‘Kızıl Sultan’nın fotoğraf tutkusu

Roman Abdülhamid’i yaşam çizgileriyle romanlaştırdığı kadar, daha çok da fotoğrafların ve fotoğrafçıların belgesel bir dökümü olmuş. Abdülhamid’in kuşkucu kimliğiyle Yıldız Sarayı’nda zengin bir envanter oluşumuna yol açan fotoğrafa ilgi ve merak, roman boyunca belgesel bir içerik de kazanmış oluyor böylece

‘Kızıl Sultan’nın fotoğraf tutkusu
04 Aralık 2015 Cuma 14:24

Kaya Özsezgin

Teknik bir icat olarak fotoğrafın bulunduğu tarihten bir yirmi yıl sonra Osmanlı Sarayı’nda uyandırdığı yankıya benzer bir gelişmeye başka ülkelerde tanık olmak, pek mümkün değil. Gözle izlenen bir nesnenin bire bir karta yansıması, 19. yüzyılın başlarında inanılması güç bir olgu olduğu kadar, insan belleğini kurcalayan ve ilgiyi sürekli olarak tahrik eden bir “mucize” olarak görülmüştü Osmanlı aydınları arasında. Özellikle de sarayda, saray ileri gelenlerinin öncülük ettiği bir çaba sonucunda albümleri dolduran fotografik enstantaneler, yabancı kökenli fotoğraf uzmanları tarafından üst düzeydeki kişilere sunulmuş değeri kuşku götürmez görsel belgelerdi. Bu görüntüleri model alarak resim yapanların, gerçeklik olgusunun biçime ve renge yansıyan uygulama olanağından dolayı, fotografik gerçekliğe tutku ölçüsünde bağlanmış olmaları, belki de salt bize ve bizim kültürümüze özgü bir çalışma yöntemi yaratmıştı.
Bu konuda belgesel araştırmalara eskiden beri gönül köprüsü kurmuş olan Gültekin Çizgen, bu kez Sultan Abdülhamit döneminde sarayda neredeyse bir efsaneye dönüşen fotoğraf tutkusunu konu alan “Yıldız’ın Gözüromanını kaleme almış. Fotoğrafların ve fotoğrafçıların, yazar tarafından düşlenmiş ve kurgulanmış bir öyküsüdür bu roman.

BELGESEL ROMAN
Çizgen, kitabın başına koyduğu önsözde bu konuda ilk kez bir roman kaleme almanın “çok zor bir başlangıç” olduğunu belirtiyor, romanda “hafıza ve hayal gücünün işbaşı yaptığı”na değiniyor. Yıllar önce Avrupa fotoğrafının kültür adamı Fritz Gruber’e konunun ana öyküsünü anlatmıştır, ama “araştırma ve anlamak dürtüsü”nün yönlendirdiği öykü akışını, romana dönüştürmek gene de zor bir iştir kuşkusuz. Ama Çizgen bu denemeyi, bir tür belgesel roman düzeyinde ele alarak roman kanavası üzerine oturtmakta zorlanmış görünmüyor.
Romandaki temel motif, bizim yakın tarihimizde “kızıl sultan” olarak ün yapmış olan Abdülhamid’in Yıldız Sarayı’nda biçimlenen fotoğraf tutkusudur.
Elbet bu tutkuyla bağıntılı olarak dönemin siyasal ve sosyal olayları da yeri geldikçe söz konusu ediliyor. Bilgi ve uyarılarıyla Çizgen’in yolunu aydınlatanlar olmuştur elbet. Doğrusu ben kendi payıma, yazarın romanda yarattığı tiplerle (Emina ve fotoğraf sanatçısı Kerim Can) “fotoğraf dünyasının sultanı” dediği Abdülhamid’in tutku ve zevklerini, dünya görüşünü içeren ayrıntılarla, bu dönemi irdeleyici bakışında, değme romancılara taş çıkartan bir söylem geliştirmiş olmasını ilginç buldum. O nedenle de kitabı satır satır okumak, bende renkli çağrışımlar uyandırdı.

ABDÜLHAMİD’İ YAŞAM ÇİZGİLERİ
Yazarın da haklı olarak belirttiği gibi, bu roman Abdülhamid’i yaşam çizgileriyle romanlaştırdığı kadar, daha çok da fotoğrafların ve fotoğrafçıların belgesel bir dökümü olmuş. Abdülhamid’in kuşkucu kimliğiyle Yıldız Sarayı’nda zengin bir envanter oluşumuna yol açan fotoğrafa ilgi ve merak, roman boyunca belgesel bir içerik de kazanmış oluyor böylece.
Romana, Emina Alaybegoviç’in kitap boyunca renkli izlenimlerini içeren bir metinler toplamı gözüyle bakmak yanlış olmaz. Peki ama, nereden kaynaklanıyor Abdülhamid’in fotoğrafa düşkünlüğü? O da bir sanat meraklısı olan “cennetmekân pederi” Abdülmecid’in bütün çocuklarına aşıladığı müzik kültürü, özellikle de Abdülhamid’in marangozluğa tutku ölçüsündeki eğilimi olmasaydı, “fotoğrafa bu derece yapışmış” olmayacaktı. Ayrıca fotoğrafa düşkünlüğüyle bağlantılı olarak hafiye romanlarına, Dr. Watson’a olan hayranlığı da Abdülhamid’in çevresini gözlem altında tutmasında birer etken olmalıydı. Örneğin İngiliz siyasetini yakından izlemesinde de fotoğrafa bir hafiye titizliği içinde yaklaşmasının payı vardı kuşkusuz. Ona göre dünyanın her yerinde herkes tarafından anlaşılan “tek dil”di fotoğraf. Yıldız Sarayı’nın duvarlarında, başta Şeker Ahmet Paşa olmak üzere dönemin Batı tekniğine göre çalışan ressamlarına yer vermekle, sanat zevkinin bir bütün olduğuna vurgu yapmış oluyordu.
Gültekin Çizgen’in romanında, saraya fotoğraf belgelerini taşımış olan yabancı kökenli fotoğrafçıların adları, başta Phebüs Efendi olmak üzere sık sık geçiyor. Böylece romanın konularını izleyenler, bizde bu etkinliğin kökeni hakkında da bilgi edinmiş olacaklar.

FOTOĞRAFIN GEÇİRDİĞİ SERÜVEN
Demek ki Abdülhamid gibi kuşkuyu yaşamından silip atamamış bir padişah açısından, çağın icadı fotoğraf, Yıldız Sarayı’nın “göz”ü idi aynı zamanda. Fotoğraf kamerasına girmiş olan her kare, yaşamın kuşku götürmez yansıması, el altında tutulması gereken bir belgesiydi. En azından padişahın fotoğraf tutkusunda bunun önemli bir payı vardı.
Gültekin Çizgen, romanında değindikleriyle yetinmemiş, kitabın sonuna eklediği notlarda yerli ve yabancı fotoğrafçıların kısa biyografilerini vermeyi ihmal etmemiş. Romanı kaleme alırken, Abdülhamid üzerine yazılmış olan belli başlı kaynakların dökümünü veriyor bu arada. Böyle bir yöntem, yukarda değindiğim gibi, söz konusu kitabı “belgesel roman” düzeyine çıkarıyor, ülkemizde fotoğrafın geçirdiği serüvene de ışık tutmuş oluyor.
Feridüddin Attar’ın “Mantık-üt Tayr” kitabında “Simurg”a ulaşmak için yola çıkan otuz kuşun öyküsü anlatılıyordu. Söz konusu kitapta adı geçen padişah, güzel bir köşk yaptırmış ve içine de her an kendisini görebileceği bir ayna koydurmuştu. Aynalar zaman içinde fotoğrafa dönüşünce, fotoğraf kartlarının aynadan farkı kalmamış, her kart bir ayna olmuştu.
Eskinin kahverengi tonlu fotoğrafları, bugün her an çekilebilen “alaminüt” fotoğraflarla, birer efsane olmaktan çıkmış bulunuyor olsa da, yalnız Abdülhamit’in kuşkulu gözü değil, aradan şu kadar zaman geçmiş olsa bile, bizim gözümüz de o kahverengi tonlu fotoğraflardaki sırrı keşfetmeye her an eğilimli değil mi?

Yıldız’ın Gözü
(Fotoğrafların ve Fotoğrafçıların Romanı)
Gültekin Çizgen
Alter Yay.
248 s.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.