş

Yeni taşındığımız yerde, bir sokak kedisi beni seçti. Ne zaman dışarı çıksam, hangi çöp bidonuna dalmış olursa olsun kafasını çıkarıyor. “Miyav! Bana mı baktın?” Dışarıya bir kap mama bırakırım, renk renk boy boy kedi etrafımı çevreler, bu kedi hemen kalabalığı yarar. “Miyav! Siz bi çekilin bakalım! Yemek getirmiş benimki.”
İşin ilginci, kediler de çekiliverirler. O, kafasını mamadan kaldırıp izin verince, bekleyenler, yemeye koyulur. Kendime pay çıkarırım: Bu, beni sahiplenmek değil mi?
Kediler hakkında ne yazarsak yazalım kendimize göre mi yorumluyoruz? Şu yazdıklarıma, pek çok kedici bıyık altından gülmüştür: “Ah çocuğum... Sahiplenmek ve kedi... Sen daha yolun çok başındasın belli!”
Ben sözü, yılların kedicilerine bırakayım en iyisi.

YAŞLI KEDİ BİLĞELİĞİ
Hüsnan Şeker’in “Öykücü Mia”sı, fuardan topladığım kedi kitaplarından biri. Kitap, Mahatma Gandi’nin bir sözü ile başlıyor. “Bir milletin büyüklüğü ve ahlaki gelişimi, hayvanlarına nasıl davrandığıyla anlaşılabilir.”
Mia, evin kızı Tuğba’nın çok sevdiği bir kedidir. Ne ki Tuğba artık üniversiteyi kazanmış, başka bir şehirde yurtta okumaktadır. Evin annesi de kızını ziyarete gidince, Mia’nın bakımı evin babasına kalır. Baba değil, Koca Gölge… Koca Gölge, Mia’yı tuttuğu gibi, uzak bir yere götürüp terk ediverir. 12 yıllık bir hayat, birden değişir. Mia yine de şanslıdır, bir hayvansever onu barınağa getirir. Mia, barınakta karşılaştığı kedilerle dost olur. Yaşının getirdiği sakinlik ve olgunlukla, onlara moral vermeye çalışır. Mia, Tuğbiş’ini aklından çıkaramaz. Ve bir gün, dileği gerçek olur, Tuğbiş’i onu bulur. Meğer baba da, her ne kadar yaptığını kızına ve eşine anlatmasa da, çok pişmandır.
Merhametli, sevgi dolu bir yazardır Hüsnan Şeker. Onun karakteri, hikâye karakterine de yansır. Kendisini sokağa atan Koca Gölge’ye karşı bir nefret göremeyiz Mia’da. Yıllarca Koca Gölge’nin ekmeğini yediğini, mamasının aşısının parasını onun karşıladığını söyler. “Hatta arada bir okşayıp sevmişliği bile var.” der. Onu sokağa atıp bacağının kırılmasına yol açtığı için kırgındır, çok... Ama yine de ondan “canavar ruhlu” diye bahsedilmesine izin vermez.
Bir arya kulaklarımızda çınlasın: “Merhamet et Tanrım gözyaşlarım hatrına!”
Mia merhametlidir. Ben merhameti hep, güçlü/büyük/kudretli olanın güçsüz (yetersiz?) olana hissettiği olarak düşündüm. Mia’nın merhameti, yazarın bilinçli seçimi mi? Kediyi insanın, insanda da evin bakımını üstlenen, dolayısıyla iktidarı elinde tutan kişinin üstünde mi tutuyor böylece?
Mia’nın barınakta konuştuğu kedi, kendi yaşadıklarını anlatır. Sokakta karşılaştığı bir çocuk onun başını okşar. O da çocuğun parmaklarını koklamak ister. Çocuğun annesi çocuğuna zarar verecek diye panikler. Çığlığı basar. O çığlığı basınca çocuk ağlar. Ve çocuğun babası, kaptığı bir taşı, kedinin başına fırlatıverir.
İşte bu kedidir, Koca Gölge’ye canavar ruhlu diyen. Onun yaşadıklarından yola çıkarak, insanlar hakkında kötü düşünmesini ister istemez haklı da buluruz.
Merhamet, “şanslı azınlık”ın hissedebileceği bir duygu mudur?
“Merhamet, insanın hafızasının, tecrübelerinin meyvesi, hayat acıları ve talihsizliklerinin ürünüdür.” demiş Thomas Wolfe.
O vakit tekrar soralım; merhamet, “şanslı azınlık”ın hissedebileceği bir duygu mudur?
Mia’yı şanslı azınlıktan sayarsak tabii... Terk edilmek (yazıyla da yazayım: tırnak içinde) “şanssızlık” ise, 12 yıl bir evde sevgi ile bakılmak da “şans” mıdır? Yoksa hak mı?
“İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız bir davranıştır.” Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 6. maddesi böyle diyor. “Öykücü Mia” kitabı da, Hayvan Hakları Güncesi / Kedi Sohbetleri üst başlığını taşıyor, arka kapakta da bu madde verilmiş.
“Öykücü Mia” insani pek çok hissi, kâh zaaf kâh yüce gönüllülük olarak değerlendirebileceğimiz durumları tartışabilmemiz için bir fırsat. Çocuklar kadar yetişkinler için de, hayvanlara nasıl davranıldığını gösteriyor. Taşı atan da insan, kafası yaralanan kediyi sarıp sarmalayan da... Kime sorsak insani değerlerin neler olduğunu anlatır da... Sorun, insanın insani değerleri barındırmayı önemseyip önemsememesine dayanıyor.
Kitabın sonunda, “tekrar buluşuncaya kadar” demiş Mia. Görüşmek üzere Mia, en içten miyavlarımla...
(Öykücü Mia, Hüsnan Şeker
Res: Burcu Karacalar, Altın Kitaplar, 56 s.)

KEDİ VARKEN YORGAN NİYE?
“Seni Kediyorum” iki koldan ilerleyen bir roman. Bir yandan bir konuşma balonu ile bir kedinin hayatını okuyoruz. Öte yandan, bu konuşma balonu ve kedinin de içinde yer aldığı bir çizgi roman üzerine çalışan Orhan Bey ve ailesinin hayatını… Biz aile yönünde ilerlerken, anlatıcımız evin küçük kızı Başak. Ne zaman ki babasının üzerinde çalıştığı çizgi romanı karıştırır, içinde bir şüphe uyanır kızcağızın. Yoksa babası başka bir kadına mı âşıktır? İçindeki Şerlok Başak, her yeni bilgide şüpheye düşer, neyse ki Başak içindeki Şerlok’un her dediğine balıklama atlamak yerine akıl süzgecinden geçirir. Yoksa babasının mırıldandığı şarkılardan bile anlamlar çıkarmak işten bile değildir. Kimdir babasının aşkı yahu? Başak bu soruyu sorar durur ara ara.
Başak’ın ablası Çağla, yani bizimkinin deyimiyle Çekilşurdan… Ergenliğe girdiği için ailesinin ablasına gösterdiği büyük anlayışı zaman zaman kıskanır Başak. Aralarındaki yaş farkı bunca azken, bu ayrım neden?
Konuşma balonu ve kedi üzerinden ilerleyen bölümlere de bir göz atalım. Kedi, son zamanlarda kendisine iyi bakılmadığından şikâyetçidir. Yoksa âşık mı olmuştur sahibesi? Ne dersiniz, bu iki ayrı düzlemdeki “yoksa âşık mı”lar bir noktada birleşir mi? Konuşma balonunun dertçeğizi ise, tıka basa sözcüklerle doldurulmasıdır.
Konuşma balonunun şikâyetlerini bizim sayfa sekreteri de tekrarlamadan, yazıma noktayı koymalı. Merak öğesini hep diri tutan anlatımıyla, “Seni Kediyorum” bence okunmalı mutlaka.

KEDİ KÜTÜPHANESİ

Anne Kedi ve Yavruları
Gülsüm Cengiz
Res: Gökçe Akgül
Say Çocuk, 16 s.

Babamın Gözleri Kedi Gözleri
Sevim Ak
Can Çocuk Yayınları, 103 s..

Hınzır Kedi Toful’un Günlüğü
Anne Fine
Çev.: S. Özpalabıyıklar
YKY, 52 s.

İki İsimli Kedi
Linda Newbery
Çev: Meral Alatan
Kırmızı Kedi Yayınları, 76 s.

Kedi Kız Minus
Annie M.G. Schmidt,
Çev: Gül Özlen
Çınar Yayınları, 176 s.

Kedilerin Kaybolma Mevsimi
Behiç Ak
Günışığı Kitaplığı, 96 s.

Kediş’in Armağanı
Aytül Akal, Res: Gökçe Yavaş
İş Bankası, 30 s.

Mızmız Mırnav Serisi
Ayla Çınaroğlu
Res: M. Delioğlu
Uçanbalık Yayınları, 32 s.

Mutsuz Kedi Dila
Tülin Kozikoğlu
Res: S. Girgin
Redhouse Kidz Yayınları, 28 s.

Sahibini Gezdiren Kedi
Hidayet Karakuş
Bilgi Yayınevi, 104 s.

Seni Kediyorum
Asuman Portakal,
Res: Nuran Balcı Özekçi,
Altın Kitaplar 200 s.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.