Fransızca bilmeden hepinize Je T’eime!*

İnkâr edilemez bir hakikattir ki, dil bilmek, kişiye çeviri yapma ehliyeti kazandırmaz; çeviriyi yukarıya taşıyan şey, çevirmenin hem dil, hem metin üzerindeki, abartarak söylüyorum, iktidarıdır. Eksiltme yahut çoğaltmanın, anlam kaymasının dahi hoşgörülebilirliğini çevirmenin ehliyeti ve tutumu belirler. Bilhassa da çevirmen, “yazar” gibi, “şair” gibi sıfatlar taşıyorsa

Fransızca bilmeden hepinize Je T’eime!*
18 Aralık 2015 Cuma 13:37

Ne vakit “görünür” oldu çevirmen, anımsamıyorum; lakin Vedat Günyol çevirisinden mi, yoksa Kâmuran Şipal, Ahmet Cemal çevirisinden mi okumalı Kafka’yı diye eşe dosta soralı çok olmadı. Belki on beş, belki yirmi yıl…
“Verwandlung” denilen o büyülü sözcüğün, ne vakit “dönüşüm”, niye bir ara “değişim” olduğuna kafa patlattığımız dönemlerdi; kâh Heinz Politzer tarafından yapılmış yorumuna Şipal sayesinde ulaşır, “Yaaa, demek öyle!”lerle zihnimizi şişirir, kâh Felice Bauer’in mektuplarına Cemal aracılığıyla sızar, bir kez de biz âşık olurduk, hem öyküye, hem de Felice’ye…
Dil bilirdik de, çeviri uzağımızdaydı hâlâ… Kaynak metin, hedef dil, erek kültür falan ilgi alanımıza girmemişti henüz. Gideon Toury, Hans J. Vermeer kim, John Dryden’ın, Susan Bassnett’ın derdi ne bilmezdik hiç. Bu sebeple umursamadık sanırım, Günyol ile Cemal çevirilerinde niye 2 sayfa eksik de, Şipal çevirisinde 12 sayfa… Varsa yoksa metnin “kendi”ydi bizi oyalayan, ne söylediği, nasıl söylediği…

SONRA YAŞLANDIK İŞTE…
Gülten Akın’ın kulağı çınlar mı gittiği yerde, bilmem; sonra yaşlandık işte: Tercüme Bürosu’ndan haberdar olduk, Yazko, Tömer ve Metis Çeviri dergilerinden… Doğan Görsev’le, İsmet Zeki Eyüboğlu’yla, Berke Vardar’la tanıştık. DTCF, Dilbilim Bölümü’nün kapısını çaldık defalarca… Kamile İmer’i, İclal Ergenç’i üzdük kimi sorularımızla: Kürtçe bir dil mi, lehçe mi?
Yine de eksiktik, hamdık; gökyüzünü dört köşe görenler kadar özgürdük ancak… Dikte edilenlerin dışına çıkmadık epeyce bir süre. Büyükler ne derse, doğru olan oydu. Mademki “sterbliche Hülle” (Nietzsche) “ölümlü beden kılıfı”ydı, “Verkehr” (Kafka) dedikleri de “trafik”, bize susmak düşerdi. Haddimize miydi, “Abi o ‘ölümlü beden kılıfı’ değil, bildiğin ‘naaş’, ceset yani…” demek. Yahut: “İlle de sözlükteki ilk anlam değildir, aradığın anlam!” Nitekim bundandır ki “trafik” olarak kalakaldı, “cinsel münasebet”e yapılan gönderme (“Yargı”)…
Geç kavradık, edebi bir çeviride yalnız “anlam”ın değil, “ses”in de (fonetik) aktarılması gerektiğini. Özgün dilden yapılan çevirilerin ikinci dilden yapılanlara göre daha seyrek dokulu olabileceğini… Çevirmenin belirli tasarruf haklarına sahip olduğunu ve bunları suiistimal etmemesi gerektiğini… Ve “mutlak sadakat”e daima temkinle yaklaşmanın önemini…

6 AYDAN 3 YILA KADAR
Derken hayatımıza Dünya Çeviri Günü’nde, 6 aydan 3 yıla kadar hapis istemiyle açılan davalar girdi. “Anayasal düzeni cebren değiştirmeye teşebbüs”ten müebbet çevirmenler girdi.
Oysa çevirmen enikonu bir “aracı”ydı. Özgün dildeki metni, bir şey atmadan yahut bir şey eklemeden, o dili bilmeyenlere aktarmakla yükümlü kişiydi. Tercihlerini, mümkün mertebe egosunu geriye çekip, yazarın lehine kullanan…
İyi de, bu “garez” niye? Kendi söylemediği şeyler yüzünden sanki söylemiş gibi muamele görmesinin izahı ne?
Tamam, bazen ideolojik bir araç olarak kullanıldı çeviri. Yeterince “Marksist/Leninist”, yeterince “sol” bulunmayarak kimi metinlere (kurmaca yahut değil) ilaveler yapıldı.
Benzerlerini kutsal metin çevirilerinde de görmek mümkün elbette. Kasten yapılan tahrifat da var, bilgi eksikliğinden kaynaklanan yanlış aktarımlar da…
Lakin farkındasınız değil mi, kantarın topuzu çoğu kere kaçmış vaziyette… Dil bilmek ve bunu maharetle kullanmak neredeyse “suç” artık…

İNKÂR EDİLEMEZ BİR HAKİKAT
Edebi bir çeviriyi, bir dildeki metni başka bir dile aktarma olarak yorumladığımızda, onu eksik tarif etmiş sayılırız. Zira aktarım esnasında üslubun, sesin, anlamın, dilsel yahut edebi oyunların “hedef metin”e ne oranda yansıtıldığı mühimdir. Kuşkusuz bazen çeviri, “kaynak metin”den daha güzel, daha doğru, daha iyi olabilir; elbette bu güzel, doğru ve iyi kavramlarının içinin izafi şekilde doldurulduğunu peşinen kabul etmek gerekir. Şiir bağlamında söylersek, Melih Cevdet Anday’ın Edgar Allan Poe’dan çevirdiği “Annabel Lee” böylesi bir çeviridir mesela. Orhan Veli’nin Charles Cros’tan çevirdiği “Çirozname”, Behçet Necatigil’in Rainer Maria Rilke’den çevirdiği “Yalnızlık”, biraz zorlarsak Cemal Süreya’nın Guillaume Apollianaire’den çevirdiği “Mireabeu Köprüsü” (aynı şiir için Sezai Karakoç çevirisine de bakılabilir) böylesi çevirilerdir…
Halk ağzıyla söylendiğinde, bu tadından yenmez şiirleri böylesi muazzam kılan, biraz dilin imkânları ise, geri kalanı da çevirmenin maharetidir. İnkâr edilemez bir hakikattir ki, dil bilmek, kişiye çeviri yapma ehliyeti kazandırmaz; çeviriyi yukarıya taşıyan şey, çevirmenin hem dil, hem metin üzerindeki, abartarak söylüyorum, iktidarıdır. Eksiltme yahut çoğaltmanın, anlam kaymasının dahi hoşgörülebilirliğini çevirmenin ehliyeti ve tutumu belirler. Bilhassa da çevirmen, “yazar” gibi, “şair” gibi sıfatlar taşıyorsa…

ÇEVİRİ LANET BİR ŞEY
Vaktiyle Hilmi Yavuz söylemişti (27 Nisan 2011, Zaman gazetesi): Bir çeviri şiirler kaynakçamız yok! Kendini dahi okumaya üşenen fikir insanlarının memleketinde, böylesi bir kaynakça ne işe yarar, üşenmeden açıklamış. Haklı da… Karşılaştırmalı şiir çevirisi açısından bulunmaz nimet sayılabilirdi bu kaynakça. Belki başka açılardan da…
Olsaydı, Orhan Veli’nin Mehmet Ali Sel mahlasıyla çevirdiği Mevlânâ rubaileri daha dikkatle okunabilirdi galiba. Charles Baudelaire’in “Les Fleurs du Mal” şiiri, nasıl kâh Elem Çiçekleri, kâh Kötülük Çiçekleri olarak karşımıza çıkıyor ve nasıl oluyor da, makbul çevirileri arasında Vasfi Mahir Kocatürk’ün, Orhan Veli’nin, Sait Maden’inkiler anılıyor hâlâ, bunu öğrenebilirdik belki. Sabahattin Eyüboğlu’nun Hayyam’ı ile A. Kadir’in Hayyam’ı arasındaki farkı yahut aynılığı idrak etmemiz kolaylaşır mıydı acaba? Nietzsche’yi Ahmet İnam çevirdiğinde (bkz. Şen Bilim) niçin başına takke geçirildiğini düşünüyor, dizelerdeki divan ritmini hissediyoruz da, Oruç Aruoba çevirdiğinde (bkz. Dionysos Dityrambosları) niçin eline eğitmen çubuğunu almış bir posbıyıklının sureti beliriyor gözümüzün önünde, Turhan Oflazoğlu çevirdiğinde de (bkz. Böyle Buyurdu Zerdüşt) niçin içten içe bildiğimiz, ama eşlik etmekte zorlandığınız bir türkünün sözlerini mırıldanır buluyoruz kendimizi, bilebilirdik sanki…
İtiraf edelim; çeviri lanet bir şey! Takdir edilmeniz neredeyse mümkün değil!

PEK HINZIRCA OLMUŞ ÇEVİRİ
Neyse ki hoş şeyler de olmuyor değil. Mesela “Sessiz Soru” ve “Can Kulağı” adlı kitapların şairi, ilk Kültür Bakanı (Nihat Erim Hükümeti) ve Shakespeare, William Faulkner çevirmeni Talat Sait Halman adına düzenlenen Çeviri Ödülü…
Seçici Kurul muazzam: Doğan Hızlan (başkan), Sevin Okyay, Ahmet Cemal, Yiğit Bener ve Kaya Genç… Ödülü, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) “şiir, öykü, roman gibi edebiyat alanındaki yapıtların nitelikli çevirilerini desteklemek amacı”yla başlatıyor. İlki de bu sene veriliyor.
Ve önceden açıklanan tarihte, yani geçen hafta, Siren İdemen’in ödülü, Georges Perec’ten yaptığı “Karanlık Dükkân: 124 Rüya” (La Boutique Obscure: 124 Rêves) çevirisiyle kazandığı duyuruluyor. Martı İstanbul Hotel’de düzenlenen törenle de ödül takdim ediliyor.
İtiraz edilecek hiçbir şey yok belki… Bir iki istisna hariç:
a.) Seçici Kurul’da Yiğit Bener dışında Fransızca bilen yok. Soru: Tüm üyeler Yiğit Bener’e gösterdikleri yüksek itimat nedeniyle mi tercihlerini İdemen’den yana kullandılar?
b.) Ödül gerekçesinde iki kavram dikkat çekiyor: “Hınzırca” ve “yetkin çevirmen notu”… Soru: “Hınzırlık” bir ölçü birimi olabilir mi çeviride? Dahası: Dipnot, çevirinin niteliğini belirleyebilir mi?
c.) Söz konusu kitap, ödülden üç ay önce, yani eylül ayında basılmış. Soru: Hangi ara haberdar oldunuz ve özgün dille karşılaştırma yapmadan (zira biri hariç, diğerleri Fransızca bilmiyor) çevirinin “yetkin” olduğuna karar verdiniz?
Kültür ile sermayenin kol kolalığını düşününce, aklıma bir Mirkelam şarkısı geliyor nedense: Kaderin bitmek bilmeyen oyunu mu bu?
Ferhan Şensoy’un “İngilizce Bilmeden Hepinizi I Love You” adlı eserinden ilhamla…


Etiketler; #Fransızca

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.