İlkbaharın ilk gerçek günü

Öykü yazımı kuramı ve pratiği dahilinde çokça zorluğu içinde barındıran bir tür. Ancak kendi yazınımızda öykünün giderek romana girizgah olarak kullanıldığını görüyoruz. Bu da öyküden çok “öykümsü” ler okumamıza sebebiyet veriyor.

İlkbaharın ilk gerçek günü
04 Aralık 2015 Cuma 14:40

Damla Yazıcı

Öykü yazımı kuramı ve pratiği dahilinde çokça zorluğu içinde barındıran bir tür. Ancak kendi yazınımızda öykünün giderek romana girizgah olarak kullanıldığını görüyoruz. Bu da öyküden çok “öykümsü” ler okumamıza sebebiyet veriyor.
Öykü dünyası giderek daha çok esere kavuşurken daha çok iyi öykü okuduğumuzsa bir masal. Öykümsülerin basıldığı ergenus dergiler paraya para demezken, öyküler basan dergiler kapanıyor ya da bu ergenus dergilerde yer almayan bir öykücüyü tanımıyoruz bile. İyi olmasının pek önemi yok, imaj her şeydir artık edebiyatta.
Bu nedenledir ki, iyi öyküleri okuduğum zaman şahlanıyorum. Oates’in “İlk Aşk” isimli uzun öyküsü iyi öykü nedir sorusunu önümüze seren bir güçte.
Öykü yayımcılıyla dikkat çeken Alakarga Yayınları Erhan Sunar çevirisiyle bu eseri ilk kez Türkçeye kazandırdı. Belirtmeden geçemeyeceğim, çevirinin başarısı her cümlede kendini gösteriyor.
Oates metninde duyguyu da düşünceyi de hassas bir terazide dengede tutmayı sağlamış. Öyküsünü bir beste gibi ele almış. Seçtiği her kelime özenli, akışa uygun ve ifadeye denk. Basit görünen bu üç unsur, aslında bir anlatımı doğru anlatım yapan üç unsurdur. Doğru yerde yavaşlama, doğru yerde hızlanmak hep doğru kelimelere ve onların dizimine bağlıdır. Bunu hangi yazar kotarabilirse hikayesi de o kadar doğru yansıyacaktır. Oates’in öyküsü bunun canlı örneğidir.
Joyce Carol Oates çağdaş Amerikan edebiyatının önde gelen isimlerinden biri. Roman, oyun, öykü, novella, şiir ve akademik türlerde eserler vermiş bir yazar. İlk öykülerini on dört yaşında yazmaya başlıyor ve üretkenliğiyle bilinen yazar, bugün geldiği noktada birçok değerli ödülün sahibi konumunda.
“İlk Aşk” da Oates’in gençlik yıllarında kaleme aldığı bir eser. Öykünün anlatıcısı ilk aşkıyla tanışan on beş yaşında bir kız. Aşkın ve şiddetin geçişkenliği, korkunun doğumu ve karşılıksız olanın buhranlı yapısı anlatının ruhuyla bizi peşinden sürüklüyor. İncelikle yerini bulan mizah: “Josie! Bu yaşında kendini bunca ciddiye alman,” derdi annem sakince. “On bir yaşındaki biri neredeyse yok gibidir.” ve aktarımı sağlamlaştıran iyi benzetmeler: “Açık, pırıl pırıl bir ağustos ikindisi, güneş nehrin üzerinde tıpkı bir yılanın pulları gibi parlıyor.” kitabın tadına tat katıyor.
İnsan çürüyen edebiyatın içinde tüm olgunluğuyla yetmiş sekiz sayfaya sığmış bu novellayı okuduğunda gerçekten yenilenmiş hissediyor. Tavsiye edilir...  

İlk Aşk
Joyce Carol Oates
Çev: Erhan Sunar 
Alakarga Yay. 
78 s.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.