Kardeşini niçin kıskanmalısın

Nahid Sırrı’nın “Kıskanmak”ını düşünün... Seniha’nın Mükerrem’i kıskanmasını isterdik, bu hepimizin yüreğine su serperdi. Mükerrem gençti, güzeldi, hayat doluydu. Seniha onu kıskanmasın da ne yapsındı... Bunu anlardık... Olması gereken buydu... Nahid Sırrı bize çok daha derin bir yarayı gösterdi; Seniha’nın hesabı, kardeşi Halit’leydi...

Kardeşini niçin kıskanmalısın
18 Aralık 2015 Cuma 13:51

Nurgül Ateş

Nahid Sırrı’nın “Kıskanmak”ını düşünün... Seniha’nın Mükerrem’i kıskanmasını isterdik, bu hepimizin yüreğine su serperdi. Mükerrem gençti, güzeldi, hayat doluydu. Seniha onu kıskanmasın da ne yapsındı... Bunu anlardık... Olması gereken buydu... Nahid Sırrı bize çok daha derin bir yarayı gösterdi; Seniha’nın hesabı, kardeşi Halit’leydi...
Aileler, kardeş sevgisinin ne bulunmaz bir nimet olduğunu anlatır durur da, nedense bazı aileler her “yeni” çocukta “eski”nin ruhunu örselemekten geri duramazlar. Adeta bile isteye, kendi çocukluklarının intikamını alırcasına...

BUNU SANA ÖZEL BİRİ GÖNDERDİ
“Bir gün kreşten döndüğümde dedemi beni beklerken buldum. Çok heyecanlı ve sabırsızdı.” (s.16) Dede, torunun kreşten dönmesini bekleme görevinden ötürü kızgındır. Kahramanımız Tolga gelince, birlikte hastaneye giderler. Çünkü Tolga’nın bir kardeşi olmuştur. O sırada Tolga’nın 4 yaşında olduğunu öğreniyoruz. Biz hikâyeyi Tolga’dan dinliyoruz. Ama kaç yaşındaki Tolga’dan dinliyoruz, bilemiyoruz. Bir şey anlatırken, “...ama sonra gark ettim ki suçlanmış bir çocuk gibi duruyor...” diyen (s.20), “Artık evde kendimi yabancılıyordum” diyen (s.23) Tolga kaç yaşındayken bu olayı anlatıyor, kavramak güç.
Tolga’nın çocukça tepkileri olmasını beklemek normal. 4 yaşında bir çocuğun, annesine sarılmak istemesini ve annesi onu azarladı diye annesinin üzülmesini istemesini de anlıyoruz. Ama anneyi, kardeşini kastederek, “Buralarda bir kedi mi var? Bir kedi miyavlaması duydum da...” (s.20) diyerek üzmeye çalışması düşündürüyor. Zira bu, karşılaştırma yapmayı bilen içten pazarlıklı bir yetişkin sesi değil mi?
Bebek doğana kadar Tolga’nın harika bir hayatı olmuş, hep el üstünde tutulmuş. Karşılaştırma yapmayı bilmeyen, çünkü buna ihtiyaç bile duymayan, ailenin biricik akıl küpünün, bir kardeşi olunca duygularının karışmasını, kendini kötü hissetmesini çok iyi anlıyoruz da... Bazı tepkiler yetişkin algısı kokuyor.
Bebek eve gelir, Tolga onu hiç istemez. Onu sevmediğini söyler. Onu istemediğini söyler. Babasının bu konuda tavrı nettir, kardeşi Can’ın da o evin çocuğu olduğunu açıklar.
“Hayatım öyle zorlaştı, öyle zorlaştı ki... Beni kreşe yazdırdılar.” (s.25)
Ben mi yanlış anladım, dede, torunun kreşten gelmesini beklememiş miydi hastaneye gitmek için?
Ayla Kutlu, bir çocuğun kardeşi olduğunda duyduğu sözleri, kendisine sorulmaksızın verilen sorumlulukları ve karşılaştığı zorunlulukları ne güzel örneklendiriyor. Kardeşini de götür, kardeşini koru, kardeşini eğlendir...
Sorun nerede peki? Ayla Kutlu, burada kahramanlarını neden konuşturamıyor? Kıskançlık hissinin nasıl doğduğunu, yetişkinlerin tavırlarının büyük çocuğun ruhunda açtığı yaraları göstermesiyle; kıskananın kötü çocuk, kaka çocuk olduğunu söyleyen yetişkinler gibi davranmamasıyla bizi metne bağlarken, kıskanan çocuğu ve arkadaşlarını neden bir yetişkin sesle konuşturuyor?
Metnin içinde bolca kalıplaşmış ifade kullanıyor Kutlu. Ve ilginçtir, yazar metne bu ifadeleri yedirmek yerine, metinden koparmayı seçiyor. Bakın çocuklar, bu bir deyimdir; tabii ki anlamı bu değildir şudur diyor.
“Kaş yapayım derken göz çıkarmamıştım.’ Bakın bu da bir deyim. ‘İyi bir şey yapma amacıyla başlanan bazı işler, var olan durumu bozarak daha ciddi problemler yaratır’ anlamına geliyormuş”. (s.40)
-muş dediğini göre, anlatıcının yetişkin Tolga değil çocuk Tolga olduğunu düşünebilir miyiz?
Kahramanların konuşamamasına iki örnek daha verelim: 4 yaşındaki Can’ın anneye sözleridir:
“Abim kendi harçlığından bana aldı’ diye övünerek ona gösterdi. ‘Adı Caniki!’ dedi. ‘Galiba Can’ımın Can’ı anlamına geliyor.” (s.57)
Bir örnek de kitabın sonundan. 8 yaşındaki Tolga’nın kardeşine söyledikleridir:
“Yooo’ dedim. ‘Saklamam. Ama bazen ayrıntıları canını sıkacak kadar uzatırım. ‘Ballandıra ballandıra anlatmak’ diye bir deyim var, onu kullanırım. Masalların tadı biraz da öyle çıkarmış. Neyse... Masalımızın adı: EYVAH, KARDEŞİMİ SEVMEYE BAŞLADIM.” (s.78)
Kitabın adıdır, çocuğun kardeşine anlattığı masalın adı. Yani kitap, adıyla biter. Bu nedenle de büyük harflerle yazılır. İyice gözüne sokmak için okurun... Nasıl buluş değil mi? Bu, bir yazarın yalnızca çocukların zekâsını, beğenisini küçük görmesi değil, kendi yeteneğini de harcaması olabilir ancak.
İlginçtir, bu kadar yaralayıcı bir konuyu bir çocuk hissiyle görebilmesine karşın hayli korunaklı bir dille, adeta yetişkinlerin de hoşuna gitsin diye yazan Kutlu’nun kitabında, “İşte Ayla Kutlu!” diyeceğimiz bölüm, belki de korumacı-kuralcı yetişkinlerin hiç de hoşuna gitmeyecek, Tolga’nın görünmez olacağına kardeşini inandırdığı bölüm... Otları toplamaları... Kardeşine içirmesi... Geri kalan sıvının ne olacağı sorunsalı... Kardeşin yorumu, abinin tepkisi... Kardeşin başına gelenler... Ayla Kutlu, nasıl da alnının akıyla çıkıyor bu bölümden, dediğim gibi, “İşte Ayla Kutlu!” dedirtiyor. Bir kuştan kopmuş bir tüyün gökyüzünden döne döne, arada esintiye kapılıp yön değiştirerek yere ulaşması gibi doğal bir ahenk içindeki anlatım...
Böyle yazabilen bir yazarı kitabın bütününde ne tutuyor? Kardeş kıskançlığı üzerine doğru düzgün kitap olmadığını söyleyip bu konuda yazmasını öneren, araya kalıplaşmış ifadeler serpiştirir ve bunların anlamını da verirse kitabın tavsiye listelerine gireceğini kendisine fısıldayan bir parlak zekânın mı etkisinde kaldı? Aklıma başka bir ihtimal gelmiyor. Çünkü gerçek Ayla Kutlu bu değil!

Eyvah Kardeşimi Sevmeye Başladım
Ayla Kutlu
Resimleyen: Serap Deliorman
Bilgi Yayınevi
80 s. 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.